Yersinia Aranması, Sayımı ve Anlamı ( Zümrüt HAZAR )

T.C.

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

YERSİNİA ARANMASI, SAYIMI VE ANLAMI

ZÜMRÜT HAZAR

MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ

GIDA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ

GIDA MİKROBİYOLOJİSİ 2

DERSİ ÖDEVİ

Yard. Doç. Dr. İBRAHİM YILDIRIM

2011

İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ

1.1.Tarihçe ve Genel Bilgiler.……….……………………………..…..………..3

2. YERSİNİA ENTEROCOLİTİCA ………….……………………………………..…………4

2.1. Karakteristik Özellikleri. ………………………………….…..……………..……4

2.2. Kontaminasyon Kaynağı……………………………..…….…….….………5

2.3. Patojenite ……………….………………………………..………..…….….5

3. YERSİNİA PESTİS…………………..…………………………………..……..….…7

3.1. Karakteristik Özellikleri………..…………………………………………….7

3.2. Kontaminasyon Kaynağı………………………………………….…..………8

3.3. Patojenite……………….…………….………..……………..………..……9

3.4.Duyarlıkları………………..……….………………………………………..10

4. YERSİNİA PSEUDOTUBERCULOSİS…………………………….….….…………..10

4.1. Karakteristik Özellikleri……….………………..……………..……..….……10

4.2. Kontaminasyon Kaynağı…………………………………………………….11

4.3. Patojenite ……………………………………………..……….……..….…..11

4.4.Duyarlılıkları………………………………………………….….….….…….12

5. DİĞER YERSİNİA’LAR……………………………………………….….….………13

6. GIDALARDA YERSİNİA ARANMASI

6.1. ISO’ya göre yersinia aranması……………………………………………….16

6.2. FDA’ya göre yersinia aranması…………………………………..…………16

7.KAYNAKÇA………………………………………….……………….…………….18

1.GİRİŞ

1.1. Tarihçe ve Genel Bilgiler

Yersinia cinsi eskiden Pasteurellaceae ailesi içinde yer alırdı. Fakat DNA yapıları ve DNA hibridizasyon incelemeleri ve diğer yandan oksidaz olumsuz olmaları, Enterobactericiaceae ortak antijenini içermeleri ve diğer fizyolojik özelliklerine bakılarak Yersinia bakterileri Enterobacteriaceae ailesinin üyesi olarak kabul edilmişlerdir. Van Loghem 1944 yılında, Thal ise 1954 yılında bu cinsin Enterobacteriaceae ailesi içinde yer almasını önermişler ve Bergey’s Manuel of Determinative Bacteriology’nin sekizinci basımında Yersinia cinsi Enterobacteriaceae ailesi içinde sınıflandırılmıştır.

Yersinia enterocolitica ilk kez 1839 yılında New York’ta J. Schleifstein ve M. Colema tarafından çeşitli hastalıklardan izole edilmiştir. Bacterium enterocolitica, Pasteurella pseudotuberculosis tip b Pasteurella X olarak tarif edilen bu bakteriye Frederiksen 1964 yılında Yersinia enterocolitica isminin verilmesini önermiş ve bu öneri kabul edilmiştir. Cinsin yeni adı olan Yersinia, ilk kez 1894 yılında Fransız bakteriolog olan Alexander Yersin tarafından veba etkeni olan Y.pestis için kullanılmıştır.

Yersinia cinsi; hem patojen hem de patojen olmayan türler ile, patojen olan ve olmayan kökenleri içeren Y.enterocolitica türlerini kapsar. İnsanda hastalığa sebep olan en önemli türleri Y.pestis, Y.pseudotuberculosis ve Y.enterocolitica’dır. 1970 yılına kadar Y.enterocolitica, özelliklerindeki önemli varyasyon nedeni ile tek bir tür olarak düşünülmüştür. Y.enterocolitica ismi günümüzde biyokimyasal olarak tipik kökenler için kullanılmaktadır. Bununla birlikte biyokimyasal olarak atipik kökenler, yedi adet ilave edilen türler olarak Y.enterocolitica grubu içinde sınıflandırılmaktadır. Bunlar; Y.aldovae, Y.bercovieri, Y.frederiksenii, Y.intermedia, Y.mollaretii, Y.kristensenii ve Y.reohdei’dir. Bu türler bazen sadece ekstraintestinal infeksiyonlara sebep olur ve rutin ayırımlarda Y.enterocolitica ile kolaylıkla karıştırılabilir. Görünüşte Y.pestis, Y.pseudotuberculosis ve Y.enterocolitica’da bulunan dokuya invazyon yapma yeteneğinden yoksundurlar.

Gram negatif, morfolojik olarak bazen yuvarlak, bazen çubuk şeklinde 0.5-0.8 mm çapında ve 1-3 mm uzunluğunda bir bakteridir. 370C’de hareketsizdir. Fakat, Yersinia pestis ve Y.ruckeri hariç, 300C’nin altında büyüdüklerinde peritrik flagella ile hareket ederler. Nutrient agarda 0.1 mm. çapında veya daha küçük koloniler oluştururlar. Yersinia cinsinin biyokimyasal özellikleri oksidaz negatif, glikozu çok az fermente etmek, gaz oluşturmamak, fenilalanin deaminaz negatif, üre pozitif ve psikrotrofik durumlarda bir patojen olarak tek olmasıdır.

2. YERSİNİA ENTEROCOLİTİCA

2.1. Karakteristik Özellikleri

Yersinia enterocolitica, yaklaşık 1-4 μm boyunda, 0,5-1,5 μm genişliğinde, gram negatif, sporsuz, kutupsal (bipolar) boyanan, esas olarak basil, ancak bazen kokoid veya kokobasil morfolojisinde olabilen mikroorganizmalardır. Aerop ve fakültatif anaeroptur. DNA’daki G+C oranı %46-50 mol’dur. Çoğunlukla kapsülsüz fakat organizmadan alınan taze materyalden yapılan preparatlarda bazen kapsül saptanabilir. Peritriş kirpikleri sayesine 22°C, hatta 30°C’deki kültürlerinde hareketli, 37°C’de üretildiklerinde ise kirpiklerini kaybettiklerinden dolayı hareketsizdirler. Isı değişimine bağlı olarak hareketlilik özelliklerinde farklılıklar oluşması, Yersinia enterocoliticanın önemli bir özelliğidir. Yersinia enterocolitica 4-42°C arasında üreyebilen bakteridir. Karbonhidratları fermente ederek, glikozdan asit oluşturur ancak gaz oluşturmaz, mannitole ve sukroza etki etme özelliğine sahipken laktozu fermente edemez, nitratı nitrite indirger. Üreaz ve metil kırmızısı pozitif voges prouskaer 25°C da pozitif 37°C da negatiftir. Safra tuzları bulunan ortamdan etkilenmez. Katalaz pozitif, oksidaz negatiftir. Biyokimyasal deneylerin 22-25°C ve 35-37°C arasında yapılması uygundur. Yersinia enterocolitica ısıya dayanıklı bir enterotoksin (heat-stable enterotoxin- st) üretmektedir ve bu toksin 100oC’de 20 dakika aktivitesini sürdürülebilmektedir. Donma derecelerine karşı dirençlidir. Besiyerlerine katkı maddeleri olarak l-metiyonin, l-glutamik asid, glisin ve l-histidin gibi dört amino asit, inorganik tuzlar, buffers ve karbon kaynaklarının eklenmesi durumunda ortama çok daha iyi adapte olabilmektedirler.

Yersinia enterocoliticanın biyokimyasal özellikleri, serotiplerine, üretildikleri ısı derecelerine ve bazı suşlara bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Yersinia enterocoliticanın insan enfeksiyonlarında en fazla rastlanan serotipleri O:3, O:5, 27, O:8 ve O:9’dur.Serovar(mikroorganizma veya virüslerin yüzey antijenlerine bağlı olarak oluşturulmuş bir gruptur. Serovarlar sayesinde organizmalar alt-tür düzeyinde sınıflandırılabilirler) O:8 suşları insanlarda tehlikeli olduğu kadar; farelerde de tehlikeli ve hatta öldürücü bir özelliğe sahiptir.

2.2. Kontaminasyon Kaynağı

Yersinia enterocolitica 1939 yılında patojen bir mikroorganizma olarak tanımlanmasına rağmen 1970’in ortalarına kadar besinlerle ilgisi olduğu düşünülmemiştir. Organizma çok farklı yaşam alanlarında bulunabilmektedir örneğin toprak, su, domuz, kunduz, sincap gibi. Çevrede bu kadar çok yerde bulunabilmesi nedeniyle gıdalara da çok kolay bulaşma riskine sahiptir. Yetersiz sanitasyon, sterilizasyon (gıda işlenirken) ve uygunsuz depolama gibi etkenlerle de kontaminasyona neden olması sonucunda, son yıllarda besin kaynaklı Yersinia enterocolitica enfeksiyonlarında önemli düzeyde artış olduğu belirlenmiştir. Yersinia enterocolitica tarafından oluşturulan enfeksiyonların insanlara bulaşmasında; çiğ ve pastörize süt, çikolatalı süt, kekler, krema, peynir, dondurma, tereyağı, hamburger, sığır, domuz ve tavuk eti, et ürünleri, istiridye, balık ve çeşitli sebzeler önemli oranda risk teşkil etmektedir (özellikle kontamine besinlerin düşük ısı derecelerinde muhafaza edilmesi Yersinia enterocolitica ile enfeksiyon riskini artırmaktadır.)

2.3. Patojenite

Yersinia enterocolitica uzun süren gastroenterite neden olmaktadır. Gastroenteritenin en önemli semptomu karın ağrısıdır. Ciddi olgularda rektal kanama ve ileum perforasyonu(ileum delinmesi) görülmektedir. Özellikle yetişkinlerde daha sık meydana gelen mezenterik adenit(karın içindeki lenf bezlerinin enfeksiyonu) sonucu oluşan sağ alt kadrandaki karın ağrısı lökositozun(enfeksiyona bağlı olarak akyuvarların sayısındaki artış) da olması nedeniyle apandisit tanısının konulmasına neden olmaktadır. Altta yatan bir hastalığa bağlı olarak bağışıklık sistemi yeterince görevini yerine getiremeyen hastalarda vücudun çeşitli organlarına dağılır ve etkisini göstererek; karaciğer absesi, dalak absesi, osteomiyelit(kemik enfeksiyonu), menenjit gibi infeksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Serum demiri yüksekliğinin olduğu talasemi gibi durumlarda da ciddi seyir ve yayılma riski göstermektedir. Yersinia enterocolitica kaynaklı ishal çok sık görülmektedir. Bu gibi olguların çoğu genellikle kendiliğinden düzelir. Ciddi durumlar görüldüğünde ise antibiyotikler verilebilir. Meydana gelen bu rahatsızlıkların çoğu bağışıklık sisteminin yeterince işlevini yerine getiremediği alkole bağımlılık, karaciğer sirozu, hemolitik anemi, lösemi ve demir bileşikleri veya ilaçla tedavi zorunda kalan ve yaşlı hastalarda daha fazla görülmektedir.

Y. enterocolitica ‘nın neden olduğu en önemli hastalığa “Yersiniosis”adı verilir. Yersiniosis’in teşhisi konak kişinin dışkısından, kanından veya kusmuğundan izole edilen organizma yardımıyla hatta bazen de apandis çıkarımına kadar çeşitli yollarda yapılabilir. Serolojik ve biyokimyasal testler yapılarak mikroorganizmayı bulunduran kişide veya almış olduğu gıdada Yersinia enterocolitica varlığı saptanarak hastalık doğrulanmaktadır. Diyare vakalarının %80 i, karın ağrısı ve ateş ile kendini göstermektedir. Dışkıdan izole edilmesi zor olduğundan dolayı birçok ülke de bu konuda serolojik sonuçlara başvurulmaktadır. Birden bire kötüye giden ve iyileşme durumundaki hastanın antikorları muhtemel Yersinia spp . Serotiplerinin varlığı şüphesiyle titre edilmektedir. Yersiniosis’de apandisitte olduğu gibi; nöbetler halinde kendini gösteren şiddetli karın ağrısı, ateş, ishal, baş ağrısı, mide bulantısı, üşüme ve kusma gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. İshal bazen kanlı ve mukuslu olabilir. Apandisit bulgularıyla şüphelenilen ve operasyona alınan kişilerde yangılı bir apandisit bulunmaktadır. Yersiniosis dünyanın her tarafında çok yaygındır. Yersiniosis her yaştaki insanda meydana gelebilmesine rağmen özellikle 7 yaşından küçük çocuklarda daha fazla görülmektedir. Semptomlar çocuklarda çok şiddetli seyretmektedir. Çocuklarda ateş ve kusma 2-4 gün içerisinde geçerken ishal ve karın ağrısı 1-2 hafta sürebilmektedir. İnkübasyon periyodu 24-36 saattir. Bazen bu süre uzayabilir. 3 gün içinde genellikle iyileşme olur. 5 yaşından büyüklerde meydana gelen karın ağrısı genellikle apandisit ile karıştırılabilir.

Gastroeneteritis sendromunun semptomları kontamine gıdaların yenilmesi ardından birkaç gün içinde ani olarak başlamaktadır. Bu semptomlar kusma, karın ağrısı ve ishal olarak kendini göstererek kısa bir süre içerisinde iyileşme gözlenmektedir.

Ortaya çıkan infeksiyonlar özellikle ılıman ve subtropical iklim bölgelerinde daha fazla kendini göstermektedir. Oluşma sıklığı ise her ülkede değişik mevsimsel özellik göstermekle birlikte çoğunlukla kış aylarında olgulara daha fazla rastlanmaktadır.

Yersinia enterocolitica ısıya duyarlı bir bakteridir ve 70°C’nin üzerindeki sıcaklıklarda yaşayamaz. Çiğ veya tam pişmemiş gıdalarla veya çapraz kontaminasyon ( zararlı etkenlerin gıdalara dolaylı yoldan bulaşması)sonucu enfeksiyon oluştuğu için tüketilen gıdaların yeterince pişirilmesi, uygun hijyenik koşullarda enfeksiyon önemli ölçüde engellenmektedir.

3. YERSİNİA PESTİS

3.1. Karakteristik özellikleri

Bacteria aleminde, Proteobacteria şubesinin Gamma Proteobacteria sınıfında Enterobacteriales takımına ait Enterobacteriaceae familyasında bulunan Yersinia pestis Gram-negatif bakteri türüdür. Bubonik vebanın enfeksiyöz ajanıdır. Aynı zamanda septisemik ve pnömonik veba türlerinin de etkenidir. Y. pestis tarih boyunca birçok pandemilere (1347-1353 arasındaki Kara Ölüm gibi) sebep olmuştur. Yersinia cinsine mensup bakteriler, Gram-negatif kokobasillerden oluşmuştur ve diğer Enterobacteriaceae cinslerinde olduğu gibi, fermentatif bir metabolizmaya sahiptir. Organizma izole halde hareketliyken (motil), memeli konağa geçtiğinde hareketsiz(non-motil) hale geçmektedir.

Bu bakteri hareketsiz, sporsuz aerop, fakültatif aenaerop, oksidaz negatif, katalaz pozitif, sitrat negatif, üre negatif ve ornitif dekarboksilaz negatif özellik gösteren bir kokobasildir. -2°C ile +40 °C de üreyebilirler. Kuruluk, gün ışığı, kimyasal maddeler ve yüksek sıcaklıklara dayanıksız olmasına rağmen buzdolabında uzun süre canlı kalabilir. Somatik antijenleri polisakkarit-lipoprotein bileşiminde olup fraksiyon 1 veV, W larak adlandırılan antijenik yapı oluştururlar.

Resim 3.1. Yersinia Pestisin mikroskopik görüntüsü

Y. pestis, 1894 yılında Pasteur Enstitüsü’nden bakteriyolog Alexandre Yersin tarafından, Hong Kong’daki bir veba epidemisi sırasında keşfedilmiştir. Yersin, Pasteur düşünce okulunun bir üyesidir. Aynı dönemlerde Koch metodolojisini kullanan Japon bakteriyolog Şibasaburo Kitasato da epidemiye neden olan ajanı aramaktadır. Fakat veba ile Yersinia pestis arasındaki ilişkiyi kuran ve bulan Yersin’dir. Bakteri orijinal olarak Pasteurella pestis olarak adlandırılmış, ismi 1967’de Yersinia pestis olarak değiştirilmiştir.

3.2. Kontaminasyon Kaynağı

Y. pestis insanlara bit aracılığıyla bulaşmaktadır. Bit ısırığıyla, hastalık yapmaya yetecek miktarda bakteri geçişi olabilmektedir. İnsanlarda ve özellikle fare ve sincap olmak üzere kemirgenlerde hastalık yapmaktadır. Fareden fareye ve fareden insana bit yoluyla, insandan insana ise pirelerle geçmektedir. Bulaşma döngüsü şekil 3.2’ de gösterilmiştir. Pireler taşıyıcı hayvanın kanını emerek bakteriler özofagus ile mide arasındaki ventrekülde çoğalırlar. Pireler insandan kan emerken bakteri bulaştırırlar.

Kanda hızla ürerler ve nötrofil bezlerde çoğalmalarını sürdürürler. Lenf bezlerinde bol basil bulunur ve hemorajik nekroz alanları oluşturur. Buradan kana geçerek diğer organlara yayılabilirler böylece damar içi pıhtılaşma olabilir, kanamalar ve ölüm meydana gelebilir.

Şekil 3.2. Yersinia pestis’ in bulaşma döngüsü

3.3. Patojenite

Y. pestis’in patojenliği fagosite edilmesini engelleyen iki antijen sayesindedir: Hastalığın oluşması için mutlaka bulunması gereken faktörler olan F1 ve VW antijenleri bakteri tarafından 37 °C sıcaklıkta üretilmektedirler. Bu yüzden bakterinin yaşam çemberinde önemli yer tutan bitte üretilmemektedirler. Y.pestis kanda bulunan monositlerin içinde yaşayabilmekte ve antijenlerini üretebilmektedirler. Ancak nötrofillerin içinde yaşayamamaktadırlar. Hastalık bulaşma riski yüksek yerlerdeki yetişkinler için formaldehitle öldürülmüş bakterileri içeren bir aşı mevcuttur. Ancak sınırlı etkisi ve ileri derecedeki yangısal yanıtlar sebebiyle tercih edilmemektedirler. Antijenlere bağlı olarak genetik teknoloji yöntemleriyle üretilecek bir aşı için çalışmalar sürmekte ve umut vaad etmektedir.

3.4. Duyarlıkları

Y. pestis birkaç antibiyotiğe, özellikle de streptomisin ve kloramfenikol’e ileri derecede duyarlıdır. Tetrasiklinler de bazen sinerjistik çalıştıkları streptomisinle beraber verilebilmektedir. Ancak bu antibiyotiklerden birine, hatta ikisine birden dirençli suşlar da izole edilmiştir. Gün ışığı ve dezenfektanlara duyarlıdır Y.pestis doğal koşullara kısmen dirençlidir. Nemli ortamda, soğukta kemirici yuvalarında aylarca canlı kalabilmekte iken %0.5 fenolde 10-15 dakikada, 55oC’de 10-15 dakikada ölmektedirler.

4. YERSİNİA PSEUDOTUBERCULOSİS

4.1. Karakteristik Özelliği

Gram negatif , sporsuz , 18 – 37 ° C’de üreyebilir.18-22 ° C’de hareketli, 37 ° C’de hareketsizdir.18 – 22° C’de hareketli olması üre pozitiframnoz ve gliserolü fermente etmesi ile Y.pestis ve Y. Septica’dan ayrılır.Kapsülsüzdür.Polimorf şekiller gösterebilir. Kutupsal boyanma daha az görülür. Yersinia’ların ürediği besi yerlerinde ürerler. V ve W, O, H antijenleri vardır.6 serotipe ayrılır. 1.serotip insanlarda daha sık görülür.2.,4. Serotipleri Salmonelalarla ortak antijenleri vardır. Kültürlerinde S ve R tipi kolonileri görülebilir. Glikozdan asit oluşturur. İndol negatif , metil red pozitif , Voges Proskauer negatif , katalaz pozitif , oksidaz negatif , H2S pozitif , nitrat pozitiftir.

Yersinia pseudotuberculosis ise ilk defa 1883’te Malessez ve Vignal tarafından bulunan, iç organlarda pseudotüberkül adı verilen darı tanesi büyüklüğünde lezyonlar yaparak çeşitli infeksiyonlara neden olabilen, Gram negatif, hareketli, G+C’in DNA’ya oranı 146.5 mol olan ve polimorf şekiller gösterebilen bir bakteridir. Bakterinin somatik (O) ve kirpik (H) antijenleri bulunmakta olup, Salmonellaların (Salmonella schottmuelleri ve D grubu Salmonellalar) somatik antijenleriyle benzerlik gösterirmektedirler. Yersinia’lar, 1980’lerdeki yapılan yoğun taksonomik DNA hibridizasyon çalışmaları sonucunda, tüm üyelerinde enterobakteriyel ortak antijenlerin bulunması, biyokimyasal aktiviteleri ve antibiyotik profilleri göz önüne alınarak Enterobacteriaceae ailesi içerisine dahil edilmişlerdir. Bu cins içinde bulunan isimlendirilmiş 11 türün yapılan hibridizasyon deneyleri ile birbirlerine oldukça benzerlik gösterdikleri saptanmış bu homojenlik Enterobacteriaceae ailesinin diğer üyelerinin hiçbirisinde tespit edilememiştir. Bu moleküler yöntemlerle Y.pseudotuberculosis ve Y. pestis arasında ise %64 benzerlik olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla, taksonomik olarak Y.pestis ile Y.pseudotuberculosis’in, bir türün iki alt türü olabilecek kadar birbirlerine benzerlik gösterdikleri anlaşılmıştır.

4.2. Kontaminasyon Kaynağı

Diğer Yersinia türlerinden Y. Enterocolitica’ya göre daha az yaygındır ve genellikle hayvanlardan izole edilen gıdalarda nadiren de toprakta ve suda bulunur. Y. Pseudotuberculosis genellikle Avrupa’da yabani hayvanlarda görülen bir suştur. Y.pseudotuberculosis infeksiyonları fekal-oral yolla bulaşırlar. Kemiricilerde psödotüberküloz adı verilen öldürücü etkiye sahip hastalığa, insanda ise mezenter lenf düğümlerinin iltihaplanmasına sebep olur. Kent sıçanı tarafından taşınan veba, kentlerde veya çevrelerinde enzootik kemirgen türlerinin (veba organizmalarını gizli olarak taşıyanlar) veya epizootik veba şüphesi olan olan kemirgenlerin temas ettiği her yerde potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. Y.Pseudotuberculosis organizmaları, pirelerle, doğada yaşayan kemirgenlerden komensal kemirgenlere kolayca geçer. Komensak kemirgenlerin enfekte olmasıyla toplumdaki hastalık riski de o oranda artar. Diğer bir Yersinia türü olan Y. enterocolitica, kemirgenler tarafından insanlara taşındığında,insanda akut hastalığa (yersiniosis) yol açabilir.

4.3. Patojenite

Hayvanlarda patojendir.Kuşlarda ve kemirgenlerde hastalık etmenidir.Hayvandan hayvana solunum ve sindirim yoluyla bulaşırken iç organlarda psödo tüberkül adı verilen lezyonlar yapar.İnsana kedilerden , kirlenmiş besin ve hasta hayvan tüberküllerinden bulaşabilir.İnsanda lenf bezlerinin şişmesi ,septisemi , tifo benzeri klinik tablo , ateş , dalak ve karaciğer büyümesine neden olur. Tavuk, kuşlar, kemiriciler, vahşi hayvanlarda endemiktirler.Çoğunlukla ağız yoluyla bulaşır.Bakteriler ince bağırsaklara yerleşirler.Bağırsak mukozasında ülserlere, mezenterik lenfadenite yol açar.Kuluçka süresi 24-32 saattir.Belirtileri ishal, baş ağrısı, kırıklık, şiddetli karın ağrısıdır.Sepsis, lenf bezlerinin büyümesi, iç organlarda pseudotüberküller oluşur.

4.4. Duyarlıkları

Yersinialar penisilinler dışında çoğu antimikrobiyallere duyarlı olup seçilecek antimikrobiyal ilaçların başında trimetoprim/sulfametoksazol, tetrasiklin ve florokinolonlar gelmektedir. Sistemik ekstra-mezanterik infeksiyonlar daima antimikrobiyal ilaçlarla tedavi edilmelidir. Gastro-enteritli hastaların çoğunda spontan iyileşme görüldüğünden, antibiyotik tedavisine gereksinim olmamakla beraber, sepsis ile birlikte olan olgularda aminoglikozit, kloramfenikol, tetrasiklin, trimetoprim/sulfametoksazol ve üçüncü kuşak sefalosporinler kullanılabilir. Bulgaristanda Slavchev tüm Y.Pseudotuberculosis suşlarının gentamisin, nalidiksik asit,kloramfenikol ve streptomisine duyarlı olduğunu saptamıştır. Rusyada Vasil’ev ve arkadaşı Y.pseudotuberculosis suşunun antimikrobiyale duyarlılıklarını araştırmış; suşların %80inden fazlasının penisilin, sefalosporin, monobaktam, aminoglikozit, tetrasiklin, anzamisin, levomiseti trimetoprim/sulfametoksazol ve kinolonlar (siprofloksasin,norfloksasin,enoksasin)a duyarlı olduklarını; bazı suşların ise tetrasiklin, netilmisin, amikasin, sefotaksim ve sefazoline çoğul antibiyotik direnci gösterdiklerini saptamışlardır. Japonya’da Kanazawa ve Kuramata, Y. pseudotuberculosis suşu üzerinde çalışmış, Y. pseudotuberculosis suşlarının ise iki ilaca karşı da duyarlı olduklarını saptamışlardır. Bu çalışmada ayrıca tüm suşların kloramfenikol, nalidiksik asit, piromidik asid ve dihidroksimetilfuratrizine duyarlı olduğu da saptanmıştır.

Resim 4.5.1. Çeşitli yersinia’ların besi yerindeki görüntüsü

Resim 4.5.2. Yersinia pseudotuberculosis’ın mikroskobik görüntüsü

5. DİĞER YERSİNİA’LAR

Y. pestis, Y. enterocolitica ve Y. Pseudotuberculosis ‘den hariç Yersinia cinsine Yersinia ruckeri, Yersinia kristensenii, Yersinia frederiksenii, Yersinia intermedia, Yersinia aldovae, Yersinia mollareti, Yersinia bercovier ve Yersinia reohdei ’de bu gruba dahil edilmişlerdir.

Yersinia cinsin tespitinden sonra yapılan deneylerde Yersinia ruckeri hariç 10 Yersinia türün birbirlerine oldukça benzerlik gösterdikleri öğrenilmiştir. Bu benzerlik Enterobacteriaceae familyası üyerleri ile Yersinia cinsi üyeleri arasında % 10-32 arasında iken, Yersinia pseudotuberculosis ve Yersinia pestis arasında % 64’dir.

Ayrıca, önceleri Yersinia enterocolitica benzeri şeklinde tanınan birçok mikroorganizma, bugünlerde “biyokimyasal atipik suşlar” olarak “Yersinia enterocolitica grubu” içerisinde yedi tür olarak sınıflandırılmaktadır. Bu türler: Y.aldovae, Y.bercovieri, Y.frederiksenii, Y.intermedia, Y.mollaretii, Y.kristensenii ve Y.rohdei’dir.

Y.frederiksenii, Y.intermedia, Y.kristensenii, Y.bercovieri, Y.mollaretii, Y.rohdei ve Y.aldovae temelde çevresel mikroorganizmalardır ve özellikle su ile ilgili çevrelerde bulunurlar. Ancak zaman zaman soğuk ve sıcak kanlı hayvanlarda geçici olarak kolonize olabilirler. Bu türler, bağışık sistemi yeterli hastalarda potansiyel patojen olarak kabul edilmemektedir. Dışkı örneklerinden izolasyonları durumunda “non-patojen Yersinia türü” şeklinde rapor edilmelidir. Y.ruckeri bir balık patojeni olup kırmızı ağız hastalığına neden olur.

Yersinia intermedia ve Yersinia frederksenii en çok içme sularında, balık ve başka gıdalarda da bulunmaktadır. Sadece insanlardan izole edilmektedirler. Yersinia kristensenii daha çok toprakta ve gıdalarda bulumasına rağmen başka örneklerde de bulunabilir, ama nadiren insanlardan izole edilmektedir.

Hanna ve ark.’nın izole ettikleri Yersinia intercolitica benzer izolatların birçoğu rhamnoz pozitifti ve sonuç olarak Yersinia intermedia ve/veya Yersinia frederiksenii olarak sınıflandırılmaktaydı ve tamamı 4oC’de gelişme göstermekteydi. Rhamnoz pozitif Yersinia’lar insanlarda enfeksiyon oluşturmamaktadırlar.

Bir cevap yazın