Etiket Arşivleri: FAST FOOD

İYTE Gıda Bülteni 4. Sayısı

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Gıda Mühendisliği bölümünde hazırlanan gıda bültenin ana teması “Fast Food”. Bültenin içeriğinde Fast Food’un tanımı, hangi yiyeceklerin fast food olduğu, fast food kültürünün (!!!) tarihçesi, avantaj ve dezavantajları, fast food ile kanser ilişkisi, toplumun hazır yemek bilinci gibi “Fast Food” hakkında bilinmesi gereken birçok konu yer alıyor. Okunması kesinlikle tavsiye olunur.

Sağlıklı Polisakkaritler

SAĞLIKLI POLİSAKKARİTLER
Modern ülkelerdeki yeni hayat tarzları özellikle kötü yeme alışkanlıklarından kaynaklanan obezite ve kardiyovasküler (kalp damar) hastalıklar gibi kronik hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor. Tüketicilere yararlı, sağlıklı yiyecekler sağlayarak çözüme ulaşılabilir.
Sağlık özelliklerini geliştirme amacıyla İlk aşama olarak vitamin, mineral(Ca, Ma)veya önemli yağ asitleri eklendi.
Son yüzyılda düşük yağ içeren ürünlerin artmasıyla yeni bir strateji oluşmuştur. Lif ve probiyotik içeren polisakkaritlerin, sözde yedek yağların keşfiyle çözüm bulundu.
GİRİŞ
1997 yılında Amerika’da ölümlerin yaklaşık%31 kalp hastalığı, %23 kanser, %7serebrovasküler(Beyin damarları ile ilgili)%5 te akciğer tıkanıklığı vakaları nedeniyle gerçekleştiği saptanmıştır.
Temel gıda alanında başvurulan araştırmalar sadece belli geleneksel beslenme biçimlerini kalp hastalıkları, felç ve birçok kanser çeşidi gibi mevcut kronik hastalıklarla ilişkilendirildiğini değil, bunların altında yatan sebeplari ve engellenmesini sağlayacak düzenleri de sağlamaktadır.
Son 30 yıldır fast food restoranları düşük fiyatları nedeniyle gençler arasında fazlasıyla popüler olduğu için sayıları oldukça artmıştır.
Ayrıca, 1999 yılında amerika’da düşük lif içeren beslenme şeklinin kanser ölümlerinin%35 ine neden olduğunu göstermektedir.
Diğer bir yandan tahıl liflerinin kalp hastalıkları riskini ve beslenmeden kaynaklanan birçok kanser hastalığını azalttığı biliniyor. Sebze ve meyvelerin (lif) özellikle çözülemeyen buğday liflerinin daha fazla tüketimi durumu yoluna koyabilir, fakat modern yaşam biçimi daha çok işlenmiş ve kolay yiyeceklere bağımlı olmamıza yol açmaktadır
2005 yıllarında belli başlı sağlık problemlerinin özellikle artan yaşlanma ve obezite oranı sebebiyle %30 artacağı tahmin ediliyor. Aslında, fazla kilo ve obezite oldukça yaygındır, bunlar kalp hastalıklarının ve 2. Tip şeker hastalıklarının ve birkaç yaygın kanser çeşidinin ortaya çıkmasında önemli katkıları vardır.
Tahminler 2000 yılında dünyada 2,5 milyon insanın sağlık kaybının ölümle sonuçlanabileceğini gösteriyor.
Bütün ifadelere dayanarak fizyolojik fonksiyonlar ve yararlı yiyecekler fikri 1990 yılı civarında 3. Yiyecek fonksiyonu olarak teklif edildi ve 1991 yılında japon hükümeti (Foods for specified foods) FOSHU sistemini kabul etti.
1990 yıllarında tüketicilerin % 90 kadarı beslenme şekillerinde yapacakları ufacık bir değişikliğin bile sağlıkları üzerinde önemli gelişme sağlayacaklarına inandırıldılar ve bunun sonucunda yararlı yiyeceklerin yıllık tüketimi %15 artış gösterdi.
Sadece 1997 yılı boyunca Avrupa yoğurt satışları imalatçılara 2milyar dolar kar getirmiştir. Avrupa, Asya ve Amerakan pazarlarında taze süt, kefir, yoğurt ve meyve suları gibi birçok prebiyotik içeren gıda maddeleri ve prebiyotikler kullanılır. Bu gıdaların sayılarının ve çeşitlerinin gelecek 10 yıl içerisinde yagınlaşacağı umuluyor. İlerleyen tıp araştırmaları, yeni gıda teknolojilerindeki gelişmeler üreticilere yararlı gıdaların üretiminde çok iyi bir fırsatlar sağlayacağını düşündürüyor. Bu durum bilinçli tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verecektir.
Temel olarak, polisakkaritler besin liflerinin belli başlı bileşenleridir. Birçok araştırma, polisakkaritlerle proteinler veya lipidler gibi diğer moleküllerin etkileşiminin daha iyi anlaşılması için yapıldı ve halen yapılmakta. Bu bilimsel kanı ilginç polisakkaritlerin ilk özelliklerinin geliştirilmesine veya değiştirilmesine yardım eder.
Yeni bilgiler bazı prebiyotik maddelerin yanında kullanılan koruyucu veya sağlığımızı artırıcı yeni gıda bileşenlerinin gelişimi için yeni açılımlara neden olabilir.
SAĞLIKLI GIDALAR
Beslenmeye verilen önemin sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olduğunu, hastalık riskini azalttığını, ve sağlımıza olumlu katkıda bulunduğunun anlaşılması nutraceuticallar, fonksiyonel gıdalar ve yeni(novel) gıdalar olarak adlandırılan çeşitli ürünlerin marketini oluşturmuştur.
oBirçok tüketici önerilen kılavuzlara kendi beslenme biçimlerini uyarlama konusunda beceriksiz ve isteksiz olduklarından en sevdikleri ürünlerin sağlıklı olan versiyonunu seçerler.
Nutraceuticallar sağlığımızı destekleyen, hastalıkları engelleyen veya şifalı ( medisinal özelliği olan) olarak nitelenen natural, biyoaktif, kimyasal karışımlardır. Bunlar gıdaların içinde bulunan ve besin değerlerinin ötesinde sağlık kaynağı olduğu düşünülen naturel maddelerdir. Bu yiyeceklerin tanımlanması daha sağlıklı bir beslenmeye ve yeni gıda ürünlerinin geliştirilmesini sağlayacaktır.
1998 yılında, yiyeceklere başarılı bir şekilde dahil edilen tek madde besin lifleri(polisakaridler) ve karotenoidlerdir.
Sağlıklı yiyeceklerde kullanılan ikinci terim ise ilk kez 1980’ lerin ortalarında Japonya’ da tanıtılan fonksiyonel gıdalardır. Fonksiyonel gıda, besleyici olmasının yanında belirli bedensel fonksiyonlara yardım eden maddeler içeren işlenmiş gıdalardır. Fonksiyonel gıdaların tam açıklaması evrensel değildir ve hala genişletilmektedir.
Fonksiyonel gıdalar,
Normal beslenmenin bir parçası olarak tüketilen,
Fizyolojik yararlar gösteren,
Temel besleyici fonksiyonlarının ötesinde kronik hastalık riskini azaltan ,
Geleneksel besin görünümünün aynısı olan
gıdalar olarak tanımlanmıştır.
Fonksiyonel gıda terimi besin değerlerinden başka açıkça tüketicilerin mutluluğunu ve sağlığını artıran besin maddesi olarakta tanımlanır
Fonksiyonel gıdalar, bazı fiziksel yararlarla donatılmış olduğundan dolayı geleneksel yiyeceklerden ayrılırlar. Bu yüzden; fonksiyonel gıdalar beklenen etkilerine göre fiziksel fonksiyonları ve spesifik patolojilerin azaltılmasını hedeflemek olmak üzere iki temel kategoride sınıflandırılabilir.
Bunların doğal formlarında olmaları beklenir fakat besin ilaveleri geleneksel formlarında değiller. Sağlık bilincinde olan tüketiciler kendi sağlıklarını ve mutluluklarını kontrol etme çabasıyla fonksiyonel gıdaları artarak istiyorlar.
Fonksiyonel gıda tasarımı için üç temel strateji vardır:
Hammaddenin niteliğini belirlemek,
Teknolojik süreci belirlemek,
Formülünün oluşturulmasını belirlemektir.
POLİSAKKARİTLER; BİYOLOJİK AKTİVİTELERLE OLİGOSAKKARİTİN KAYNAĞI
Geleneksel olarak; polisakkaritler kalınlaştırıcı, dengeleyeci ve emulasyon yapma aracı olarak kullanılır. Fakat; bugünlerde fiziksel metodları veya polisakkaritlerin enzimatik degrasyonları kullanarak oligo veya monosakkarit şuruplarının üretimiyle sağlıklı bileşenlerin büyük bir pazarı ortaya çıktı.
Bazıları oligodekstrinler (ülser karşıtı, doymuş yağ dietlerinde düşen kolestrol), fruktoligosakaridler (probiyotikler, lifler, mineral emilimini uyaran, mekanizma korumasını artırıcı), ixsiloligosakaridler, manolisakaridler ve galaktolisakaridler gibi bazıları ilginç biyolojik özellikler taşır.
DİYET ve PREBİYOTİK ÖZELLİKLER YAĞ YEDEKLERİ
Sağlıklı polisakkaritler organizma üzerindeki yararlı etkilerine bakılarak 3 ana katogoriye ayırılırlar:
Probiyotikler üzerinde rol oynayan probiyotikler (ilgili etki)
Direk fiziksel özellikli diet lifleri(direk etki)
Ürünlerdeki yağları yedekleyen yağ taklitçileri(dolaylı etki).
PREBİYOTİK ve PREBİYOTİKLER
Prebiyotikler ve probiyotikler arasındaki sinerjiye bağlı olarak bu maddelerin bileşimini içeren gıdalar sinebiyotikler olarak adlandırılırlar.
Probiyotikler yiyecek maddelerinin içindeki canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanırlar.
Beslenmede belirli ölçülerde tüketildiğinde intestinal (bağırsakla ilgili) floranın dengelenmesini sağlayarak tüketicinin sağlığı üzerinde olumlu etki yaratırlar.
Probiyotikler organizmanın intestinal bakterileri (bifidobacterium, lactobacillus) ve mayalarından (sacchoramyces boulardii) en yararlı olanları arasından seçilirler.
Organizmaların intestinal enfeksiyona daha dirençli olmaları probiyotiklerin kullanımının sağladığı bir diğer yarardır. Çünkü; bunlar intestinal duvara yapışarak ekolojik hücreleri doldururlar, besinleri kullanır ve ph seviyesini azaltarak patojenik bakterinin büyümesini engellerler.
Bazı özel durumlarda, hidrojen peroksid ve bakteriyosinlerin ( nisin ve pediosin) üretimiyle bu durum dahada gelişir.
Probiyotikler laktozları düzenler ve laktoz intoleransının belirtilerini mayalanmış süt ürünlerindeki laktoz seviyesi azaldıkça hafifletirler.
Gastrointestinal traktlarda antikorların üretiminin yoğunlaşması probiyotikler ve bazı kanserojen enzimlerin aktiviteleriyle sevkedilmesi tarif edilen mevcudiyetlerini azaltır.
Prebiyotikler bağırsaklarda var olan veya tedaviyle tanıtılan, bazı mikroorganizmaların biyoaktive edilmesi veya bazı uyarıcıların seçilmesiyle insanlar üzerinde bazı biyolojik etkiler gösteren sindirilemeyen maddelerdir (lifler).
Aslında prebiyotikler besin liflerinin tersine bağırsakta bazı yararlı mikrofloralar tarafından fermantasyona uğrarlar. İnulin ve dayanıklı nişasta prebiyotik gruplarını kapsayan en bilinen moleküllerdir.
DİYET LİFLERİ
Diyet lif başlıca nişastasız polisakkaritler ve ligninden ibarettir.
Diyet lifin suda çözünen kısmında pektinler, beta-glukanlar, zamklar ve müsilajlar bulunur. Suda sözünmeyen kısmı ise selüloz, lignin ve hemi-selülozdan ibarettir. Arpa ve yulafta, buğday ve mısırdan daha çok çözünebilen lif bulunur.
İnsan diyetinde diyet lif kullanımının kalp hastalıkları, kanser, şeker hastalığı ve obesite ile ilişkisi gösterilmiştir.
Buğday kepeğinin östrojen metabolizmasıyla da ilgisinin olduğu düşünülmektedir.
Keten, buğday özü ve kepekte fitatlar ve fitat türevleri (bilhassa fitik asit) bulunur.
Bu bileşikler antioksidan özelliklerinden dolayı gıdaların saklanmasında önemlidirler.
Ayrıca, hipokolesterolemik, antikarsinojenik, hipolipidemik ve hipoglisemik etkileri de vardır.
NİŞASTA?
DİRENÇLİ NİŞASTA
Son on yılda, dirençli nişasta (DN) denilen yeni bir tip nişasta keşfedildi. Bu kısım gıda işleme uygulamasıyla şekillenir ve insanlar üzerinde yararlı besin etkilere (sindirilmeyen) sahip olduğu gösterilmiştir.
DN’ları prebiyotik grubunda saymak; prebiyotiklerin ve diyet liflerinin fizyolojik etkinliklerinin bağlı değerlendirilmesine karşı şu anki temayülünü yansıtır.
Kalın bağırsakta DN; kolonik mikroflora tarafından prebiyotiklerin mayalanmasının oranını olumlu yönde etkilemektedir.Bu, yağ asidi içinde mikroflora tarafından kendisini mayalar. Bu harekete, ikincil safra asitlerinin katılımı eşlik eder.
DN, 4 gruba bölünebilir:
Bütün ya da parça halinde öğütülmüş hububat taneleri veya tohumları olduğu için fiziksel olarak erişilemez tohum nişastaları (DN1)
Taneli ya da kristal yapılı nişastalar (başlıca B tipi), özellikle şişme eğilimine bağlı bir dayanıklılıkla yüksek amiloz ve muz nişastaları (DN2)
Yüksek derecede pişirilmesiyle kötüleşen ya da enzimatik sindirimle tahıldan serbest bırakılarak üretilen nişastalar (DN3)
Kimyasal olarak değiştirilen nişatalar(DN4)
Yüksek amiloz nişastanın uzun süreli tüketimi yüzünden, nişastada artan amiloz seviyesi, glikozun kana girmesi ve glisemik göstergenin (GG) oranları daha düşük gibi görülür.
Düşük GG besinlerin, diyabetin kontrolünde faydalı etkiler sergilediği ve kardiyovasküler hastalıklarının riskini azalttığı görülür.
DN’nin besinsel enerjiye, büyüme artışına katı yağ depolama yükselmesine katkı sağlayabileceği göstermiştir.
DERİVATİZE EDİLMİŞ NİŞASTALAR
Hidrojene nişastalar, düşük kalorili çerezlerde ve şekerlerde kullanılır. Nişasta türevlerinin bazıları gitgide artarak, yağ yerine geçen ya da yağ ikamesi olarak kullanılıyor. Stearoyl klorür işleminin, yağlı tadı olan bir nişasta türevi verdiği rapor edilmiştir. Bu, katı yağların dokusunu taklit edebilen bir su-karbonhidrat ağı yaratır.
Dondurulmuş tatlılarda yağ yerine geçen ya da hidratlaştırıldığında (salata sosu, et emilsiyonu, unlu mamüller) kaygan ağız hissi yüzünden yüksek nemli sistemlerde yararlıdırlar. Bunlar ya parça halinde ya da toptan sindirilmemiştir bu yüzden yenildiğinde yemeğe sıfır kalori katkıları vardır.
Bazı kimyasal olarak değiştirilen nişastalar (fosforlanmış nişastalar ve sitrat nişastalar) DN olarak sınıflandırılırlar çünkü bunlar da sindirilemez.
Oksitlenmiş nişastalar, potansiyel olarak çok değerli birkaç besleyici uygulamaya sahiptir ve diyetle ilgili besinlerde yararlıdır.
Bunlar salata sosunda, ette, mandıra ürünlerinde ve unlu mamullerde kullanılır.
Düşük yağlı et ürünlerinde, değiştirilmiş nişasta ve karajenan kullanımına, azaltılmış bir yağ seviyesiyle (kardiyovasküler kalp hastalıkları riskini sınırlandırmak ve kilo vermek için) yumuşak dokuyu, sululuğu ve tadı muhafaza ederek izin verir.
NİŞASTA OLMAYAN POLİSAKKARİTLER
ALGAL KAYNAKLAR:
Antik çağlardan beri insanlar sayısız deniz yosunu tüketmişlerdir ama Fransa 1980’lerin sonunda bazı kahverengi, kırmızı ve yeşil deniz yosunlarının sebze ve çeşni olarak tüketilmesine izin verdi.
Japonların ve Avrupa’nın yenilebilir deniz yosunu lif hacmi alginate (kahverengi deniz yosunu), karajenanda (kırmızı deniz yosunu), ulvan (yeşil deniz yosunu) denilen çözünür liflerde bu bitkinin zenginliğini kanıtlar.
Diyet liflerinin çözünür ve çözünemez miktarları deniz yosunu kütlelerinin sırasıyla %17.2’den 58.6’ya ve %4.7’den 25.6’ya kadar değişir.
Yenilebilir diyet lifi deniz yosununun mayalanması insan kolonik bakterileri tarafından çalışılmıştır.
NOP’in ince bağırsaktaki görevi temel olarak fizikseldir -algal hücre duvarlarının besinleri salmada bir bariyer gibi hareket eder ve bu yüzden emiliminin yavaşlatır (özellikle nişasta sindirimi ve glikoz kontrolü ve insülin metabolizmaları için).
Aljinat
Aljinat, birkaç kahverengi deniz yosunu türünün hücre duvarlarından izole edilen poliüronik bir sakkarittir ama aynı zamanda bakteri kaynaklarından (azot bakterisi) da üretileblir.
Güneydoğu Asya’da deniz yosunları oldukça çok yenirken, phycocolloidler (aljinat, karajenan ve jeloz) koyulaştırıcılar ve emülgatörler batı dünyasında (tatlılar, mandıra ürünleri, salçalar, biralar, meyve suları, çekilmiş yiyecekler) kullanımdadırlar.
Bunlar, alternatif yapının bir alanıyla aralarında boşluk bırakılan M(mannuronik asit) ya da G(a-L gluronik asit) bloklarının homopolimerik alanlarından oluşan doğru blok kopolimerini şekillendirebilirler.(MG blokları)
Bu üronik asitlerin dağıtımı ve muhteviyatı, türlere, gelişen koşullara, yaşa ve su yosunlarında düşünülen dokuya bağlıdır.
Jelleşme özellikleri, iki değerli ya da çok değerli katyonları bağlama kapasiteleri yüzünden en önemli kalsiyüm iyonudur. Yenilebilirlikleri pH’a bağlıdır: 4’ün altı yenilemez (çökme), sabit 6-9 arası (yüksek kıvamlı çözüm). Aljinat, üst sindirim yolunda proteaz hareketliliğini artırabilir.
Aljinat küçük bağırsak lumenlerindeki katı yağların alınımını yükseltir ve sıvı kolestrolü azaltır (sıfır kolestrolün altında, düşük katı yağ ve yüksek katı yağ diyeti). Bu, tortulu safranın ve kolestrol atılımının artmış seviyesi yüzündendir. Genel yoğunlukta kan kolestrol seviyesini azaltmada yardımcı olabilirler.
Na-aljinat (%1-3) hipokolesterolomik etkisinin (%8.5-20.5’in bağımsız lif kontrolünden sıvı kolestrol azalması) karejenandan daha az olduğu görülmüştür (%14.5-29.9). Artmış G blok hacmi aljinetin sindirim yolu emilimini azaltması beklenen artmış bir jel şekillendirme kapasitesine yol açar.
Aljinet, kan zirve glikozunda azalmaya yol açar ve diyabet hastalarında sıvı insülini artar (31’e kadar %42nispeten). Benzer sonuçlar diyabet hastası olmayan sağlıklı insanlarda da bulundu.
Aljinat, sıvı şeklinde düşük özlülüğe sahiptir ve midede asitle karşılaştığında jel olur. Na-aljinetler midede ve ince bağırsakta çok az sindirilir.
Midenin asidik şekli sodyum aljeniti aljenik aside çevirir.
Selüloz, pektin ve arap zamkı toplam kolonik musin çıktısında ve Na-aljinetin aksi olan kontrollerde önemli bir artışa neden olmaz. En büyük mukus kalınlığı ve önemli derecede daha yüksek mukus ikmali %1 aljenit diyetiyle elde edildi.
Karagenan
Karagenan (kırmızı suyosunu) alternatif olarak beta –D galaktozun 1-3 bağları ve alfa-D galaktozun 1-4 bağlarından oluşur. Gıda endüstrisinde 3 çeşit karagenan ticari amaçla koyulaştırıcı ve jel yapıcı ajan olarak kullanılan kappa-(KC), iota-(IC), ve lambada karagenanlarıdır.
Farklı durumlarda sülfat gruplarının yerini tutarlar. Ticari karagenanların molar kütleleri 105 ile 106 gr/mol arasındadır. Suda çözünebilirler. Merkez iyonları olarak bulunurlar. Çünkü onlar polieloktrolitlerdir.
Bu çözetiler yüksek sıcaklıkta ( 80-100 oC) ayrılırlar. KC ve IC formunun sıcaklık dönüşümü ile oluşan jeller iyonlarla ( K+ ve NH4 için KC, Ca+2 için IC) veya protein grupları ile bulunur.
Hızla çoğalan kalın bağırsak mukozu IC yi ayırır. IC, düşük yağlı et ürünlerinin formulünde kullanılması için tavsiye edilir.
Karagenanların bütün çeşitleri az yağlı baharatlı sosislerde, et burgerlerde kullanılır.
BAKTERİYEL KAYNAKLAR
Bir numaralı bakteriyel dış polisakkaritler jel ve emülsiye ajanlar gibi endüstriyel uygulamalara sahiptir. FDA tarafından onaylanan bakteriyel kaynaklar 3 grupta incelenir: curdlan, ksantan ve gellan…
Curdlan
Curdlanların( agrobacterium tarafından üretilir.) alışılmadık reolojik özellikleri arasında doğal ve sentetik polimerlerin gıdalarda koyulaştırıcı ve jel yapıcı ajan olarak kullanılması temel oluşturur. Tatsız, kokusuz ve renksiz olmasının yanısıra asıl avantajları soğuk ve sıcak jel hazırlamada çok farklı bir şeydir.
Farklı tekstürel kapasiteleri, fiziksel stabiliteleri ve su tutma kapasiteleri ile curdlan jel ısıl işlem proseslerinde farklı formlarda üretilir.
Curdlan yeni gıda ürünlerinin geliştirilmesinde ve zayıflatıcı gıdalarda kullanılır.
Bütün parametrelerde karaciğerde düşük kolestrol konsantrasyonunda bağırsak bakterileri tarafından curdlan kolayca parçalandığı ve fermente olduğu açığa çıktı.
KSANTAN
Xanthomonas campestris, eksopolisakkarit ksantanı üreten bir patojenik bakteridir. Ksanthan, gıda sektöründeki benzersiz özellikleri sonucunda inceltici ve düzeltici olarak (salata, dondurma, sos, şurup, bira) özel bir dikkat çekmektedir ve pentasakkarit bileşenlerden oluşan bir asidik polimerdir .
Bileşenlerin yarısını ketal bağlantılarla birleştirilmiş piruvik asitler oluşturur. Ksanthan USFDA ve Avrupa Birliği’nce besin olarak kullanılmak üzere onay almıştır.
Genelde ise sabitleyici, inceltici ve düzeltici olarak bira, peynir, dondurma, sos, meyve suları ve pasta hazırlama gibi birçok alanda kullanılır.
Ksantan, guar sakızı ve locust sakızının bileşiminin ise gelişmiş etkilerinin olduğu birçok yerde belirtilmiştir.
Sadece ksantanla yapılan araştırmalarda ise ksanthanın, buğday kepeği veya nişastaya göre daha az etkili olduğu görülmüştür.
GELLAN
Gellan, Sphingomonas paucimobilis tarafından üretilen ve iki D-glikozu, bir L-rannozu ve bir D-glukoronik asidin bileşiminden oluşan doğrusal bir hetero-polisakkarittir. Asıl gellan’lar genelde yağ kökenlidir.1,3-D-Glikozu başka bir L-gliserata ve/veya asetata bağlanabilir. .
Farelerde yapılan araştırmalar, gellan’ın gastrointestinal zamanı azalttığını gösteriyor. Fakat toplam kolesterol konsantrasyonu ve HDL kolesterolü gellan beslenmesinden etkilenmemiştir..
BİTKİSEL KAYNAKLAR
Tahıl taneleri ve beta- Glukanları
Tüm tahıllar geleneksel olarak diğer moleküllerle birlikte besin olarak kullanılır. Son 30 yılda yapılan birçok araştırma tahıl beslenmenin kan basıncını, kalp sağlığını ve insülin seviyesini kontrol etmede çok etkili olduğunu göstermiştir.
Tahıllar prebiyotik olarak değerlendirilmese de güçlühipo-kolesterolemik özellikleri sayesinde sağlıklı besinler olarak önerilir. Buğday içindeki suda çözünmeyen maddeler dışkı oranını artırırken suda çözünen Beta-glukanları artırmaz.
Beta-D-Glukanlarının oranları, buğdayda %1’den yulaf tanesinde %3-7’e ve arpada %5-11e kadar değişkenlik gösterir. Bu ise arpanın Beta-glukanları açısından zengin olduğunu gösterir.
Yulaf ise içerdiği Beta-glukanları sebebiyle arpa gibi faydalı olarak düşünülür çünkü her ikisi de hücre duvarlarının baskın olmayan bileşenidir.
Beta-glukanlarını üzerine yapılan son araştırmalar ise besin sistemlerinde fonksiyonel görevlerinin olduğunu gösterir. Yapılan birçok araştırma ise Yulaf Beta-glukanlarının hiperkolesterolemik hastaların kolesterollerini düşürmede yardımcı olabileceğini, böylece kalp hastalığı riskini azaltabileceğini göstermiştir.
Buğday kepeği düzenliliği destekleyecek ve kabızlığı önleyecek şekilde erimeyen liflerden oluşur.
Kolon kanseri riski değişmezken, diğer liflere göre buğday lifi ile daha etkili olmuştur. Beta-glukanlarının serum kolesterol seviyesini düşürdüğü görülmüştür. Psikolojik etkiler ise çözelti konsantrasyonundan ve glukanın moleküler ağırlığından etkilenir.
Yulafın, çok düşük oranlarda(%5) bile kahvaltıda alınması gliserine bağlı rahatsızlıkları %50 oranında azaltabilir. Bu oran ise alınan yulafın miktarına bağlıdır. Yüksek oranlarda tüketim büyük azalmalara sebep olmamıştır.
Beta-glukanları ekmek gibi diğer temel besinlerde de bulunmaktadır.
Nişasta azalması ve şeker tüketiminin düşürülmesindeki belirgin düşüşler, ekmeğin içindeki Beta-glukanlarının oranına bağlı değişir.
B – glukanların nüfuz kabiliyeti nişasta parçalama oranı ve dolayısıyla gıdalardaki glisemik içeriği obezit ve diyabetlerde kabul edilmesi ile yarar sağladığı bellidir. Böylece beta- glukanların gıdalarda zengin kullanılmasıyla hafifletilebilmektedir.
FDA’ ya göre glisemik ve kolestrole duyarlı kişilerde yulaf, beta-Glukan az içeren diyet lifleri kullanılır.
Galaktomannon
İnülün
İnülin tipindeki fraktanların insan vücudundaki mevcudiyetleri hakkında birçok bilgi bulunmaktadır.
Etkileri ise kolonik mikroflora, bağırsak fizyolojisi, bağışıklık fonksiyonu, minerallerin biyolojik kullanım ihtimali, yağ metabolizması üzerinedir.
İnsan sağlığının potansiyel faydasına olan bu besinin tüketimi aynı zamanda kolonik hastalıkları, insülinden bağımsız şeker hastalıkları, obezite, osteoporoz ve kanser ihtimallerini düşürür.
İnülin, genelde doğada karbonhidrat depolarında bulunur ve 36000’den fazla türde mevcuttur.
Bir glikoz molekülü tipik bir şekilde diğer fruktozun devamına sakrozdaki Alfa bağlantıları ile bağlanırlar.
Bu özel bağlantı şekli inülinin bağırsakların üst kısmında sindirilmesini önler.
Prebiyotikler, büyümeyi ve/veya potansiyel olarak sağlığı etkileyen bağırsak bakterilerini düzenleyen sindirilebilir besin içerikleri değildir. İnülinler bağırsak florasını ve bağırsak içindeki metabolik faaliyetleri düzenleme kabiliyetine sahiptir.
İnülin gibi oligosakkarit prebiyotikleri sağlıklı ve doğru çalışan kolonlarda ürerler. Bu teşvik oluşur çünkü oligosakaritler faydalı bakteriler tarafından üretilir ve patojenik bakteriler tarafından etkili bir şekilde kullanılmazlar
Diğer besinlerle birçok ortak özellikleri olmasına rağmen suda ve alkolde çözünme özellikleri yüzünden genel besin analizinde değerlendirilmezler. İnülin ve oligofruktozlar uzun zamanlı etkileri olan besinler değildir. Etkili olmaları için değil düzenli bir şekilde tüketilmelidirler.
Pektin
Bazı araştırmalar yalnız pektin moleküllerinin etkisini kanıtlarken birkaç araştırmada diğer polisakkaritler ile karışımndaki etkiyi kanıtladı. Yulaf tanesi, pire otu, guargum bunlar gbi Browni’nin yaptığı araştırmada herbirinin her dört gramında vizkoz lif kaynaklarının pektinle birleşmesiyle toplam kolestrol seviyesi düşer. Bu yöntem en etkili yöntemdir.
Pektin ve karagenanlar özellikle alkolsüz içecekler, reçeller, jeller, şekerlemeler, süt ve et ürünlerinde kalorileri yiyeceklerin düşürülmesinde başarılı bir etki gösterir.
Selüloz
HAYVANSAL KAYNAKLAR
Doğadaki gerçek polisakkaritler arasında , sadece kitin maddesinden geniş bir alanda yararlanmak mümkün olabilmiştir. Kitin dış kabuklardan , aynı zamanda mantar ve böceklerin hücre duvarlarından elde edilir ve en çok yararlanılan doğal biyopolimerler arasında ikinci sıradadır.
Kitin , 1983’te USFDA tarafından gıda katkısı olarak kabul edilmiş, yeryüzünde en çok yararlanılan canlı kütle kaynağıdır. Katyonik bir aminopolisakkarit olan kitin , N asetili , D-glukozamini ( GlcNAc ) çökeltisinden oluşur.
Kitosan N-asetil kitin familyası içerisindeki çözümlenebilir asitleri ifade eder. Bu polisakkaritlerin kütlesel yoğunluğu 10 g/mol kadar yüksek olabilir.
Tepkisel amino gruplarına bağlı olarak , kitin / kitosan molekülleri başka moleküllerle etkileşim eğilimi gösterirler ve yeni türlerin oluşumunu sağlarlar.
Kitosan, aralarında tarım ve gıdanın da bulunduğu bir çok alandan faydalanan kimyasal olarak hafifletilmiş türevlere bağlıdır.
İyonları düşük pH ile bağlamak , onu anti-gastrit , hipokolesterolemi , anti-ülser , anti-kanser , besinsel lif olarak kullanmak görevleri vardır.
Bu yüzden Japonya besinsel ( coolies ) patates cipsleri ve kitosan ile zenginleştirilmiş erişte üretiyor.
Kitin ve kisotanın gıda içerisindeki kullanımı sınırlıdır ve doku kontrolü, gıda taklidi gibi diğer kullanım alanları ile ilişki içerisindedir.
oBu biyopolimerler, mikrobiyal bozulmalardan gıda üretiminin sağlanması gibi başka üretim olanaklarını sağlar. Yükselen gıda talebi , yeni ve doğal antimikrobiyallar üzerinde yoğunlaşılmasına neden olmuştur.
USFDA , bir gıda katkısı olarak kisotanı onaylamıştır. Kisotan, gıdanın kalitesini yükselten bir madde olarak Japonya , İtalya ve Norveç’te kullanılmaktadır.
Düşük kolesterol içerir ve hayvan besininde de kullanılır.
Kitin , tavuk bağırsaklarındaki parçalı bakterilerin büyümesini hızlandırır ve diğer tür mikroorganizmaların büyümesine engel olur.
Kitinin bir gıda malzemesi olarak kullanılması ekmek mayasında da geçerlidir.
Kitin , besinsel lif kriterinin bir çok niteliğini üzerinde taşır: sindirilmezlik , polimerik doğa ve akışkanlık sağlayan yüksek su bağlantısı…
Bazı çalışmalar ise , uzun süreli kitosan alımının büyüme üzerinde zararlı olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum , sağlık alanında yeni çalışmaların yapılması gerektiği düşüncesini desteklemektedir.
Polisakkaritler, geleneksel besinlerin tersine , sağlıklı bir nitelik meydana getiren yaygın makro moleküllerdir. Bu besinler tablo ikide özetlenmiştir ve gıda üretiminde yağ yerine geçen maddeler , besinsel lifler veya prebiyotikler olarak kullanılabilirler.
SONUÇ
Günümüzde , besinsel lifler hiç şüphesiz ki geleceği en parlak alanlardan biridir. Bu durum , son yıllardaki kanserin önlenmesi , obezite , kalp damar rahatsızlıklarının azaltılması gibi psikolojik aktivitelerin keşfi ile gerçekleşebilmiştir.
oBu çalışmada, polisakkaritlerin köken çeşitliliği (bitki , hayvan , su yosunu , bakteri ) ve yapısal ( çözümlenebilir veya çözümlenemez olması , küresel masraf , çeşitlilik , akışkanlık seviyesi ) durumları incelenmiş ve akışkanlığın hareket için tek nokta olmadığı noktasına vurgu yapılmıştır.
Tüketicinin talebi doğrultusunda gerçekleşen gıda maddeleri üretimi obezite, kalp damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır ve bu sorunları azaltmak yeni araştırmaların yapılmasına bağlıdır.

Hazır Gıdalar Ders Notu ( Öğr.Gör. Kağan AYANOĞLU )

İçerik:
Hazır gıdalar nedir, ne değildir?
Hazır gıdalarda kullanılan katkı maddeleri nelerdir?
Hazır gıdaların hazırlanma süreçleri?
Hazır gıdaların tehlikeleri?
Hazır gıdalarla ilgili güncel bilgiler
Tarihçe:
Teknolojinin gelişmesi, kentleşme, kadının iş hayatına atılması, yoğun iş temposu, çocukların okulda daha uzun zaman geçirmeleri, seyahat etme, yalnız yaşama gibi etkenler nedeniyle insanlar hazır ve hızlı yemeklere rağbet göstermeye başlamışlardır.
Peki hazır yemek nedir?
Bir yemek terimi olarak Fast food, kısa sürede hazırlanmış ve hızlı bir şekilde servis edilen yiyeceklere verilen isimdir. TDK tarafından hazır yemek olarak da adlandırılmaktadır[1]. Fast food türü tüketime Türkiye’de ayak üstü beslenme de denilmektedir.
Yol üstlerindeki büfelerde ve seyyar arabalarda hazırlanıp satılabildiği gibi, bu tür yiyeceklerin satıldığı fast food restoranları da günümüzde önemli yemek yeme mekanları haline gelmiştir ve bu restoranların büyük çoğunluğunun evlere paket servis imkanı da vardır.
Fast food zaman içinde “kötü gıda” ile aynı anlamda kullanılmaya başlanıştır. Hamburger tarzı fast food gıdalar, besin değerinin düşük kalori oranının yüksek oluşu, hayvansal kaynaklı doymamış yağ asitleri içermesi, aşırı tüketiminin yüksek tansiyon, osteoporoz ve obezite gibi hastalıklara yakalanma riskini artırması ve koruyucu, renklendirici gibi katkı maddeleri içermesi nedeniyle zararlı bir beslenme biçimi olarak kabul edilmektedir
Hazır yiyecekler:
Simit
Tost
Döner
Lahmacun
Pide
Pizza
Kızarmış patates
Çay, kahve, meşrubatlar, asitli içecekler
Hamburger
Ketçap, mayonez
Pizza….
Meyve suyu hem de katkısız…
Katkı maddesi:
Genel olarak yiyeceklerin uzun süre dayanmaları için sağlık kuruluşları tarafından belirlenen miktarlarda kullanılan kimyasal maddelerdir. %100 doğal mı demiştik.Biraz abartmışız… Ancak glukoz gibi doyma ve tokluk hissi oluşturmaz. Bu nedenle yüksek fruktoz içeren hazır yiyecek ve içecekler doyma hissi oluşturmadıkları için daha çok tüketilirler. Ahmet korkmaz tsk hekimi
E kodlu ürünler ne demektir?
Avrupa bilimsel komitesi tarafından incelenmiş ve gıda katkı maddesi olarak kullanımında sakınca görülmeyen maddeler için verilmiş onayı belirleyen ve katkı maddesinin kimyasal adı yerine kullanılan tanıtıcı bir işarettir. (Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Tomris Aytuğ)
Örneğin;
Şekerlemelere eklenen E104 kodlu kinolin sarısı
Alkolsüz içeceklerden ketçaplara kadar her yiyecekte kullanılan ve ürünlerin raf ömrünü iki yıla kadar uzatan
E211 kodlu sodyum benzoat
Peki katkı maddelerinin hepsi de zararlı mıdır?
Dünya ülkeleri, bu toksikolojik grupları dikkate alarak, ilgili mevzuatlarım düzenler ve kullanımına onay verilecek maddelerin bir ömür boyunca vücuda günlük olarak alınabilecek miktarları (ADI-Acceptable Daily intake) ve değişik gıdalarda kullanım sınırları (maksimum düzey) ile ilgili olarak listeler hazırlanır. Bu kuruluşlara üye olan ülkeler, ancak söz konuşu listelerde yer alan maddelerin belirtilen maksimum düzeylerde gıdalara katılımına izin verirler.
Önemli:
Hazır gıdaların kullanımıyla ilgili dikkat edilecek 2 husus vardır
1-günlük kullanımına dikkat etmek.Hazır gıdaların sık sık tüketilmesini engellemek.özellikle çocuklarımızın boyar maddeli yiyecekleri kullanmasını önlemek
2-sanayide üretilmesi sırasında denetime tabi tutmak yani hazırlanma süreçleriyle ilgili dikkat edilmesi gereken noktalar
HAZIR GIDALARIN HAZIRLANMA SÜREÇLERİ
A) HAM MADDE SEÇİMİ
Ürün çiftçiden doğrudan temin ediliyorsa çiftçinin kullandığı böcek ilacı, yabancı maddeler,gübre vb maddeler çiftçinin sorumluluğunda olmakla birlikte gıda firmaları bunları da kontrol etmelidir.
Gıda firması satın alacak olduğu ürünün temiz topraklarda,temiz suyla ve temiz havada yetişmiş olmasına dikkat etmelidir.
Ayrıca ürünün hasat sırasındaki işlemlerine dikkat edilmelidir .Çünkü hasat sırasındaki bir dikkatsizlik sağlık açısından çok büyük tehlikelere neden olabilir.
En son olarak da gıda firmaları ürünleri seçerken ürünün taze ve tabi olmasına çok dikkat etmelidir.
B) GIDA ÜRETİM TEKNİKLERİ
Gıda firmaları öncellikle bütün işlemleri için üretim talimatları hazırlamalı ve uygulamalıdır.Bu talimatlar sıcaklık ,zaman ve basınç gibi ayarları içermelidir. Teknikler ise şu şekilde sıralanabilir;
Ürün asitliği düzenlenmesi
Su aktivitesinin kontrolü
Dondurma
Bu teknikler daha çok koruma amaçlı kullanılmaktadır.
1) ÜRÜN ASİTLİĞİ DÜZENLENMESİ
nGıdaların özellikle pH ı bakterilerin büyümesini etkilemektedir.Örn;yüksek asitli gıdalarda (domates,vişne, kiraz,erik vb) bakteriler büyüyemez.Ancak düşük asitli gıdalarda (birçok sebze,et,balık ve ürünleri) bakteriler büyüyebildiğinden ,bunların sporlarını yok etmek için yüksek sıcak uygulaması gereklidir. Bazı gıdalar pH ı düşürülerek(asitlendirme işlemi )ile korunabilmektedir. Bu durumda gıdanın pH ının 4.6 veya daha düşük ve su aktivitesinin de 0.85den büyük olması gerekmektedir.Bu tür gıdalara enginar,asitli fasulye salataları,biberler,tuzlu sebze ve turşular örnek olarak verilebilir.
2) SU AKTİVİTESİNİN KONTROLÜ
Su aktivitesinin giderilmesine yönelik konsantrasyon ve kurutma işlemleri uygulanmaktadır.Bu teknikle gıdalar daha iyi korunmuş olur. Bu tür ürünlere örnek olarak reçel, kurutulmuş gıdalar,konsantreler verilebilir.
3) DONDURMA
Dondurulmuş gıdalar daha çok hazır gıdalardır.
Bu gıdalar, dondurma işlemi sonrasında mikroorganizmaların üreyemeyeceği uygun sıcaklıkta tutulmalıdır.
Ayrıca az işlenmiş gıdaların soğukta depolama ve koruyucularla korunma gibi uygulamalarda yaygınlaşmaktadır.
Bu tekniklere ek olarak ;modifiye atmosferde ambajlama ve kontrollü atmosferde depolama gibi teknikler de eklenebilir.Bu teknikler özellikle koruma için de çok önemlidir.
C) ÇALIŞAN HİJYEN UYGULAMALARI
Gıda işletmelerinde çalışanlar ,en önemli yapı taşlarındandır.Bu önemi çalışanlara hissettirmek gerekir.
Gıdalara doğru işlemlerin uygulanması;gıdalara yeni bulaşmaların önlenmesini,var olan bakterilerin çoğalarak tehlikeli olabilecek sayılara ulaşmasını ve gıda zehirlenmesi oluşması engellenebilir.
Aksi takdirde gıda zehirlenmesi nedeniyle insan sağlığı ve ülke ekonomisi olumsuz yönde etkilenmektedir.
Tüm bunların yaşanmaması için ise çalışanların işletmelerde belirlenen hijyen talimatlarına uyması gerekmektedir.
4) HAZIR GIDALARIN PAKETLENMESİ VE SUNUMU
Gıda paketleme malzemesi temiz ve dayanıklı olmalı ancak toksik olmamalıdır.
Paketleme malzemesi ,paketlenecek gıdaya uygun olmalı,kullanım öncesi depolama koşullarına dayanabilmelidir.
Çapraz bulaşmayı önlemek için fazla paketleme malzemeleri gıda hazırlama bölümünden ayrı tutulmalıdır.
Eğer gıda paketlemede kap kullanılıyorsa bu kaplar toz ve kirden uzak ortamlarda depolanmalıdır.Kullanılmadan önce kontrol edilmelidir.
HAZIR GIDALARIN BOZULMA NEDENLERİ VE SAKLANMA KOŞULLARI
Gıdalardaki farklılık (sebzeler,fırında pişmiş gıdalar,paketlenmiş etler,deniz ürünleri vb) gıdaların sağlıklı ve faydalı olması hususunda rekabete katkıda bulunmaktadır.
Şayet tat, koku,renk veya kıvamda sakıncalı değişiklikler meydana gelirse zevk aldığımız yiyecekler bozulmuş olabilir.
Bu bozulmaların çoğuna ENZİMler neden olmaktadır.Bu enzimler yiyecek içinde olabilir veya yiyecek içinde gelişen bakteri,maya ve küf gibi mikroorganizmalar tarafından üretilebilir.
Her gıda ve bakteri çeşidi farklı bir kimyasal madde üretebilir.Bunlar arasında uçucu bazlar,uçucu asitler,aldehitler ve sülfür bileşikleri sayılabilir.
Hastalığa neden olan patolojik bakterilere göre bozulmaya neden olan bakteriler üreme zamanları daha kısa olduğundan dolayı yiyeceklerin çok daha kısa sürede bozulmasına sebep olurlar.
Bunların sayıları hücre replikasyonu denilen süreçle(bir hücrenin bölünerek iki hücre olması)çok kısa bir sürede artmaktadır.
Bakteriler çoğaldıktan bir süre sonra yiyeceğin lezzet,kıvam ve besin değerini bozacak hale gelirler ve böylece yiyeceğin raf ömrü azalmış olur.
Bir bakteri yiyeceğe ulaştığı zaman tüketicinin yiyeceği soğutması, ısıtması veya yemesi için dört saatten az bir zaman kalmıştır.Çünkü bakteriler çoğaldıkça bunların ürettiği enzim miktarı da çoğalmaktadır.
Enzimler yiyecekleri içerisinde normal olarak bulunan,kimyasal reaksiyonların hızını artıran veya azaltan bileşiklerdir.Örn;şeftali ve elmanın olgunlaşmasını sağlarlar.
Isı bu enzimlerin aktivasyonunu engeller.Bu özellikten dolayı sebzeler kaynatılarak tüketilirse daha sağlıklı olurlar.
Benzer şekilde de soğuk sıcaklık dereceleri enzimlerin aktivasyonunu bozar.Bu özellikten dolayı da bazı gıdalar buzdolabında saklanabilir.
Yiyeceklerin içindeki kimyasal değişiklikler sonucu veya daha yaygın olarak ısının yanlış kullanımından dolayı da gıdalar bozulabilir bu yiyecekleri kokusu bize onların bayatlığı hakkında bilgi verir.
Ayrıca besinleri saklarken ve taşırken kullandığımız alüminyum folyoları da kullanmamalıyız.Çünkü sulu ve sıcak besinlere ağır metaller bırakırlar;bu da vücutta beyinle ilgili hastalıklara ve kansere neden olabilmektedir.
BİLİNÇLİ TÜKETİCİLER OLARAK NELER YAPMALIYIZ?
1.Gıda katkı maddesi içermeyen ve bunu etiketinde belirten gıdalar tercih edilebilir.Tüm çeşitlerde bu sağlanmasa bile bazı çeşitlerde sağlanabilir.
2.En az gıda katkı maddesi içeren gıdalar tercih edilebilir.Bu aynı cins ürün etiketine bakılarak aradaki fark anlaşılıp, en az katkı maddesi içeren ürünü seçerek yapılabilir.
3.Zararsız olan katkı maddeleri belirlenerek bunları içeren gıdalar tercih edilebilir.
4) Zararsız olduğu kesin olmayan katkı maddeleri belirlenerek bunlardan kaçınılmaya çalışılır veya bunları en az içerenler tercih edilebilir.
5)Katkı maddelerinin elde edildiği kaynaklar bizim açımızdan önemliyse kaynağı açısından mahsurlu olan(veya şüpheli olan) belirlenerek bunları içermeyen gıdalar tercih edilebilir.
Bilindiği gibi vejeteryanlar hiçbir hayvansal gıda, yahudiler ve müslümanlar domuz ve domuzdan elde edilen ürünleri yememektedirler.
İngiltere Gıda Standartları Ajansı’nın (FSA) rastgele seçilen 300 çocuk üzerinde yaptığı bir araştırmada;
“Çocukların katkı maddeleri içeren bir içeceği içtikten sonra ani hareketler yaptıkları ve konsantrasyonlarını kaybettikleri” ortaya konulmuştur.
Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’na göre;

Bir yetişkinin günde en fazla 6gr tuz alması, 65gr yağ tüketmesi gerekiyor.

Yani günde 2 paket cips yiyen bir çocuk bu oranları fazlasıyla aşıyor!
Dünya Sağlık Örgütü ile Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’nun (FDA) verileri;
günde 2 paket cips yiyen bir çocuğun, yetişkinin bile almaması gereken oranda yağ ve tuz tükettiğini gösteriyor.
Bu iki kurumun uzmanlarına göre;
günde ortalama 2000 kalori alan bir yetişkin;
en fazla 65 gr yağ tüketmesi gerekir.
Üstelik toplam yağ miktarı içinde, kalbe zararlı doymuş yağ oranının 20 gr’ı aşmaması gerekir.
ABD deki California Üniversite’nin Araştırmasına göre;
Doymuş yağ tüketimi günlük 20 gramı aştığında OBEZİTE riski %80 ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski %60 a kadar yükseliyor.
Trans yağ; damarlarda tıkanmaya yol açarak kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskini 2 kat artırıyor.
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK);
Hazır Gıda Ürünleri ile İlgili Kanser Taramasında;
Türkiye’de 20 çeşit ürünü piyasadan tesadüfi yöntemle toplayarak incelemiş ve bu ürünleri kapsayan ev yemekleri, kavrulmuş çerez, fırıncılık mamulleri, cipsler, kahve, bisküvi, kraker, çikolata, bebek mamaları, patates kızartmaları, türk tatlıları, ızgara, kebap, döner ve köfte gibi gıdalardan oluşan yaklaşık 50 hazır gıdayı da analiz etmiştir.
AKRİLAMİD NEDİR?
Yüksek ısıda protein ile şekerin reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan akrilamid;
plastik sanayide kullanılır. Ayrıca sigarada da kanser yapıcı maddeler arasında yer almaktadır.
CİPS YEMEK, YAĞ İÇMEKTEN FARKSIZDIR !
İngiliz Kalp Sağlığı Vakfı (BHF) çocukların cips tüketimini azaltmak yolunda kampanya başlatmış; 35 gramlık cips paketinde 2,5 çay kaşığı yemeklik yağ kullanıldığını açıklamıştır. Ayrıca ülkede cipslerde kullanılan yağ ile günde 2 olimpik yüzme havuzu doldurulabileceğini;
Dünyada ise her yıl 36 milyar paket patates cipsi satıldığını kaydetmiştir.
MARGARİNLER
Sıvı yağların yüksek ısıda hidrojenle işlenerek katı hale gelmesi ile oluşan margarinler; oluşumu sırasında yağın molekül yapısını değiştirdiği gibi vücuttaki etkisini de farklılaştırır. Margarinler; bir anlamda doğal değil insan yapımı yağlardır ve sağlığa zararlıdır.
HAZIR ÇORBALAR
Hazır çorba tüketen insanlar; “marketten kanser satın almış” olurlar.
Toz haline getirilmiş, defalarca işlem görmüş, renklendirici kullanılan, katkı maddeleri saymakla bitmeyen…
Pişirildiğinde ağız tadına yakın olması için ne konduğunu bilmediğimiz,
günlerce ve aylarca kuru olarak dolapta bekleyebilen,
suya katıldığında 5 dakikada eriyen 10 dakikada kaynayan HAZIR ÇORBA!
FAST FOOD
Zihin Sağlığı Vakfı’nın araştırmasına göre; yararlı yağların, vitaminlerin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme “DEPRESYON, ALZHEİMER, ŞİZOFRENİ” hastalıklarına neden olmaktadır. İngiliz Gıda Standartları Ajansı’ nın yaptığı araştırmaya göre;
Hazır gıdalar içerisindeki katkı maddeleri her geçen gün artıyor. Uzmanlar 1900’lü yıllarda hazır gıdalar içerisinde yalnızca 100 katkı maddesi bulunurken bugün bu sayının 4500’e ulaştığını söylüyorlar.
CİLT ÇABUK KIRIŞIYOR!

Dondurulmuş Parmak Patates Fizibilite

2.1.PROJENİN KISA ANLATIMI:

Afyon organize sanayi bölgesinde yapılması planlanan Dondurulmuş Parmak Patates fabrikası kullanılan teknoloji ve ürün kalitesi açısından örnek teşkil edecek şekilde tasarlanacaktır. Üretimde HACCP sistemi uygulanarak gıda güvenilirliği sağlanacaktır. Ürünler daha çok Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgesi tüketicilerine hitap etmektedir.

Son yıllarda tüketiciler tarafından giderek daha fazla tercih edilmeye başlanan dondurulmuş meyve- sebzelere olan talebin ; sanayileşme süreci ve ülkemizdeki meyve ve sebzenin çeşit ve miktar yönünden zenginliği dikkate alındığında daha da gelişeceği düşünülmektedir. Yine dünyada ve ülkemizde kadınların iş dünyasının aktif birer üyesi olmaya başlamaları, yalnız yaşayan kişilerin sayısındaki artış bu ürünlere olan talebi de arttıracak diğer unsurlardır. Bu yüzden tüketim yapısı giderek pratik tüketim ürünlerinin kullanılmasına ve fast food yeme alışkanlığının artmasına neden olmaktadır.

Tüketicilerin büyük çoğunluğu tarafından sevilerek tüketilmesi fakat hazırlanması uzun olduğundan zaman ayrılmaması nedeniyle bu gelişim süreci içerisinde parmak patates önemli yer tutmaktadır. Pazarda gelecekte oluşacak yoğun talebe karşılık verebilmek için bu proje planlanmaktadır. Bu eğilimler sektördeki yatırımların artmasına yol açmıştır. Kısacası bu projenin gerekçesi her projede olduğu gibi kar etmektir. Bunun yanında ülke ekonomisine katkıda bulunulması ve istihdam gibi konularda da topluma büyük ölçüde faydalı olunacağı düşünülmektedir.

2.2.ÜRETİLECEK MALLAR VE HİZMETLER:

Fabrikamızda 6×6 dondurulmuş parmak patates, 9×9 dondurulmuş parmak patates, 9×18 dondurulmuş parmak patates, dondurulmuş kabuklu elma dilimi, dondurulmuş tırtıklı kesim patates üretilecektir.

2.3.HEDEFLENEN PAZAR

Üretilecek mamüllerin büyük çoğunluğu Akdeniz, Ege, Marmara, İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki büyük şehirlerde resmi kurum, okul, otel, tatil köyleri, turistik tesisler, market, süper market, fast food ve büfe gibi işletmelerin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda pazarlanacaktır. Bunun yanında yurtdışından gelen talepler değerlendirilecektir. Üretimin yaklaşık %50’sinin ihraç edilmesi düşünülmektedir. Başlıca ihraç pazarımız Avrupa Birliği ülkeleri olacaktır. Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkelerine, Balkanlara, Türki Cumhuriyetlere de son yıllarda ihracatın artması beklenmektedir ancak henüz bu pazarlardaki konumumuz belirsizlik göstermektedir.