Etiket Arşivleri: Vitaminler

Vitamin Fizyolojisi ( Dr. Ercan ÖZDEMİR )

VİTAMİN FİZYOLOJİSİ
Yrd.Doç.Dr. Ercan ÖZDEMİR
VİTAMİNLER
İlk kez 1911 yılında Funk tarafından aminonitrojen olarak tanımlandı Vitaminler, vücuda besinlerle az miktarda girdikleri halde, metabolizmanın devamını sağlama yönünden önemli olan maddelerdir

VİTAMİNLER
Yağda eriyenler Suda eriyenler
A vitamini C vitamini
D ’’ B kompleksi:
E ’’ Tiyamin
K ’’ Nikotinik asit
Riboflavin
Piridoksin
Biyotin
Pantotenik asit
Folik asit
B12 vitamini
Vitamin, vücudun normal metabolizması için küçük miktarda gerekli olan ve vücudun hücrelerinde yapılamayan organik bir bileşiktir

Diyette bulunmadığı zaman, özgül metabolik bozukluklara neden olabilirler

Vücudun vitaminlere olan gereksinimi vücut büyüklüğü, büyüme hızı, egzersiz düzeyi ve hamilelik gibi faktörlere göre değişiklik gösterir

Her vitamin, vücutta özel bir enzim sistemiyle ilgili olup, kendine özgü fonksiyona sahiptir

Bazı B grubu vitaminler enzimlerin koenzim veya prostetik grubunu oluştururlar

Vitamin eksikliğinde (hipovitaminoz ve avitaminoz) özel belirtiler görülür

Ancak eksikliğin devamında semptomlar yaygınlaşır

Bazen bir hayvan cinsi için vazgeçilmez olan vitaminin, öteki cinslerde kolayca sentezi yapılabilir

Örneğin C vitamini sentezi insanda yapılmadığı halde, sıçanda yapılmaktadır

Vitaminler vücuda enerji sağlamadığı gibi, çok defa enerji tüketimine neden olur
Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır, bazı vitaminler ise büyük ölçüde karaciğerde depolanır

Karaciğerde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kişiye 5-10 ay kadar yetebilir

Karaciğerin D vitamini deposu dışardan hiç D vitamini almayan bir kişi için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir

Suda çüzünen çoğu vitaminlerin depolanması nispeten azdır

B kompleks vitamini eksiklik belirtileri birkaç günde ortaya çıkar (B12 vitamini bunun dışındadır, çünkü karaciğerdeki deposu 1 yıl kadar yeterlidir)

C vitamininin yokluğu birkaç haftada belirtilerin ortaya çıkışına neden olabilir ve skorbüt 20-30 hafta içinde ölüme götürebilir
A VİTAMİNİ (Akseroftol)
A vitamininin 3 şekli vardır:
Retinal
Retinoik asit
Retinol

Bütün omurgalı hayvanların, A vitaminine veya onun ön maddesi olan karotene ihtiyacı vardır

Başta -karoten olmak üzere, bütün karoten sınıfının yapısı A vitaminine çok yakın olup karaciğerde kolayca bu vitamine çevrildiklerinden, A provitamini olarak tanınırlar
Vitamin A Sentez ve Depolanması
β-karoten intestinal mukoza hücrelerinde vitamin A şekline dönüşür

% 90 nı retinyl palmitate şeklinde kc de depolanır

Karotenoidler yağ dokusunda depolanabilirler

Vitamin A-Kaynakları
Hayvansal kaynaklar
Kc
Süt

Bitkisel kaynaklar
Alfalfa
Yeşil yapraklı sebzeler
Vitamin A-Fonksiyonları
Görme, özellikle gece görme

Hücre ayrımlaşması (retinoic acid)

İmmünite

Üreme

Büyüme

A vit. Görme Üzerine Etkisi

A vitamini görme pigmentlerinin oluşumu için gereklidir bu nedenle gece körlüğünün oluşumunu önler

Vücuttaki hücrelerin çoğunun normal büyümesi ve özellikle çeşitli tipte epitelyal hücrelerin çoğalması ve normal gelişimi için de bu vitamin gereklidir

a) Günlük miktar:
Erişkinde günde 5000 İÜ; çocuklukta, püberte gebelik ve emzirme sırasında 6000 İÜ önerilir

b) Emilim:
İnce barsaklardan yağlarla birlikte A vitamini ve karoten emilir

c) A Vitamini Eksikliği Belirtileri:
Genç sıçanlarda A vitamini eksikliği büyümenin duraklamasına, zayıflama ve sonunda ölüme neden olur
A Vitamini Eksiklik Belirtileri:
Çok katlı yassı epitelin kalınlaşması ve silindirik epitelin çok katlı yassı epitele dönüşmesi çeşitli organlarda patolojik belirtiler yaratmaktadır:

1- Göz:
Göz yaşı sekresyonunun kesilmesiyle önce kornea epiteli kalınlaşıp kurur. Bu belirtiye xerophtalmia adı verilmektedir
Enfeksiyonlar için uygun bir ortam oluştuğundan, keratit ve konjunktivit görülür
A vitamini eksikliği devam ederse, kornea yumuşayarak dejenere olur: Keratomalacia
Ön ve arka kamaralardaki enfeksiyonlar körlüğe kadar götürebilir
A vitamini eksikliğinde retinada büyük harabiyet meydana gelir
Fotopik ve skotopik görmede A vitamininin oldukça önemli bir görevi vardır
Karanlığa adaptasyonun bozulması A vitamini eksikliğinin erken bir belirtisidir
Eksiklik ileri derece ise gece körlüğü oluşur
A Vitamini Eksiklik Belirtileri
2- Sindirim Sistemi:
Büzülen salya bezlerinde, kanallardaki epitelin kalınlaşması ile lümenler kapanarak sekresyon durur
Mukus sekresyonu yapan hücreler atrofiye olduğu gibi, villuslarda çok defa nekrozlar görülür; bu nedenle mukoza üzerindeki bakteriler çoğalır

3- Üst Solunum Yolları:
Özellikle burun, trakea ve bronşlardaki tek katlı epitel hücreleri çok katlı epitele çevrilerek keratinize olur
Aynı değişiklikler vaginada da görülmektedir

4- Üreme Bozuklukları:
Erkeklerde testis germinal epitelinde atrofi, kadınlarda bazan menstruasyon siklusu bozuklukları görülür
5- Enfeksiyonlara Direnç:
Epitel değişiklikleri mikroorganizmalara karşı lokal direnci azalttığından, bunların kolayca kana geçmesi ve vücutta yayılarak, bronkopnomoni, enterit, göz iltihapları yaratması sonucu ölüm görülür
Çeşitli organlarda örneğin göz, böbrek, solunum yollarında vitamin eksikliğinde, enfeksiyonların gelişmesi nedeniyle A vitaminine anti-enfeksiyon vitamini de denir

6- Kemikler:
A vitamini eksikliği kafatası kemikleri ve omurların aşırı büyümesine neden olarak, bir takım sinirlerin basınç altında kalmasından dolayı nörolojik semtomlar yaratır
A Hipervitaminozu
Gerekenden fazla miktarda A vitamini verildiği zaman
anoreksiya,
uzun kemiklerde ağrılı şişmeler,
saçların dökülmesi ve kaşıntılı döküntüler,
baş ağrısı görülür

Sıçanlarda A hipervitaminozunun teratoma sebep olduğu bildirilmiştir

B GRUBU VİTAMİNLER
Bu grubtaki suda eriyen organik maddeler, bütün canlı hücrelerde bulunur

Çoğu besin maddelerinin oksidasyonunu sağlayan enzim sistemlerinin koenzim ve apoenzimlerini oluştururlar

B vitamini kompleksinde bulunan vitaminlerin bir kısmının sentezi barsak bakterileri tarafından yapılır
TİYAMİN (ANÖRİN, B1 VİTAMİNİ)
a) Kaynak:
En çok hububat ve bira mayasında bulunur
Hububat tanelerinden dikkatle hazırlanan kepeksiz beyaz unda ve ileri derecede temizlenmiş pirinçte bulunmaz
Bezelye, fasulye, mercimek ve fındıkta bol; et, süt ve sebzelerde az bulunur

b) Özellikleri:
Isıya dayanıklı bir vitamindir
120 0C’a 24 saat dayandığı halde, alkalik ortamda, konserveler içinde kolayca harap olur

TİYAMİN (ANÖRİN, B1 VİTAMİNİ)
c) Günlük Miktar:
– Vücut ağırlığı, metabolizma ve vücut faaliyetine bağlı olarak gereksinim değişir
– Özellikle, karbonhihrat ütilizasyonunda kullanıldığı için, diyetteki glukoz miktarı ile orantılı alınması yerinde olur
Günde optimal olarak 2 mg verilmelidir

d) Dokulardaki Önemi:
Tiyamin metabolik sistemlerde başlıca tiyamin pirofosfat şeklinde görev yapar
Bu bileşik bir kokarboksilaz olarak, başlıca pürivik asit ve öteki -ketoasitlerin dekarboksilasyonunda bir protein dekarboksilazla birlikte çalışır
Dokularda difosfotiyamin halinde bulunur ve asitlerin dekarboksilasyonunu sağlayan koenzim görevini üstlenir

Dokularda CO2 tutulmasına zıt yönde oluşan bu dekarboksilasyonlar özellikle aşağıdaki reaksiyonları ilgilendirir:
Pürivik asit → Asetil CoA + CO2
Oksalasetik asit → Pürivik asit + CO2
Sitrik asit →  – ketoglutarik asit + CO2
 – ketoglutarik asit → Süksinik asit + CO2
Bu reaksiyonlarla ilgili olan karbonhidrat metabolizması (özellikle beyinde) tiyamin eksikliğinde ileri derecede bozulur

e) Tiyamin Eksikliği:
Tiyamin eksikliğinde, dokularda pürivik asit ve bazı amino asitlerin kullanılması azalırken yağların kullanılması artar
Bu nedenle, tiyamin özgül olarak karbonhidratların ve bir çok amino asitlerin nihayi metabolizmaları için gereklidir
Tiyamin ekikliğinde görülen bir çok bozukluklardan sorumlu faktör, bu besinlerin kullanımlarının azalmış olmasıdır

1-Sinir Sistemi:
Merkezi sinir sisteminin enerjisinin hemen hemen tamamı karbonhidratların metabolizmasına bağımlıdır

Tiyamin eksikliğinde, sinir dokusunun yüzde 50-60 oranında azalan glukoz tüketimi, yağ metabolizmasından türeyen keton cisimerinin kullanımı ile karşılanır

Tiyamin eksikliğinde, MSS’nin nöronal hücrelerinde kromatoliz ve şişmeye sık rastlanır

Ayrıca, tiyamin eksikiği hem periferik hem de MSS’de sinir liflerinin miyelin kılıflarında dejenerasyona yol açabilir
1-Sinir Sistemi:
Periferik sinirlerdeki bu lezyonlar, sık olarak bu sinirlerin aşırı irritabilite kazanmalarına neden olur

Bu durumda, bir veya birkaç periferik sinir boyunca yayılan ağrılarla karekterize polinörit denilen hastalık tablosu ortaya çıkar

Ayrıca, medulla spinalis traktuslarında paralizi yaratan dejenerasyonlar görülür

Bazen paralizi bulunmasa bile, kaslar atrofi sonucu ileri derecede güçsüz kalırlar

2- Kardiyovasküler Sistem:
Tiyamin eksikliği kalp kasını da zayıflatır ve kalp yetmezliği gelişir

Ayrıca kanın kalbe dönüşü de normalin iki katına çıkabilir

Bu durum, tiyamin eksikiğine bağlı oluşan periferik vasodilatasyona bağlıdır

Bu da muhtemelen, dokularda metabolik enerji azlığına bağlı oluşan lokal vasküler dilatasyona bağlıdır

Bu nedenle, tiyamin eksikliğinde kalp yetersizliğine bağlı olarak büyük ölçüde periferik ödem ve asit gelişir

3- Gastrointestinal Sistem:
Tiyamin eksikliğinde, sindirim bozukluğu, aşırı konstipasyon, anoreksi, mide atonisi ve hipoklorhidri gibi semptomlar ortaya çıkar

Bu etkilerin tümü, sindirim sistemindeki düz kaslar ve bezlerin karbonhidrat metabolizmasından yeterli enerji sağlayamamalarına bağlanabilir

Beriberi:
Tiyamin eksikliğinde
polinörit,
kardiyovasküler semptomlar ve
GIS bozuklukları ile ilgili tablo

Özellikle kardiyovasküler semtomlar baskın olduğu zaman, çoğunlukla beriberi olarak tanımlanır

Beriberi üç farklı klinik tablo göstermektedir:
Sinirsel (kuru) form:
Ön boynuz hücreleri, spinal ganglion ve periferik sinirlerdeki harabiyete bağlı polinöritler ve kaslarda paraliziler görülür
Çok defa kas-kiriş refleksleri de kaybolur
Solunum kasları da paralize olabilir

Kardiyak (ödemli) form:
Sağ ventrikül hipertrofisinden dolayı kalp genişler
Zayıf ve hızlı nabız, kardiyak ödemle karekteristik dolaşım yetersizliği belirtileri vardır

Serebral beriberi:
Genel iştah kaybı, bulantı, kusma.
Gözdeki değişiklikler; nistagmus ve çok defa strabismus
Zihin faaliyetinde bozukluk
Hastalar uykusuzluk, endişe ve melankoliden şikayet ederler
Bellek bozukluklarına sıklıkla rastlanır

Alkolik nöropati:
Kronik alkolizmde görülen sinir değişiklikleri, hareket ve duyu bozuklukları tiyamin eksikliğine bağlanmaktadır

Kronik alkolizmde, iştahsızlık, mide ve barsak bozuklukları bu vitaminin yeterli miktarda alınmasına engel olur
NİYASİN (NİKOTİNİK ASİT)
Bira mayası, karaciğer, böbrek, etler ve hububatta bulunur

Niyasin vücutta nikotinamid adenin dinükleotid (NAD) ve nikotinamid adenin dinükleotid fosfat (NADP) şeklinde koenzim olarak fonksiyon yapar

Bu koenzimler hidrojen akseptörüdür; çeşitli tiplerdeki dehidrogenazlarla besin maddelerinden ayrılan hidrojen atomları ile birleşirler

Niyasin eksikliğinde, dehidrojenasyon normal hızda sürdürülemez ve bu bağlı olarak hücrelerin fonksiyon yapan elemanlarına besinlerden oksidatif enerji sağlanması normal hızda gerçekleşemez

NİYASİN (NİKOTİNİK ASİT) EKSİKLİĞİ
Niyasin eksikliğinin erken dönemlerinde, kas güçsüzlüğü ve bezlerden sekresyonların azalması gibi basit fizyolojik değişiklikler gözlenir

Ancak, ciddi yetmezlikte, dokuların ölümü kaçınılmazdır

MSS’nin pek çok bölümüne patolojik lezyonlar ortaya çıkar ve kalıcı demans veya çeşitli tiplerde psikozlar gelişir

Ayrıca, deride mekanik iritasyona ya da güneş ışığına maruz kalan yerlerde çatlamalar, pigmente alanlar oluşur

Bu durum, derinin farklı tipteki hasara karşı tamir yeteneğinin kaybolduğunu göstermektedir

Niyasin eksikliğinde, ağız ve gastrointestinal kanalın diğer bölümlerindeki müköz membranlarında yoğun iritasyon ve buna bağlı çeşitli gastrointestinal bozukluklar ortaya çıkar

Ciddi vakalarda, yaygın gastrointestinal kanamalara yol açabilir

Pellagra adı verilen klinink tablo ve köpeklerde görülen siyah dil hastalığı, niyasin eksikliğine bağlı durumlardır

Belli ölçüde niyasine dönüştürülebilen triptofan amino asidi mısırda az olduğundan mısırla beslenen insanlarda pellegra çok yaygındır

Karadeniz sahillerinde sık görülen bu hastalık 3 D (diyare, dermatit, demans) ile ifade edilen başlıca belirtileri şunlardır:
1. Mide, barsak bozuklukları:
Hastalığın başlangıcında glosit görülür; ileri devrelerde dil üzerinde ülserler geliştiği gibi aynı değişikliklere ağız ve farinkste de rastlanır

Ağız, özofagus, midede yanma duyusu alınır; bulantı, kusma ve diyareler dikkati çeker

Üretra ve vagina benzer mukoza değişiklikleri gösterirler

2. Deri belirtileri:
Özellikle el ve ayağın dış yüzeyinde, koltuk altı, dirsek, diz, bilek, göğüs ve perinede deri önce kızarıp kaşınır

Daha sonra şişerek gerilir ve üzerinde veziküller belirir; deskuamasyondan sonra alttaki deri kalın ve ileri derecede pigmentli olarak ortaya çıkar

3. Sinirsel değişiklikler:
Bacaklarda bilateral simetrik polinöropati ile beraber, çok defa akut mani, melankoli nöbetleri görülür

RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ)
Bu vitamin başlıca et, süt ve hububatta bulunur

Riboflavin ışıkta kolayca haraplanır; 2 saat güneş ışığında kalan sütte % 85’i kaybolduğu halde, pastörize sütte hiçbir değişikliğe uğramaz. Günde 2 mg yeterlidir

Riboflavin barsakta bakteriler tarafından da yapılır

Dokularda fosforik asitle birleşerek flavin mononükleotid (FMN) ve flavin adenin dinükleotid (FAD) halinde bulunur

Flavin, dehidrogenaz enziminin (flavoprotein) prostetik grubunu oluşturarak mitokondride önemli oksitatif sistemlerde H- atomunu taşıyıcı görevi yapar

Başlangıçta NAD ve NADP gerektiren bu oksidasyon reaksiyonlarını izleyen aşamada flavoproteinler gerekir

Riboflavin eksikliğinde ağır dermatid, kusma, diyare ve kaslarda spastisite ortaya çıkar

Sonunda kaslar zayıflar, koma ve vücut temperatürünün düşmesini ölüm izler

Ağır riboflavin eksikliği vakalarındaki bir çok belirtiler, niyasin eksikliğinde görülenlerin aynısıdır

Her iki durumda da bozuklukların hücrelerde oksidatif süreçlerin bastırılmasından kaynaklandığı sanılmaktadır

Riboflavin eksikliği sindirim bozukluklarına, deride ve gözlerde yanma duygusuna ağız köşelerinde çatlama, baş ağrıları, mental depresyon ve unutkanlığa yol açabilir

Ariboflavinoz:
Riboflavin eksikliğine bağlanan başlıca değişiklikler:
Angüler stomatid
Glossit
Skrotumda görülen dermatit,
Keratit
Görme bozuklukları
Retrobulber nörit

PİRİDOKSİN (B6 VİTAMİNİ)
Piridoksin hücrelerde piridoksal fosfat şeklinde bulunur ve aminoasit ve protein metabolizması ile ilgili bir çok kimyasal reaksiyonlar için koenzim olarak görev yapar

En önemli rolü, aminoasitlerin sentezinde transaminasyon olayındaki koenzim görevidir

Bazı aminoasitlerin hücre membranından taşınmasında önemlidir

B6 vitamini eksikliği aşağı grup hayvanlarda dermatit, büyümenin duraklaması ve yağlı karaciğer, anemi ve mental bozukluklara neden olmaktadır

Nadiren çocuklarda piridoksin eksikliğinin konvülsiyon, bulantı, kusma gibi bozuklukları yarattığı bildirilmiştir
PANTOTENİK ASİT
Pantotenik asit vücutta başlıca, hücrelerde bir çok metabolik rolleri olan koenzim A (Ko A) ile bağlanır

Pantotenik asitin başlıca görevleri şunlardır:
1.Dekarboksile pürivik asidin, sitrik asit siklusuna girmeden önce asetil-KoA’ya çevrilmesi
Yağ asidi moleküllerinin çok sayıda asetil-KoA moleküllerine yıkılması

Pantotenik asidin yokluğu, karbonhidrat ve yağ metabolizmalarının her ikisini de depresyona uğratabilir

Pantotenik asit eksikliği aşağı sınıf hayvanlarda büyümeyi geciktirir, üreme faaliyetlerini engeller, tüylerin kırlaşmasına, dermatit, karaciğer yağlanması ve böbrek üstü korteksinde hemorajik nekroza yol açabilir

İnsanlarda kesin bir eksiklik sendromu kanıtlanmamıştır

Bu belkide, bu vitaminin hemen hemen bütün besinlerde bulunması ve vücutta az miktarda yapılabilmesine bağlıdır
FOLİK ASİT (PTEROİLGLUTAMİK ASİT)
Çeşitli pteroilglutamik asitler, folik asit etkisi gösterirler

Folik asit, fonksiyonlarını hidroksimetil ve formil gruplarını taşıyarak yürütür

Vücuttaki en önemli görevi, DNA sentezinde gerekli olan pürinlerin ve timinin sentezidir

Bu nedenle folik asit, B12 vitamini gibi hücresel genlerin replikasyonu için gereklidir. Bu etki folik asidin büyümeyi hızlandırıcı etkisidir

Folik asit, eritrositlerin büyümesinde ve olgunlaşmasında özgül bir takım kimyasal fonksiyonları yürütür. Eksikliğinde bu yüzden megaloblastik anemi gelişir

Kemik iliğindeki öncü kırmızı kan hücrelerinde yetersiz olgunlaşmaya yol açar. Bunun sonucu olarak bu hücreler çok iri hal alırlar.
FOLİK ASİT (PTEROİLGLUTAMİK ASİT)
Folat yetmezliği en yaygın olarak bu vitamin için artmış olan gereksinimden dolayı gebe kadınlar arasında görülür

Bütün doğal yiyeceklerde folatlar bol ise de yiyeceklerin 100 oC’a 15 dakika maruz kalması vitamini yıkıma uğratır

Folat yetmezliğini engellemek için taze ya da taze dondurulmuş, pişirilmemiş meyva ve sebzelerin diyette bulunması gereklidir

Zengin toplumlarda gebelik söz konusu değilse yalnızca kronik alkolikler ve ilaç bağımlıları diyetle folat yetmezliği oluşturacak kadar sınırlı vitamin alımına maruz kalabilirler

B12 VİTAMİNİ (SİYANOKOBALAMİN)
Ortak prostetik gruba sahip bir çok kobalamin bileşikleri B12 vitamini aktivitesi gösterirler

Bu prostetik grup kobalt atomu içerir

B12 vitamini bir hidrojen akseptör koenzimi olarak çeşitli metabolik fonksiyonları yürütür

En önemli fonksiyonu gen replikasyonunda gerekli bir basamak olan ribonükleotidin deoksiribonükleotidine indirgenmesinde bir koenzim olarak fonksiyon görmesidir

Büyümeyi, eritrositlerin oluşum ve olgunlaşmasını hızlandırır

Diyet bazında vitamin B12 yetmezliği yalnız katı vejeteryanlarda ortaya çıkar

Vitaminin tek kaynağı hayvansal proteinleridir

Hayvanlar da vitamin için toprakta, suda ve barsaklarında yaşayan mikroorganizmalara gereksinim duyar

Pernisiöz anemi vit. B12’nin barsaktan emilimi için gerekli intrensek faktörün midedeki paryetal hücrelerden yetersiz sentezi ile ortaya çıkar ve megaloblastik anemi görülür

Vit. B12 eksikliği çoğu kez medulla spinalis arka kordonlarında sinir liflerinde demiyelinizasyona neden olur

Bunun bir sonucu olarak, pernisiyöz anemili bir çok insanda periferik duyu kaybı fazladır ve şiddetli vakalarda paralizi bile ortaya çıkar

C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)
Uzun süreli deniz seferlerinde, savaşlarda ve taze besin alamayan şahıslarda skorbüt hastalığının oluşumu yüzyıllar önce dikkati çekmiştir
Yapı ve Özellikleri:
C vitamini askorbik asitten ibarettir
Askorbik asit, kollajenin yapısal bir bileşiği olan hidroksiprolinin oluşumundaki hidroksilasyon aşamasını hızlandıran prolin hidroksilazın aktivasyonu için gereklidir
Askorbik asit olmadan vücudun hemen hemen bütün dokularında yapılan kollejen lifleri kusurlu ve zayıftır
Bu nedenle, C vit. deri altı dokusu, kıkırdak, kemik ve dişlerde liflerin büyümesi ve dayanıklılığı için gereklidir
Suda eriyen ve kuvvetli bir indirgeyici olan C vitamini, kolayca oksitlenir
100 oC’de özellikle, alkalik ortamda O2 ile hızla haraplanır
Konserve besinler anaerobik olarak hazırlanmamışsa içlerinde C vit. bulunmaz
Yemeklerin fazla kaynaması, tekrar tekrar ısıtılması, sıcakta uzun süre bırakılması C vitaminini haraplar

Kaynak:
En önemli kaynaklar sırasıyla; portakal, limon, greyfurt, erik, armut ve elmadır

Sebzelerden; karnabahar, maydanoz, lahana, domates, biber C vitamininden zengindir; salata ve mantarda da az miktarda bulunur

Anne sütünde C vit. inek sütünden daha fazladır

Bu nedenle çocuğun inek sütüyle beslenmesinde meyva suyu da katılmalıdır

Tedavi için sentetik askorbik asit kullanılmaktadır

Böbreküstü ve hipofiz bezlerinde, barsak çeperinde, humor aköz ve korpus vitreumda, lenste, lökositlerde yüksek; eritrosit, kaslar ve beyinde ise az miktarda bulunur

İdrardaki askorbik asit miktarı besinlerle alınana parelel olarak değişir

C vit. satürasyon testi ile eksikliği incelenebilir

Şahısta C vit. eksikliği varsa, ağızdan C vit. verildiği zaman idrarla çok az miktarda çıkarılır

Normal şahıslarda ise ağızdan verilen C vitaminin hızla idrara geçtiği görülür

Erişkinde günde 75 mg yeterlidir
Kapiller frajilite testi ile çok sayıda peteşi ortaya çıkması da C vit. eksikliğinin kolayca tanısını sağlar
Dokulardaki önemi:
Askorbik asit pirolin hidroksilaz enzimini aktive eder
Bu enzim kollajen yapısında önemli olan hidroksi pirolin oluşumunda gerekli hidroksilasyon aşamasını sağlar
Askorbik asit eksikliğinde kollajen yapımı eksik ve kusurludur
Bu nedenle C vit. deri altı dokusu, kıkırdak, kemik ve dişlerin büyümesi için gerekli bir vitamindir

Skorbütte endotel hücreleri uygun şekilde birbirine yapışmadığı ve damar çeperinde normal olarak bulunan kollajen fibriller yetersiz kaldığı için, kan damarlarının çeperleri aşırı frajildir

Özellikle kapiller kolayca yırtılabilir ve bütün vücutta hemorajiler görülür

Derinin altındaki hemorajiler bazan bütün vücudu kaplayan purpura halinde görülür

Günlük miktar:
Erişkinde besinlere günde 10-30 mg askorbik asidin katılması skorbütten korunmayı ve bu hastalık görülmüşse tedaviyi sağlar
Çocuklara aynı miktarda vit. yeterliyse de buluğ çağında, gebelikte ve ateşli hastalıklarda vit. ihtiyacı artar

C Vitamin Eksikliği
Çocuklarda:
Sterilize besinlerle besinlerle beslenen ve ayrıca C vit. almayan çocuklarda skorbüt hastalığı görülür:
Femurun alt ucunda, diş etlerinde, böbrek ve barsaklarda, deri altında geniş kanamalar yanında, kemik ve dişlerde peteşiler görülür

Kemiklerin büyümesi duraklar

Hücreler arası kollejen gelişemez

Kolay kemik kırılmaları gözlenir
C Vitamin Eksikliği
Erişkinlerde:
Özellikle yaşlı kişilerde, diyet nedeniyle skorbüt görülür

Diş ve diş etlerinde patolojik değişiklikler meydana gelir

Damar duvarları aşırı frajilleşir

Bacaklarda küçük peteşiler, doku içine yaygın kanamalar görülür

Letarji ve depresyona eğilim ile enfeksiyonlara eğilim artar

Aşırı yetmezlikte serebral hemoraji görülür
D VİTAMİNİ
İlk olarak 1872’de raşitizmin balık yağı ile tedavi edileceği bulundu

Mellanby 1918 yılında köpeklerde deneysel raşitizm oluşturup balık yağının bunu önlediğini gösterdi

Huldschinsky de yapay ultraviyole ışınlarının çocuklarda raşitizmi önlediğini ortaya koydu

Raşitizm tedavisinde kullanılan kalsiferol adı verilen maddeler; ergokalsiferol (D2) ve kolekalsiferoldür (D3).

Ergokalsiferol (D2):
Tabiatta bulunmaz, ergosterolün UV ışınlaması ile elde edilir
Kalsiferol provitaminleri UV ışınlarına maruz bırakıldıkları zaman yapılarında hafif değişiklikle antiraşitik özellik kazanırlar

Kolekalsiferol (D3):
Deri yüzeyindeki sekresyonlarda dehidrokolesterolden güneş ışınları yardımıyla oluşur
UV deriye yakın bölgeler ulaşabildiğinden dolayı bu reaksiyon deriye yakın bölgelerde gerçekleşir
Süt, yumurta sarısı, tereyağı gibi ürünlerde bol miktarda bulunur
Balık yağı vit D3 bakımından zengindir
Isıya dayanıklıdır
1 mg 1 İÜ yi teşkil eder
Ca++ un barsaklardan emilimi için gereklidir
Vit D3 kc de 25-hidroksilazın etkisiyle 25-HCC oluşturur

25-HCC böbrekte 1-α-hidroksilazın etkisiyle 1-25 DHCC e dönüşür

Parathormon (PTH) ise kan fosfat düzeyini indirerek 1-α-hidroksilasyonu artırır

1-25 DHCC mukoza ve kemik hücrelerini iskelet kasını etkiler. Böbrek ve barsaklarda kalsiyumun kana geçmesini hızlandırır

Sitoplazmiik ve nükleer reseptör proteinine bağlandıktan sonra mRNA oluşumu ile ribozomlarda C++ balayan rotein (CaBP) yapılmasını sağlar

Akalin fosfataz aktivitesini artırarak kalsiyumun lümenden içeri girmesini sağlar

D VİTAMİNİ (KAYNAKLARI)

Süt ürünleri
Balık yağları
Yumurta sarısı
Tereyağı
Kc
Hayvansal gıdalarda bol miktarda bulunur
Hipokalsemi PTH sekresyonunu uyarır

PTH böbrekte 1-25 DHCC oluşumunu artırır

Hipofosfatemi 1-25 DHCC oluşumunu artırsa da bu etki PTHa bağımlı değildir

Hiperkalsemi 1-25 DHCC yapımını inhibe eder

D vit böbrek tubuluslarında kalsiyum ve fosfat reabsorbsiyonunu artırır

D VİTAMİN EKSİKLİĞİ
Yetersiz güneş ışığı almak yada alınan kalsiferolün yetersizliği, çocuklarda raşitizm ve büyüklerde osteomalazi semptomlarını ortaya çıkarır

Raşitizmde kemikteki kalsiyum depolanmasında yetersizlik görülür

Kalsiferol eksikliğinde uzun kemiklerde epifiz-diafiz sınırındaki kıkırdak hücreleri büyümeye devam eder

Ancak kemikleşme gecikir yada duraklar

Bu nedenle eklemlere yakın bölgelerde kemik uçları genişleyerek normal şekillerini kaybeder ve deformasyona uğrar

Fontanellerin kapanması gecikir (normalde 1. yaşta kapanır)
D VİTAMİN EKSİKLİĞİ
Post-menopausal osteoporosis
D VİTAMİN EKSİKLİĞİ
RAŞİTİZMDE TETANİ:
Raşitizmin erken döneminde paratroid bezi faaliyeti ile kemiklerden mobilize olan kalsiyum kandaki düzeyin normal kalmasını sağlar ve tetani görülmez

Daha sonra kemiklerdeki kalsiyum tükenir ve kandaki düzeyi hızla düşer

Kan kalsiyum düzeyi %7 mg’ın altına indiği zaman tetani belirtileri ortaya çıkar

Kalsiyum enjekte edilmezse larinks spazmından ölüm görülür

Tetaninin bir nedeni de tedavi sırasında fazla miktarda kalsiyum ve fosfor verildiği halde, D vit. Yetersiz kalmasıdır

Bu durumda barsaklardan fosfor daha kolay emilerek kana geçer ve kandan fazla miktarda kalsiyum çekilip kemiklerde depo edilir

Kalsiyumun düşmesi sonucu kolayca gelişen tetaniyi önlemek amacıyla raşitizm tedavisinde kalsiyum, fosforla birlikte D vit. de verilmelidir
D VİTAMİNİ
KAYNAK VE GÜNLÜK MİKTAR:
En önemli Vit. D kaynakları, süt, sütlü besinleri, yumurta ve balık yağıdır

Küçük çocuklara günde 400-700 İÜ

Erişkinlere günde 100 İÜ

Tedavi sırasında fazla miktarda D vit vermekten kaçınmak gerekir

Zira hiperkalsemi sonucu böbrek taşları oluşur

İleri derecede hipervitaminoz böbrek yetmezliğine yol açar

E VİTAMİNİ (Tokoferol)
Işığı sağa çeviren α-tokoferol izomerlerinden daha etkilidir
Sentetik türevlerinin yapılabilmesi mümkün olabilmiştir
Kaynak:
Bitkisel yağlar en önemli kaynaktır
Sebzelerin çoğunda sütlü maddelerde ve ette az miktarda bulunmaktadır

Önemi:
Oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında rol oynamaktadır
Eritrositlerin oksidatif hemolizini önlemede önemli etkiye sahiptir
E VİTAMİNİ (Tokoferol)
Fonksiyonları:
Antioksidan
Hücre zarını serbest radikallerden korur
Akciğerden zararlı maddeleri uzaklaştırır
DNA’yı korur
Kalbi destekler
Others?

E VİTAMİNİ (Tokoferol)

Bitkisel Kaynaklar
Hububat tohumları
Meyve ve bitkisel yağlar

Daha az miktarda hayvansal kaynaklar
Sığır eti E vit. den zengindir
Kabuklu deniz ürünleri

Eksiklik Belirtileri:
Deneysel olarak E vit eksikliği yaratılan gebe sıçanlarda fetüs 1. haftada ölür. E vit ile bu önlenebilir

Erkek sıçanlarda testis dejenerasyonuna yol açar

E vit eksikliğinde iskelet kas lifleri parçalanır, ödem ve hücre infiltrasyonu görülür, hemolitik anemi görülür

İleri safhada solunum felci ve ölüm görülür

İnsanlarda E vit eksikliği görülmez,
K VİTAMİNİ
İki çeşit K vit bulunur;

Farnokinon (K1 vit) mikroorganizmalar tarafından yapılır

Phylloquinone (K2 vit) bitkilerde bulunur

İnsan barsak flora bakterileri K1 vit sentezleyebilirler

K vit eksikliğinde II, VII, IX ve X pıhtılaşma faktörlerinin sentezi yapılamaz

Bundan dolayı pıhtılaşma bozulukları görülür

K vit oksidatfi fosforilasyonla ilgili oksidasyon-redüksiyon sisteminde elektron taşıyıcı rolü üstlenir
Fonksiyonları:
Kan pıhtılaşmasını sağlar(II, VII, IX ve X pıhtılaşma faktörlerinin sentezinde rol alır)

Kemik şekillenmesinde katkıda bulunur

Oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında elektron taşıyıcı rolü üstlenir
K VİTAMİNİ-Kaynakları
Bakteriler tarafından kolonda sentezlenir %10-15)

Bitkisel kaynaklar
Yeşil yapraklı sebzeler (pırasa, ıspanak..)
Bazı bitkisel yağlar
Broccoli
Hayvansal kaynaklar
Kc
Süt
MİNERAL METABOLİZMASI
MAĞNEZYUM:
Hücrede potasyumun yaklaşık 1/6 sı kadar bulunur

Karbonhidrat metabolizması ile ilgili reaksiyonlar için katalizör olarak gereklidir

Ekstraselüler Mg derişimi az olup sadece 1.6-2.25 mEq/l kadardır

Hücre dışı Mg konsantrasyonu artması sinir sistemi aktivitesini ve iskelet kaslarında kasılmayı inhibe eder

Düşük Mg derişimi sinirsel irritabiliteyi artırır, periferik vd na ve özellikle akut miyokard enfarktüsünden sonra kardiyak aritmilere neden olur
MİNERAL METABOLİZMASI
KALSİYUM:
Vücutta başlıca kemiklerde kalsiyum fosfat halinde bulunur

Ekstraselüler kalsiyum miktarının artması kalbin sistolde durmasına yol açabilir ve mental bir deprasan gibi etki edebilir

Hipokalsemi ise sinir liflerinde tetani ile sonuçlanan spontan deşarjlara neden olur
MİNERAL METABOLİZMASI
FOSFAT:
Hücre içi sıvıların ana anyonudur

Reverzibl olarak bir çok koenzim sistemleri ve metabolik olayların işlemesi için gerekli bileşiklerle birleşme yeteneğine sahiptir

MİNERAL METABOLİZMASI
DEMİR:
Temel fonksiyonu Hb oluşumu ile ilgilidir
Vücut demirinin 2/3 ü Hb yapısındadır
Diğer şekilleri kc ve kemik iliğinde bulunur
Mitokondrilerde demir içeren elektron taşıyıcıları vardır
Bunlar oksidasyon için gereklidir
Hem dokulara oksijen taşınması hem de doku hücrelerindeki oksidatif sistemlerin çalışması için değerlidir
Demir yokluğunda hayat birkaç sn içinde sona ermektedir

ESER ELEMENTLER
Vücutta çok az miktarda bulunan elementlere denir

Bunların besinlerdeki miktarı çok azdır

İçlerinden birinin eksikliğinde eksiklik sendromları ortaya çıkar

En önemlileri iyot, çinko ve flordur
ESER ELEMENTLER
İYOT:
Troid hormonu oluşumu ile ilgilidir

Tüm vücutta ortalama 14 mg kadar bulunur

Tiroksin ve triiodotroinin için gereklidir

Bu iki troid hormonu vücudun tüm hücrelerinde metabolizmanın normal hızda devamı için gereklidir

ESER ELEMENTLER
ÇİNKO:
Birçok enzimin integral bölümünü oluşturur
Eritrosit içinde bulunan karbonik anhidraz (KA) enzimi içinde yer alır
Bu enzim ise eritrositlerdeki karbondioksitin suyla birleşmesinden, pulmoner kapiller kanda karbondioksitin hızla alveollere serbestleşmesinden sorumludur
KA enzimi GIS mukoza, böbrek tübülleri ve vücuttaki bir çok bezlerin epitel hücrelerinde de büyük miktarda bulunur
Bu nedenle karbondioksit ile ilgili bir çok reaksiyonun yürütülmesi için az miktarda çinko önem taşır
Çinko aynı zamanda laktik dehidrogenaz enziminde de bulunur. Bu enzim pürivik asit laktik asit dönüşümleri için gereklidir

ESER ELEMENTLER
FLOR:
Diş çürüklerini önlemede önemi vardır

Dişleri güçlendirmez ancak bilinmeyen bir yoldan çürümeyi önler

Florun diş minelerindeki hidroksiapatit kristalleri içinde bulunduğu ve diş çürümelerine neden olan bakteri enzimlerinin aktivasyonu için gerekli bir çok eser elementle birleştiği kabul edilmektedir

Flor varlığında enzimler inaktif kalır ve diş çürümeleri önlenmiş olur

Aşırı miktarda flor alınması florozise yol açar

Hafif vakalarda dişlerde benekler görülür, ağır vakalarda ise kemiklerde genişleme meydana gelir.

Vitaminler ( Araş. Gör. Ersin DOĞAÇ )

Vitaminler vücudu hastalıklardan koruyan,direnci artıran,taze meyve,sebze  ve diğer besinlerde bulunan maddelerdir. Bitkisel besinler en iyi vitamin  kaynağıdır.

Vitaminler ısı,ışık.oksijen etkisiyle bozulabilir.Bu nedenle sebze ve meyveler  taze tüketilmelidir.

Vitaminler ( Doç. Dr. Neriman BAĞDATLIOĞLU )

VİTAMİNLERİN SINIFLANDIRILMASI

YAĞDA ÇÖZÜNENLER
SUDA ÇÖZÜNENLER
Vitaminlerin keşif tarihleri ve kaynakları
A VİTAMİNİ (RETİNOL)
Tablo: Bazı gıdaların A vitamini ve Karoten içerikleri
D VİTAMİNİ
Bazı gıdaların D vitamini içerikleri
E VİTAMİNİ (TOKOFEROLLER)
Tokoferol ve Tokotrienoller
E VİTAMİNİNCEZENGİN KAYNAKLAR (mg alfa tokoferolasetat / 100 g)
K VİTAMİNİ
Fillakinon (K-1 vitamini)
K-2 Vitamini (menakinon)
Tablo: Bazı gıdalardaki K vitamini Ünite/100 g
SUDA ÇÖZÜNEN VİTAMİNLER
B 1 VİTAMİNİ (Aneurin, Thiamin)
Bazı Gıdaların Tiaminİçeriği mg/100 g
B2 VİTAMİNİ (Riboflavin, Laktoflavin)
B6 VİTAMİNİ (Pyridoksin)
NİASİN
B-5 PANTOTENİK ASİT
BİOTİN (H Vitamini)
B12 VİTAMİNİ (Siyanokobalamin)
C VİTAMİNİ ( Askorbik asit)

Kaynak: http://www2.bayar.edu.tr/muhendislik/gida/docs/databank/vitaminler.pdf

Vitaminler ( Zeynep BOZKAN )

VİTAMİNLER

Yağda ve Suda Eriyen Vitaminlerin Kimyasal ve Biyolojik Olarak Karşılaştırılması

VİTAMİN A

Vitamin A İhtiyacı

VİTAMİN D

Vitamin D ve Provitamin Kaynakları

Metabolizmada Vitamin D

Vitamin D Eksikliği

VİTAMİN E

Vitamin E Kaynakları

VİTAMİN K

Vitamin K Eksikliği

VİTAMİN B1

NİKOTİNAMİD (NİASİN)

VİTAMİN B6

PANTOTENİK ASİT

BİOTİN

VİTAMİN B12

VİTAMİN C

Tablo. Değişik etkileyici faktörlere karşı ticari vitamin ürünlerinin dayanıklılığı

Vitaminler Mineraller ve Sağlığımız ( Yrd. Doç. Dr. Gülhan Samur )

  • VİTAMİNLER

  • A VİTAMİNİ

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • A Vitamini Yetersizliği ve Fazla Miktarda Tüketimi

  • A vitamini yetersizliğinin en önemli belirtileri

  • Günlük A Vitamini Gereksinmesi

  • A vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • D VİTAMİNİ

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • D Vitamini Yetersizliğinde

  • D Vitamininin Fazla alınması

  • Günlük D Vitamini Gereksinmesi

  • D Vitaminin En Çok Bulunduğu Besinler

  • E VİTAMİNİ

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük E Vitamini Gereksinmesi

  • E Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • VİTAMİN K

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük K Vitamini Gereksinmesi

  • K Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük B1 Vitamini Gereksinmesi

  • B1 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ)

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük Riboflavin Gereksinmesi

  • Riboflavinin En Çok Bulunduğu Besinler

  • NİASİN (NİKOTİNİK ASİT, VİTAMİN PP)

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük Niasin Gereksinmesi

  • Niasinin En Çok Bulunduğu Besinler

  • FOLİK ASİT

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük Folik Asit Gereksinmesi

  • Folik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • VİTAMİN B12

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük B12 Vitamini Gereksinmesi

  • B12 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • PANTOTENİK ASİT

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük Pantotenik Asit Gereksinmesi

  • Pantotenik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler

  • BİOTİN

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük Biotin Gereksinmesi

  • Biotinin En Çok Bulunduğu Besinler

  • C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Yetersizlik ve Fazlalıkları

  • Günlük C vitamini Gereksinmesi

  • C Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

  • MİNERALLER

  • KALSİYUM

  • Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  • Kalsiyumun Yetersizliğinde

  • Günlük Kalsiyum İhtiyacı

  • Kalsiyumun En Çok Bulunduğu Besinler

  • FOSFOR

  • (PİRİDOKSİN)

  • Vitamini Gereksinmesi

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • Fosforun En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük Fosfor İhtiyacı

  • SODYUM, KLOR ve POTASYUM

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük Sodyum, Potasyum ve Klor Gereksinmesi

  • MAGNEZYUM

  • Vücutta Çalışmasındaki Görevleri

  • Magnezyumun En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük Magnezyum Gereksinmesi

  • DEMİR

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • Demirin En Çok Bulunduğu Besinler

  • Demir Yetersiz Alındığında

  • Günlük Demir Gereksinmesi

  • İYOT

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • İyot Yetersizliğinde

  • İyotun En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük İyot Gereksinmesi

  • ÇİNKO

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • Çinko Yetersizliğinde

  • Çinkonun En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük Çinko Gereksinmesi

  • FLOR

  • Vücutta Dağılımı ve Görevleri

  • Florun En Çok Bulunduğu Besinler

  • Günlük Flor Gereksinmesi

  • KAYNAKLAR

Azotlu Bileşikler, Sülfitler, Saponinler, Monoterpenler, Organik Asitler ve Vitaminler

Azotlu bileşikler, sülfitler,saponinler, monoterpenler, organik asitler ve vitaminler Meyve ve sebzelerin bileşimindeki azotlu maddeler,saponinler ve sülfitlerin varlığı ve miktarları üründen ürüne büyük farklılıklar gösterirler.

Azotlu Bileşikler • Meyve ve sebzeler azotlu bileşikler açısından zengin gıdalar değildir. Meyvelerin bileşiminde %0.21.0, sebzelerin bileşiminde ise ortalama %2 düzeyinde azotlu bileşikler bulunur. Bunun %3580 kadarını proteinler oluşturur. Azotlu bileşikler içinde meyve ve sebzelerde serbest aminoasitler önem taşımaktadır.

• 1. Serbest aminoasitler • Serbest aminoasitler suda çözünürler ve meyveler açısından özellikle prolin önem taşımaktadır. Turunçgil meyveleri ve üzüm prolin açısından zengindir. Meyve ve sebzelerin içerdikleri aminoasitler çoğu zaman iz miktarlarda bulunsalar bile, ürüne göre spesifik olduğundan özellikle yapılan hilelerin saptanmasında bu bileşiklerden yararlanılmaktadır. Ancak aminoasitlerin çeşitten çeşide ve yıllara göre değişim gösterdikleri de unutulmamalıdır. • Diğer taraftan meyve sularının uzun süre depolanıp depolanmadığı prolin gibi aminoasitlerin varlığının saptandığı “Formol sayısı testi” ile belirlenir ve depolama ile prolin miktarı artar ve formol sayısı yükselir. Ayrıca, meyve suyu olgun meyvelerden üretilmişse prolin miktarı azalır ve buna bağlı olarak da formol sayısı düşer.

• 2. Enzimler • Meyvelerin içerdikleri proteinlerin çeşit ve olgunluk durumuna göre değişmekle birlikte büyük bir kısmını enzimler oluşturmaktadır. Bunlar karbonhidrat metabolizmasında (örneğin pektolitik enzimler, selülazlar, amilazlar, fosforilazlar, sakkarazlar, pentozfosfataz çevriminde rol alan enzimler ve aldolazlar gibi) veya lipid metabolizmasında (örneğin lipazlar, lipoksigenazlar ve yağ asidi sentezleyen enzimler gibi) ya da protein metabolizmasında (örneğin proteazlar ve transaminazlar gibi) rol alan enzimlerle, esterazlar, katalazlar, peroksidazlar gibi enzimlerdir

• Yukarıda belirtilen enzimler, meyve ve sebzelerin işlenmelerinde önemli rol oynamaktadırlar. İşleme sırasında gerçekleşen bu reaksiyonların bazıları son ürünün kalitesini olumsuz etkiledikleri için istenilmez, örneğin enzimatik esmerleşme reaksiyonları, pektinin parçalanması sonucu meyve ve sebze dokularının yumuşaması gibi. Ancak bazı enzimatik reaksiyonların da, örneğin meyve suyu üretiminde pektinin parçalanması, olgunlaşma ve aroma gelişimi gibi olumlu etkileri vardır.

• 3. Biyojen aminler • Biyojen aminler, aminoasitlerin dekarboksilasyonu veya aldehit ve ketonların aminasyonu ve transaminasyonu ile oluşan azotlu bileşiklerdir. Biyojen aminler bazı meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunabilmektedir. Ayrıca proteince zengin gıdalarda mikrobiyal aktivite sonunda veya fermente gıdalarda ve içkilerde de oluşabilirler. • Taze sebzelerin yapılarında bulunan biyojen aminler haşlama sırasında haşlama suyuna geçmektedirler. Muz, ceviz, domates ve ananas gibi meyvelerde önemli miktarda, triptamin (bir biyojen amin olup ve triptofanın türevi) içerirler Triptamin insan vücudunda 5hidroksi triptamin formunda seretonin üretiminde rol alır.

• 4. Glukozinolatlar • Glukozinolatlar, bitkilerin metabolizmaları sırasında aminoasitlerden oluşturulan kükürt içeren bileşiklerdir. Özellikle Cruciferae familyasında yer alan lahana, tere, turp, haldal gibi bitkilerin yapısında yer alırlar ve bunların tipik tat ve aromalarından sorumludurlar. Bütün glukozinolatlar kimyasal olarak stabil moleküldürler ve bir glukoz ünitesi, bir sülfat grubu ve kükürt grubu içeren bir aglikon kökünden oluşurlar. Yaklaşık 120 adet farklı glukozinolat tanımlanmıştır. Aglikon kökü molekülde tat ve aroma açısından en etkin olan kısımdır

• Glukozinolatların parçalanmasında etkili olan mirosinaz enzimi (β-tiyoglukozidaz) bitki hücresinde glukozinolatlardan farklı yerde konumlanmıştır. Bu nedenle dokunun parçalanması sırasında, örneğin doğrama veya çiğneme gibi, enzimatik olarak glukozinolatların parçalanması gerçekleşir. Glukozinolatların enzimatik parçalanması sonucunda stabil olmayan aglikondan primer izotiyosiyanatlar ve nitriller oluşturulur

• İzotiyosiyanatlar indirekt antioksidanlar olarak tanımlanabilir. Bunun nedeni izotiyosiyanatların insan vücudunda bulunan ve faz II enzimleri olarak bilinen bir grup enzimi aktive ederek vücuttaki antioksidan kapasitenin artmasına yol açtığı belirtilmektedir. Bu şekilde indirekt antioksidan etki sağlayan bu bileşiklerin gıdalarla alınan fenolik bileşikler, askorbik asit, βkaroten gibi direkt antioksidan etkili bileşikler gibi bazı kanser türlerinin, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde olumlu etkili olduğu da bildirilmektedir.

• Ayrıca Cruciferae familyasına ait Brassica cinsinde yer alan lahana ve şalgam gibi sebzelerde bulunan glukosinolatlar guvatrojenik bir bileşik olup, enzimatik parçalanma sonucunda oluşan bazı maddeler, tiroid bezinde faydalanılabilen iyot oluşumunu engellemektedir. İndol glukosinolatın ve allil izotiyosiyanatın da iyot yetersizliğiyle birlikte tiroid bezinin büyümesi ile karakterize guatr hastalığına yol açtığı saptanmıştır. Ancak bu sebzelerin pişirilmesi sırasında uçucu olan bu maddelerin miktarı çok azalmaktadır

1.3. Organik Asitler • Meyve ve sebzelerde çeşide bağlı olarak değişik tür ve miktarlarda (0.135 g/kg) organik asitler bulunur. Organik asitler özellikle meyvelerde şeker ile birlikte tadı etkileyen en önemli unsurlardandır. Meyvelerde şeker:asit oranının yüksekliği tatlı, düşüklüğü ise ekşi tadın baskın olacağının kaba bir göstergesidir. • Organik asitler meyve ve sebze hücrelerinde stoplazmada çözünmüş haldedir. • Asitlerin çoğunluğu serbest formda bulunduğu halde, bazıları tuz, ester veya glikozit şeklinde diğer bileşenlere bağlı formda da bulunabilmektedir. Bazı meyvelerde organik asit veya tuzları çok yüksek miktarlarda oluşup, stoplazmada kristalize olur. Örneğin üzümlerde potasyum bitartarat kristal oluşturabilmektedir

• Meyveler solunumda şekerlerin yanı sıra organik asitlerden de yararlanabilmektedir. Bu nedenle uzun süre depolanmış meyvelerde asit miktarında azalma görülebilir. • Meyve ve sebzelerde en çok bulunan organik asitler malik ve sitrik asittir. Malik asit daha çok elma, vişne, kiraz gibi meyvelerde, sitrik asit ise turunçgiller ve çileklerde hakim olan asitlerdir. Elmalarda toplam asidin yaklaşık %90’ını malik asit oluşturur. Geri kalan asidin önemli bir kısmı kuinik asit ve çok az miktarlarda sitrik asit de bulunabilmektedir.

• Tartarik asit ise sadece üzümlerde baskın olan bir organik asit olup, toplam asidin %5070’ini oluşturmaktadır. • Meyve suyu üretiminde, mayşeye enzim uygulaması sırasında önemli düzeyde formik asit ve asetik asit gibi uçar asitler oluşabilmektedir. • Mikrobiyal olarak bozulmuş meyvelerden üretilen meyve sularında laktik asit ve fumarik asit gibi istenmeyen organik asitler de bulunabilmektedir. Meyve sularında 0.2 g/l’den daha yüksek laktik asit bulunması mikrobiyal bozulmalara bağlanmaktadır.

• Meyvelerin bileşiminde bulunan değişik asitler yardımıyla meyve sularına hile yapılıp yapılmadığı ve farklı meyve sularının birbiriyle karıştırıp karıştırılmadığı saptanabilmektedir.

Vitaminler • Meyve ve sebzeler önemli vitamin kaynaklarındandır. Suda çözünür vitaminlerden C vitamini, meyve ve sebzelerde en yaygın olarak bulunan vitamindir. B grubu vitaminlerden tiyamin, riboflavin, niasin, pridoksal, biyotin, folik asit, miyoinosit gibi suda çözünür vitaminler de az miktarda bulunmaktadır. • Sarı renkli meyve ve sebzelerde önemli miktarda proA vitamini niteliğindeki karotenoidler, özellikle βkaroten de bulunabilmektedir. • Lahana, karnabahar, havuç, bezelye, patates, domates gibi sebzelerde 5161 IU/100 g düzeyinde K vitamini saptanmıştır. • Meyve ve sebzelerde E vitamini yok denecek kadar düşük düzeylerde bulunurken, • D vitamini hiç bulunmaz

• C vitamini, oksidasyonredüksiyon reaksiyonlarındaki rolü dolayısı ile hemen her canlı dokuda bulunur. Özellikle turunçgiller başta olmak üzere, çeşitli yeşil sebzeler, domates, patates, çilek, tropik meyveler önemli C vitamini kaynaklarındandır. C vitamini açısından en zengin gıdalardan birisi de kuşburnudur. Kuşburnu meyvelerinin hipantium adı verilen kırmızı kısımlarında C vitamini içeriği 2000–3000 mg/100 g arasında değişmektedir

• Her ne kadar C vitamini denildiği zaman çoğunlukla tek başına askorbik asit anlaşılsa da, eşit antiskorbit aktiviteye sahip bir diğer bileşik de askorbik asidin yükseltgenmiş formu olan dehidroaskorbik asittir. Askorbik asit, çeşitli faktörlerin etkisiyle tersinir olarak dehidroaskorbik aside, daha sonra da tersinmez olarak C vitamini aktivitesine sahip olmayan diketoglukonik aside hidrolize olmaktadır • Meyve ve sebzelerde C vitamininin hangi formda bulunduğu daha çok vitamin stabilitesi açısından önem taşımaktadır.

Askorbik asidin dehidroaskorbik asit üzerinden diketoglukonik aside dönüşümü CH OH CH OH CH OH 2 2 2 HO C H HO C H HO C H H C H C H C OH oksidasyon H O HO C O C 2 HO C O O + redüksiyon H HO C O C HO C O C O C O C OH Askorbik asit Dehidroaskorbik asit Diketoglukonik asit

• C vitamini oksijen ve ışık etkisiyle de kolaylıkla parçalanabilen, düşük stabiliteye sahip bir vitamindir. Oksidasyon, askorbik asit oksidaz enzimi varlığında doğrudan olabildiği gibi, polifenoloksidazların etkisiyle oluşan okinonların, askorbik asidin okside olması suretiyle o- dihidroksifenollere geri döndürülmesi sırasında dolaylı olarak da gerçekleşebilmektedir. Ortamda bulunan demir ve bakır gibi metal iyonları da C vitamininin hızlı bir şekilde parçalanmasına neden olmaktadır.

Gıda ve Yemlerde Vitamin Analizi ( Erhan YEDİKARDAŞ )

GIDA ve YEMLERDE VİTAMİN ANALİZİ

Erhan YEDİKARDAŞ Gıda Yüksek Mühendisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Adana Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü Mineral Analiz Laboratuvar Birimi 01.10.2013

Eğitimin konusu: GIDA ve YEMLERDE VİTAMİN ANALİZİ Eğitim Alınan Yer: LUFA-SPEYER SPEYER/ALMANYA Eğitim Direktörü: Dr.Jochen KUHL, Peter DIETERLE Eğitim Tarihi: 28.12.2012-28.02.2013 Erhan YEDİKARDAŞ Gıda Yüksek Mühendisi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Adana Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü Mineral Analiz Laboratuvar Birimi 01.10.2013

İÇERİK I. SPEYER hakkında bilgi II. LUFA-SPEYER hakkında bilgi III. Vitaminler IV. Vitamin Analizleri V. Teknik Geziler VI. Türkiye’de uygulanabilirliği VII. Sonuç

SPEYER Speyer, Almanya’nın güneybatı kesimindeki Rheinland-Pfalz eyaletinde (Land) kent. Ludwigshafen’in güneyinde, Ren Nehrinin sol kıyısında, Speyer Nehrinin ağzında yer alan küçük bir kasabadır. Nüfus: 50.036 (2011) (Almanya İstatistik Bürosuna göre) Kuruluş tarihi: 1294 Alan: 42,58 km² Kentin ekonomisi elektroteknik, kimya ve petrol sanayilerinin yanı sıra metal ve ahşap işleme, dokuma ve ayakkabı üretimine dayanır. Kentte ayrıca taşocakları, cam, tuğla ve bira fabrikaları, köpüklü şarap mahzenleri ve uçak fabrikaları vardır.

LUFA-SPEYER (Speyer Tarımsal Araştırma ve Araştırma Merkezi) 1875 yılında Rheinland-Pfalz eyaletine bağlı Speyer’de kurulmuş Gıda, Yem, Toprak, Su ve Radyoaktivite analizleri yapan, standart toprak üreten, Alman Akreditasyon Kurumu DAkkS tarafından DIN EN ISO/IEC 17025’e göre akredite olmuş bir devlet laboratuvarıdır. Yaklaşık olarak 120 personel çalışıyor. Eğitimimi Dr.Jochen KUHL’ün direktörlüğünde, Mühendis Peter DIETERLE’nin Laboratuvar sorumluluğunu yaptığı Vitamin, Antibiyotik, Toksin analizlerinin ve fiziksel ve kimyasal analizlerin yapıldığı Yem ve Yem Katkı Analizleri Laboratuvar Biriminde aldım.

Organizasyon Şeması

VİTAMİNLER Vitamin sözcüğü Polonyalı biyokimyacı Casimir Funk tarafından 1912’de kullanılmıştır. Vita Latince, hayat demektir, -amin son eki ise amin sözcüğünü kastetmektedir. Vitaminler besinlerimizde bulunmadığı zaman, metabolizmada bozukluklara yol açabilirler. Vitaminler vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından oldukça gereklidir. Ayrıca vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlarlar. Vitaminler vücutta “yakılmaz”, yani vitaminlerden doğrudan enerji (kalori) alınmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktarın kan dolaşımında sürekli mevcut olmasını sağlar. Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücut sıvıları ile atılırken, yağda çözünen vitaminlerin fazlası ise yağ dokusunda depolanır. Depolandıkları için yağda çözünen vitaminlerin aşırı dozu zararlı olabilir. Özellikle vitamin A ve D’nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır. Bazı vitaminler ise büyük ölçüde karaciğerde depolanır. Örneğin karaciğerde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kişiye 5-10 ay kadar yetebilir ve karaciğerin D vitamini deposu dışarıdan hiç D vitamini almayan bir kişi için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir. Suda çözünen vitaminlerin vücutta depolanma oranı nispeten düşüktür. Bu, özellikle B vitaminlerinin birçoğu için geçerlidir. B kompleks vitaminleri eksik alan bir kişide bu eksikliğin belirtileri bazen birkaç günde ortaya çıkar. B12 vitamini bunun dışındadır, çünkü B12’nin karaciğerdeki deposu kişiye bir yıl veya daha uzun süre yetebilir. Suda çözünen bir başka vitamin olan C vitamininin yokluğu birkaç haftada belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. C vitamini eksikliğinden kaynaklanan skorbüt hastalığı ise 20-30 hafta içinde ölümle sonuçlanabilir.

Genel olarak bilinen 13 vitamin vardır. Bunlar temelde, yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak iki gruba ayrılır ama gerçekte 20 vitamin vardır. En küçük vitamin A, C, D ve K vitaminleriyken, en büyük vitamin türü E vitaminidir. Orta boy moleküllü B vitaminleri ise pek kullanılmaz. Dört vitamin türü, yağda çözünebilir ve bu sayede vücudun yağ dokusunda depolanırlar. Bunlar: A vitamini, D vitamini, E vitamini ve K vitamini.

A Vitamini Göz sağlığı için çok önemlidir. E vitaminiyle alınırsa daha iyi gözlere sahip olunur. Yumurta, avokado, karaciğer, süt, havuç, sebze, ceviz, balık yağı gibi besinlerde vardır. Oluşumu sırasında böbreklerin rolü vardır. Zaten A vitamini böbreklerde bulunan tek vitamindir. Yeşil sebzelerde bulunur. Kalorisi yüksektir. A vitamininin (diğer yağda eriyen vitaminler olan D, E, K vitaminleri gibi) fazlası zararlıdır. Özellikle gebe kalmayı planlayanlarla gebelerin A vitamini içeren ilaçlardan ve yiyeceklerden (karaciğer) uzak durması önerilmektedir. Gebelikte düşük ve anormallik yapma riski vardır. A vitamini fazlalığı aşağıdakilere neden olabilir: -Doğum anormallikleri, -Karaciğer problemleri, -Kemik mineral yoğunluğunda azalma ve osteoporoz, -Uygunsuz kemik büyümesi, -Deride uygunsuz renk değişimi, -Saç dökülmesi, -Yoğun cilt kuruluğu ve pullanmalar A vitamini eksikliğinde görülen hastalıklar: Gece körlüğü, Bağışıklık sistemi zayıflığı, Büyüme-gelişme yavaşlaması

D Vitamini Provitamin şeklinde alınan D vitamini deri altında uv. ışınları ile aktifleşir. D vitamini Ca ve P’un emilmesini ve kemiklerde depo edilmesini sağlar. D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde osteomalazi hastalıklarının oluşmasını sağlar. Fazlası kireçlenmeye neden olur. En önemli kaynak güneş ışınıdır. Ayrıca karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantarda bulunur.Her çocuğun yaşamının ilk yılında alması gereken , büyüme ve gelişim için gerekli en önemli vitaminlerden biridir. E Vitamini Çocukların büyümesi için E vitamini gereklidir. Yaralarının iyileşmesi için E vitamini gerekir. Karaciğer, yağ dokusu, ince bağırsak ve mide E vitamini sentezler. Kimyasal yapı itibarı ile bir tokoferol olup antisterilite vitamin olarak da bilinir. D vitamininden daha güçlüdür. E vitamini sinir sisteminin, kasların, hipofiz ve sürrenaller gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için öneme sahiptir. E vitamini, biyolojik bir antidoksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gerekli olan bir antioksidandır. Bitkisel ve sıvı yağlarda, kırmızı et, karaciğer, tahıl, tahıl ürünleri vb. lerde bulunan E vitamini eksikliğinde kaslar gelişemez ve E vitamini yapıcı-onarıcı özelliğe sahip her şeyi yaptığı için, bazı kozmetik ürünleri de E vitamini içermektedir. Kozmetik ürünlerinde sadece [[B ]] ve E vitaminleri bulunur. Tokoferol (E ) vitamininin tokoferolleri: 5 1 Alfa tokoferol – E (Diğer adı: Provitamin E) Beta tokoferol – E (Diğer adı: Pro-E1B) Gama tokoferol – 1A 1B E1G (Diğer adı: EProteinToko1) Delta tokoferol – E1D (Diğer adı: DeltE1) Mega tokoferol – E1M (Diğer adı: Megadel)

K Vitamini K vitamini, yeşil sebze, çay ve ciğerde bulunan ve kan pıhtılaşmasında önemli bir yeri olan vitamindir. Karaciğerde protrombin yapılmasında kullanılır. Yokluğunda kan ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Normal olarak bağırsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenir. Yetersizliğinde pıhtılaşmada sorunlar ve aşırı kanama ortaya çıkar. Vücudumuzdaki bakteriler tarafından da üretilir. Vücudumuzu hastalıklardan korur. yaraların iyileşmesi için K vitamini gereklidir.

Suda çözünenler Diğer dokuz vitamin türü ise suda çözünür ve pek çoğu vücutta depolanmaz. Bunlar: C vitamini, tiyamin (B1), riboflavin (B2), niyasin (B3), pantotenik asit (B5), piridoksin (B6), siyanokobalamin (B12), biyotin, folik asit (folacin). C Vitamini (askorbik asit) C vitamini veya askorbik asit, turunçgiller, koyu yeşil sebzeler ve patateslerde bulunan ve kollajen sentezinde yer alan, antioksidan bir vitamindir. Ayrıca demir emilimini de olumlu etkiler. Yetersizliğinde eklem ağrıları, yaraların geç iyileşmesi, skorbüt gibi sorunlara neden olabileceği gibi enfeksiyonlara karşı kişiyi daha zayıf kılar. Küçük yaşlarda diş eti kanaması ve grip C vitamini eksikliğinde, fazlalığında da ishal görülür.

B1 Vitamini (tiyamin) Hemen hemen tüm canlı dokularda bulunur ve pirofosforik ester şeklinde görülür. Pentozfosfat çeviriminde alfa-keto asit dekarboksilazların ve transketolazın koenzimidir. Eksikliği başta sinir ve kalp hücreleri olmak üzere beslenmeleri için özellikle glikoza gereksinim duyan hücrelerde metabolizma bozukluğuyla sonuçlanır ve beriberiye neden olur. B2 Vitamini (riboflavin) Tahıllar, et ve ciğerde bulunan bir vitamindir. FAD’ın içeriklerindendir. Yetersizliğinde ariboflavinoz görülebilir. B3 Vitamini (niyasin) Et, balık ve kuru yemişlerde bulunan ve NAD ile NADP koenzimlerinin içeriklerinden olan, solunum için önemli bir vitamindir. Yetersizliğinde pellagra görülebilir. B5 Vitamini (pantotenik asit) Birçok gıdada, özellikle de ciğer ve baklagillerde bulunan önemli bir vitamindir. E vitamininin içeriği olan pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında yer alır. Yetersizliğinde yorgunluk ve uyuşukluk hissedilebilir. B12 Vitamini (siyanokobalamin) Siyanokobalamin veya B12 ciğer, balık ve süt ürünlerinde bulunan ve DNA metabolizmasında koenzim olarak yer alan bir vitamindir.Alyuvarların olgunlaşmasında da gereklidir. Yetersizliğinde anemi ve kilo kaybı görülebilir.

Gıda ve Yemlerde Vitamin Analizi

VİTAMİN ANALİZLERİ LUFA-SPEYER’de çoğunlukla Yemlerde Vitamin A, Vitamin D ve Vitamin E analizleri yapılmaktadır, yılda 1000’den fazla vitamin analizi numunesi çalışıyorlar. Analiz metodu olarak Avrupa Birliğinin yayınladığı EC 152/2009 Komisyon kararı kullanılmakta. Yapılan tüm çalışmalar bu direktif doğrultusunda yürütülmüş ve farklı yem çeşitlerinde (büyükbaş, küçükbaş, kanatlı yemleri, balık yemleri özel mamalar) çalışmalar yapılmıştır. İlgili vitaminlerin standart hazırlama aşamasından, raporlama aşamasına kadar yapılan işlemler takip edilerek Avrupa Birliğine üye akredite bir resmi labortuvar ile çalıştığım kurum arasında yapılan uygulamaları karşılaştırma ve tecrübe edinme şansına sahip oldum.

VİTAMİN ANALİZLERİ Genel olarak işlem basamakları : – Numune hazırlama – Saponifikasyon – Ayrıma hunileriyle ekstraksiyon – HPLC ile okuma

Vitamin Analizi ĠĢlem Basamakları Numuneler 1-2 mm çapında olacak şekilde öğütülür ve homojen olarak ayırma aparatları ile ayrılır. Beyan edilen vitamin miktarına göre numune balon jojeye tartılır içine deniz kumu ve magnet konur. 130-150 ml Methanol ilave edilir. 2 ml oxidation agent Sodyuım Sulfit hydrate ilave edilir. 2 ml Diğer oxidation agent olan Sodium-L-Ascorbate ilave edilir. Bir miktar 2,6-Di-tert-butyl-4-methylphenol (BHT) ilave edilir. 30ml Potasyum Hidroksit ilave edilir. 35 dakika için 80°C’deki üzerinde kondenser ünitesi bulunan karışıtıcılı su banyolarına numuneler yerleştirilir. Su banyosundan alınan balonlar buz banyosunda soğutulur 150 ml petrolyum eter ilave edilir 5 dakika boyunca çalkalayıcıda çalkalanır. Daha sonra her numune için 3 adet ayırma hunisi alınır (2 adeti 500 ml’lik bir adedi 1000 ml’lik) 500 ml’lik ayırma hunilerine 150 ml %10’luk Sodyumklorid ilave edilir. 1000 ml’lik olana 100 ml saf su ilave edilir.

Vitaminler ( Uzm. Dr. Okhan AKIN )

•VİTAMİNLER
•UZM. DR. OKHAN AKIN
•SUDA-ÇÖZÜNEN VİTAMİNLER
•Suda çözünen vitaminlerin çoğu ara metabolizmada kullanılan enzimlerin koenzimlerinin öncülleridirler. Belirtilmedikçe, suda çözünen vitaminler toksik değildirler ve genellikle vücutta depo edilen miktarları azdır. Vücudun gereksiniminden fazla alındıklarında kolaylıkla idrarla atılırlar ve bu nedenle sürekli olarak diyetle alınmaları gerekir.
•Çoğu suda çözünen vitamin enerji üretimi ve hematopoezle ilgili metabolik yollarda koenzim olarak görev görür. Bu vitaminler enerji metabolizmasında santral rol oynadıkları için eksikliklerinde ilk olarak hızlı gelişen dokularda problemler ortaya çıkmaktadır. Tipik semptomları dermatit, glossit (dil şiş ve kırmızı olarak izlenir), dudak köşelerinde cheilitis ve diaredir. Hastalarda enerji problemine bağlı olarak sinir sistemide etkilenir. Hastalarda sıklıkla periferal nöropati, depresyon, mental konfüzyon ve motor kordinasyon kaybı ortaya çıkar.
•Tiyamin (Vitamin B1)
•Tiamin bir pirimidin ve tiazol halkasından oluşur.
•Bitkilerde ve mikroorganizmalarda sentezlenir. Bunlar doğada serbest formda en fazla hububat ve ette bulunur.
•Emilimi insanda temel olarak ileum ve jejenumda gerçekleşir. Dolaşımda temel olarak albumine bağlı formda taşınır. Tiamin, TPP formuna karaciğerde tiamin pirofosfokinaz enzimi ile çevrilir.
•Bu vitaminin biyolojik aktif şekli olan tiyamin pirofosfat (TPP), tiyamin’e ATP’den bir pirofosfat grubunun transferiyle oluşur. Tiamin trifosfatın (TTP) SSS’deki aktif form olduğu düşünülmektedir. Vücutta %10 TTP, %80 TPP, %10 TMP formunda yer alır.
•Tiyamin pirofosfat, etkin bir aldehit biriminin aktarıldığı enzimsel tepkimelerin bir koenzimidir. Bu tip tepkimlerin iki tipi vardır:
1.a-keto asitlerin oksidatif dekarboksilasyonunda
a.a-KG dehidrogenaz,
b.Pirüvat dehidrogenaz
c.Lösin, izolösin ve valinin gibi dallı zincirli aa dehidrogenaz
2. Transketolaz reaksiyonunda a-ketollerin yıkımı ve oluşumunda koenzim olarak rol oynar (örnek HMY).
•Tiamin, TTP formunda periferal sinir membranlarında yer alır. Asetil kolin sentezinde ve translokasyon reaksiyonlarında kullanılır.
•TPP, böbreklerde defosforilasyon yolu ile kısmen serbest vitamin, kısmende konjuge sülfat esterleri formunda metabolize edilerek atılır.
•Tiyamin ile ilgili klinik durumlar:
İnsanlarda günlük gereksinim 1-2 mg’dır. Tiamin gereksinimi, protein ve karbonhidrattan zengin beslenenlerde artar, lipidce zengin beslenenlerde ise azalır.
•Alkolizm tiamin eksikliğine yol açan en önemli faktördür.
•Tiamin eksikliği olan insanlarda TPP bağımlı reaksiyonların önlenmesi ve ileri derecede kısıtlanması bu tepkimelere ait pirüvat, pentoz şekerler ve dallı zincirli aminoasidler olan lösin, izolösin ve valinin birikmesine yol açar.
•Pirüvat ve a-ketoglutaratın oksidatif dekarboksilasyonu bir çok hücrede, özellikle sinir sisteminde enerji metabolizmasında anahtar bir rol oynar. Tiyamin eksikliğinde bu iki dehidrogenez reaksiyonun aktivitesi azalır ve böylece ATP üretimi azalması sonucu hücre fonksiyonları bozulur.
Tiamin eksikliği:
•kan düzeyleri ölçülerek saptanabilir.
•Ayrıca pirüvat ve laktat birikimi eksiklik lehinedir.
•Eritrosit içi transketolaz aktivitesi ölçümü tiamin eksikliğini saptamada en çok kullanılan enzim aktivetisidir.
•Tiamin eksikliğinin erken belirtileri iştahsızlık, konstipasyon ve bulantıdır. Mental depresyon, periferal nöropati, irritablite ve yorgunluk diğer erken belirtilerdir.
•Beri-beri:
•Diyetlerinin büyük kısmını pirincin oluşturduğu bölgelerde görülen ciddi bir tiyamin eksikliği sendromudur.
•İnfantil beriberinin belirtileri siyanoz, diare, kusma, zayıflama, afonidir.
•Yetişkinde: Kuru beriberi, periferal ve kranial sinirleri tutan nörit, Derin tendon reflekslerinde kayıp, arefleksi, parezi, konvülsiyon ve koma gibi nörolojik belirtilerle seyreder. Yaş beriberi ise, kalp kası fonksiyon bozuklukları ile karakterizedir. Yüksek debili konjestif kalp yetmezliği (sağ ventriküler dilatasyon), dispnea, buna bağlı yaygın ödem ve asid oluşur. Taşikardi en önemli semptomdur.
•Wernicke-Korsakoff sendromu:
Amerika’da tiyamin eksikliği çoğunlukla kronik alkolizm ile birliktedir. Bu durum multifaktöriyaldir. Vitamin alımının yetersiz olması, ince barsaklardan emilimin bozulması, alkolün inhibitör etkisi ve karaciğerde yetersiz metabolizması sonucu gelişmektedir. Hastalık Wernicke ansefalopatisi ve korsakof psikozundan oluşmaktadır. Hastalarda progresif ataksi, spastik parapleji, mental konfüzyon, apati, hafıza kaybı ve nistagmusla ilerler. Ansefalopati tablosu tiamin verilmesi ile gerilerken, korsakof psikozu gerilememektedir.
•ALKOLİZM
•Alkolizmde ortaya çıkan nörolojik semptomlar tiamin ve piridoksin eksikliğine, hematolojik problemler de folat ve piridoksin eksikliğine bağlıdır. Alkole bağlı vitamin eksikliği tabloları sadece diyetsel eksikliğe bağlı değildir. Alkole bağlı olarak gastrointestinal sistem fonksiyonları değişir ve diyet maddelerinin emilimi engellenir. Ayrıca alkolizmde ortaya çıkan karaciğer problemleri besin maddelerinin depolanmasını ve aktiflenmesine engeller.
•Alkolizm nedeni ile hospitalize edilen hastaların %40’ında folat eksikliğine bağlı megaloblastik anemi saptanır. Hastaların %30’unda ise piridoksin eksikliğine bağlı olarak kemik iliğinde sideroblastların saptanabildiği sideroblastik anemi izlenir. Bazı alkoliklerde pirdoksin tedavisine cevap veren periferal nöropatide ortaya çıkar. Bu problemler piridoksin aktivasyon bozukluğuna ve yıkılım artışına bağlıdır.
•Alkoliklerde ortaya çıkan en dramatik nörolojik problem Wernicke-Korsakoff sendromudur.
•Alkoliklerde alkolik skorbit ve pellegrada bildirilmiştir. Hastalarda etanole bağlı olarak A vitamininin depolardan mobilizasyonu, dolaşımdaki düzeyleri ve degredasyonu artmaktadır. Alkoliklerde kemik dansitesinde azalma ve osteoporozda artmaktadır. Bu tablo karaciğerde 25-hidroksilasyon bozukluğuna ve vitamin D’nin yıkılımının artmasına bağlıdır.
•Alkoliklerde serum çinko, kalsiyum ve mağnezyum düzeyleri azalmıştır. Demir eksikliği anemisi gastrointestinal kanamalara ve kronik enfeksiyonlarına bağlıdır.
•Riboflavin (Vitamin B2)
•İzoalloksazin halkasından oluşur.
•İki adet biyolojik aktif şekli vardır. Flavin mononükleotid (FMN) ve flavin adenin dinükleotid (FAD). FMN ve FAD, her ikiside geriye dönüşümlü olarak iki hidrojen atomu alma yeteneğindedirler ve böylece FMNH2 ve FADH2 oluşur. FMN ve FAD, bir substratın oksidasyon veya redüksiyonunu sağlayan flavoenzimlere sıkıca -bazen kovalent olarak- bağlanır. Bir çok flavoprotein enzimi, vazgeçilmez kofaktör olarak molibden ve demir gibi bir vaya daha fazla sayıda metal içerir.
FAD’nin rol aldığı reaksiyonlar:
•D-aa dehidrogenaz (aa® a-ketoasid)
•UDPglukoz dehidrogenaz (glukoz®glukronik asid)
•Glutatyon redüktaz
•Ksantin oksidaz (pürin katabolizması)
•Gliserol 3-fosfat dehidrogenaz (indirgeyici maddelerin sitozolden mitokondriye taşınması).
•Süksinat dehidrogenaz (TCA)
•Açil Koa dehidrogenaz (Yağ asidi oksidasyonunda)
•Dihidrolipoil dehidrogenaz (pirüvat deh. Enzim kompleksi)
•Monoaminoksidaz
FMN reaksiyonları:
•L-aa oksidaz (aa ® a-Keto asid)
•NADH dehidrogenaz
•Riboflavin eksikliği
•Yetmezlikte daha çok ektodermal kökenli dokular etkilenir.
•Gözde vaskülarizasyon ve kornea iltihabı
•Aftlar
•Sindirim kanalı iltihabı (glossit ve ağız köşesi ragatları)
•Deride iltihap, pullanma ve çatlaklar (sebaroik dermatit)
•Gebelik sırasındaki eksiklikte fetusda iskelet anormalliklerine yol açabilir.
•Hormonal tedavi (tiroid hormonları, ACTH..), ilaçlar (yarışmalı inhibitör olan klorpromazin) riboflavinin koenzim formuna dönüşümünü etkileyerek eksiklik tablosuna yol açabilir. Fototerapi alan hiperbilirubinemili yeni doğanlarda da eksiklik oluşabilir.
•Oral kontraseptif kullanımı riboflavin gereksinimini artırır.
•Eksikliğin saptanmasında eritrosit glutatyon redüktaz aktivitesi ölçülebilir.
•Niasin (Nikotinamid, vit.B3, vit.PP)
•Niasin (nikotinamid) veya nikotinik asit bir piridin türevidir. Nikotinamid, nikotinik asidin amid formudur ve her ikiside vitamin etkisi gösterir.
•Biyolojik olarak aktif olan koenzim şekilleri, nikotinamid adenin dinükleotid (NAD+) ve onun fosforile şekli olan nikotinamid adenin dinükleotid fosfattır (NADP+). NAD+ ve NADP+; oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında koenzim olarak iş görürler. Bu reaksiyonlarda koenzim, bir hidrid iyonu (hidrojen atomu+bir elektron) alır. NAD+ ve NADP+’nin indirgenmiş şekilleri sırasıyla NADH ve NADPH’tır.
•Nikotinamid nükleotidleri hem sitozol (örn.laktat dehidrogenaz) hemde mitokondride (örn.malat dehidrogenaz) yer alan bir çok dehidrogenaz enziminin koenzimi olarak yaygın rol oynar. Bu nedenle bunlar karbonhidrat, yağ ve aminoasid metabolizmasını etkileyen bir çok metabolik yolun kilit yapı taşıdır.
•Genellikle NAD bağımlı dehidrogenazlar oksidatif yollardaki oksidoredüksiyon reaksiyonlarını katalizlerken, NADP bağlı dehidrogenazlar indirgeyici sentez reaksiyonlarında rol oynarlar.
•Karaciğerde sitokrom P450 ile beraber bulunur.
•Nikotinik asid yüksek dozlarda özellikle kapillerlerde ve vücudun üst yarım kısmındaki damarlarda vazodilatatör etkiye sahiptir.
•Yüksek doz nikotinik asit kolesterol sentezine sınırlı inhibitör etki yapar ve hiperlipoproteinemi tedavisinde kullanılabilir. Bu olay daha az VLDL, LDL, IDL oluşmasına yol açmak üzere, yağ dokudan olan serbest yağ akışını inhibe etmesine bağlıdır.
•Insanlarda günlük gereksinim 15-25 mg kadardır ve eksikliğinde pellegra oluşur.
•Niasin hayvansal ve bitkidel çoğu gıdada yaygın olarak bulunur. Öte yandan niasin triptofandan da sentezlenilebilmektedir. Triptofandan niasin sentezi tiamin, piridoksin ve rifoflavin gerektiren kompleks bir yoldur ve çok az çalışmaktadır. Yani niasin eksikliği için diyette hem niasin hem de triptofan eksik olmalıdır. Bu ancak tek gıda olarak mısır tüketilen topluluklarda oluşmaktadır.
•Pellegraya yol açan diğer tablolar arasında izoniasid tedavisi, triptofanın seratonine aktarıldığı malign karsinoid sendrom ve triptofan emiliminin bozuk olduğu Hartnup hastalığı sayılabilir.
•Pellegra: kardinal semptomları (4 D bulgusu)
•Dermatit: Yüz, boyun ve ekstremitelerde simetrik deri pigmentasyonu
•Diyare: Gastrointestinal sistemde kronik iltihap (stomatit, glossit, gastrit)
•Demans: Sinir dokuda dejenerasyona bağlı olarak santral sinir sistemi bozuklukları ortaya çıkar
•Death: Ölüm
•Genel belirtiler büyümenin durması, kilo kaybı anemi
•Barsak lezyonları karakteristiktir: Liberkün kriptalarında kistik genişleme
•Eksiklik tablosu günümüzde daha çok alkol kullanımına bağlıdır. Laktasyon, gebelik ve kronik hastalıklar gereksinimi artıran durumlardır.
•Tabı şüphelenilen hastada nikotinamidle tedaviye dramatik cevap vermesi ile konur. Idrar N-metil nikotinamid düzeyleri azalmıştır. Tedavide 50-500 mg/gün nikotinamid verilir.
•Hangi vitamin eksikliğinde güneş gören yerlerde simetrik dermatit izlenir?
a.Niasin
b.Riboflavin
c.Tiamin
d.Folik asit
e.B12
•Hiperlipidemi tedavisi:
•Niasin, dolaşımdaki serbest yağ asitlerinin kaynağı olan yağ dokusundan lipolizi güçlü bir şekilde baskılar. Karaciğer, dolaşımdaki yağ asitlerini triasilgliserol sentezi için substrat olarak kullanır. Böylece niasin, karaciğerde, çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) üretimi için gerekli olan triasilgliserol sentezinde azalmaya neden olur. Düşük dansiteli lipoprotein (LDL, kolesterolden zengin lipoprotein), plazmada VLDL’den türer. Sonuçta, hem plazma triasilgliserol (VLDL’de) düzeyi hem de kolesterol (VLDL ve LDL’de) düzeyi azaltılır. Bu denedenle niasin, VLDL ve LDL’nin her ikisinin birden yükseldiği tip II b hiperlipoproteinemi tedavisinde kullanışlıdır.
•Aterosklerozda vazodilatasyon yaparak kullanılan vitamin hangisidir?
a.B6
b.Niasin
c.Riboflavin
d.Tiamin
e.Pantotenik asit
•Pantotenik asit:
•Pantotenik asit pantoik asit ve b-alaninden meydana gelir
•Etkin pantotenik asit, KoA ve Açil taşıyıcı proteindir (ACP).
•CoA-SH’ın yapısında: Pantotenik asit, tiyoetanolamin-SH, Pirofosfat ve adenin riboz-3P bulunur
•Pantetonikasit eksikliği ender olarak görülür. Çünkü hayvansal ve bitkisel gıdalarda yaygın olarak bulunur.
•Pantotenik asit eksikliğine bağlı olarak “burning food” sendromu, postural hipotansiyon, taşikardi, epigastrik distres, anoreksiya, DTR’de artma izlenir.
•Aşağıdakilerden hangisi açil taşıyıcı protein yapısına girer?
a.Folik asit
b.Nikotinik asit
c.Pantotenik asit
d.Piridoksin
e.Riboflavin
•Biyotin
•Biyotin doğal besinlerde yaygın olarak bulunan bir imidazol türevidir.
•Biyotin, karboksilasyon reaksiyonlarında bir koenzimdir. Aktive edilmiş karbondioksitin taşıyıcısı olarak görev yapar.
Pirüvat karboksilaz ® 3 C’lu birimleri glukoza çeviren yolda ilk tepkimedir (glukoneogenez), TCA için oksaloasetatı yeniler.
Asetil KoA karboksilaz ® Yağ asidi sentezinde hız kısıtlayıcı basamak
Propionil KoA karboksilaz ® Tek C sayılı yağ asidi yıkımında propionil KoA’yı metil malonil KoA’ya çevirir.
b-matilkrotonil KoAS karboksilaz ® Lösin ve bazı izopronoid birimlerini yıkar.
•Biotin pıhtılaşma faktörlerinin karboksilasyon reaksiyonuna (K vitaminine bağlı g-karboksiglutamat birimlerinin oluşumu), karbomoil fosfat sentezi ve pürin sentezi benzeri karboksilasyon reaksiyonlarına ise katılmaz.
•Aşağıdakilerden hangisi organik asitlere CO2 katılmasında rol oynar?
a.Biotin
b.Piridoksin
c.Folik asit
d.Niasin
e.Lipoik asit
•Biyotin eksikliği : Biyotin eksikliği, gıdalarda bu vitamin yaygın olarak bulunduğu için normalde oluşmaz. Ayrıca insanlarda biyotin gereksiniminin büyük kışmı barsak bakterileri tarafından sağlanır. Bununla birlikte, diyete protein kaynağı olarak çiğ yumurta akı eklenmesi dermatit, dil iltahabı (glossit), iştah kaybı ve bulantı, depresyon halisünasyon gibi biyotin eksikliği belirtilerine yol açar. Çiğ yumurta akının içerdiği bir glikoprotein olan avidin, biyotine sıkıca bağlanır ve barsaktan biyotin emilimini engeller.
•Spesifik olarak propiyonik asidemi oluşur. İdrarda laktat, metilkronat, hidroksiizovalerat ve hidroksipropiyonat atılımı artmıştır.
•Biyotini, biyotin taşıyıcı proteinin lizin kalıntısına bağlayan holokarboksilaz sintaz enziminin yokluğu çoğul karboksilaz eksikliğinin nedenidir ve biyotin eksikliği belirtilerine neden olur.
•Piridoksin (Vitamin B6=adermin)
•Vitamin B6, pirodoksin, piridoksal ve piridoksamin gibi üç piridin türevi ve bunların fosfatlarından oluşur. Piridin türevi olan bu maddelerdeki tek farklılık halkadaki fonksiyonel grubun türüdür. Bu üç bileşik birbirine çevrilebilir ve hepsi vitamin aktivitesine sahiptir.
•Piridoksin başlıca sebzelerde bulunur, oysa piridoksal ve piridoksamin hayvansal gıdalardan alınır. Bu üç bileşik de biyolojik olarak aktif koenzim olan piridoksal fofat’ın öncülü olarak kullanılır. Plazmada taşınan ana formda piridoksal fosfat formudur.
•Piridoksal fosfat, özellikle aminoasitlerle ilgili transaminasyon, dekarboksilasyon ve rasemizasyon reaksiyonları katalizleyen çok sayıda enzimin koenzimi olarak görev yapar.
•Seratonin, norepinefrin ve sfingolipid sentezinde kullanılır.
•Aynı zamanda glikojen yıkımında gerekli olan glikojen fosforilaz enziminin stablizasyonu içinde gereklidir. Piridoksin eksikliğinde glukoz toleransıda bozulmaktadır.
•Piridoksin ayrıca homosisteinin sisteine çevrilmesinde de gereklidir ve bu reaksiyondan dolayı aterosklerozla ilişkilidir.
•Piridoksal fosfatın koenzim olarak rol oynadığı reaksiyonlar
•Vit.B6’nın tek başına eksikliğinin görülmesi oldukça nadirdir. Eksikliği genel B kompleks vitamin eksikliğine eşleniktir.
•Eksiklik olasılığı, uzun süreli OKS kullanma nedeni ile bu vitamince yoksullaşmış annelerin emzirdiği bebekler için söz konusudur. Ayrıca alkoliklerde eksikliği olabilir. Antitüberküloz ilaç olan izoniazid, pridoksalle bir hidrazon oluşturarak vit.B6 eksikliğini kamçılayabilir.
•Yetmezlik belitileri daha çok SSS metabolizmasında ortaya çıkar. Çocuklarda konvülsiyon, aşırı hassasiyet olarak kendini gösterir. Bunun nedeni glutamat dekarboksilaz aktivitesinde azalma sonucu beyinde GABA azalmasıdır. Ayrıca periferik nöritte oluşur. Yetişkinde dermatozlar, anemi, kas distrofisi, cheliosis, glossit, oksalüri, homosistinüri, mesane taşları, hiperglisemi, gebelerde bulantı kusma görülür.
•Anemi nedeni d-aminolevülinik asit sentaz eksikliğine bağlı hem sentezi bozulmasıdır. Hastalarda yeterli demir bulunmasına rağmen sideroblastik anemi ortaya çıkar.
•Vitamin B6 eksikliği olan bir çocukta hangisi izlenmez?
a.Konvülsiyon
b.Keratomalazi
c.Nöropati
d.Anemi
e.Dermatit
•Hangi vitaminin eksikliğinde irritablite, konvülsiyon, glossit, hipokrom-mikrositer anemi ve periferik nöropati ortaya çıkar? X 2
a.Retinol
b.Piridoksin
c.Niasin
d.Askorbik asit
e.Riboflavin
•Folik asit (piteroilglutamik asid)
•Folik asit ve folat birer molekül p-aminobenzoik asit (PABA) ve glutamik aside bağlanmış pteridin bazından oluşur.
•Diyetteki folat türevleri emilim için özgül barsak enzimleri tarafından monoglutamil folata çevrilir. Bunun büyük bölümü de barsak hücreleri içinde, NADPH kullanan folat redüktaz ile tetrahidrofolata (THF) indirgenir. THF olasılıkla dokulardaki işlevsel koenzimdir.
•Dolaşımdaki temel form N5-metil THF’dır.
•THF etkin bir tek C’lu birim taşıyıcısıdır. Metil, metilen ve formil gruplarının transferini gerçekleştiren enzimlerin koenzimidir.
•Tetrahidrofolat, serin, glisin ve histidin gibi vericilerin bir–karbon parçalarını alır ve amino asitlerin, pürinlerin ve timidinin- sentezindeki ara metabolitlere taşır. THF’ın büyüme ve hücre bölünmesinde etkileri vardır. Özellikle de nöral tüpün hayatın erken evrelerinde gelişiminde önemlidir.
•Aşağıdaki reaksiyonlardan hangisinde folat hem karbon aktarımı sağlar hemde kendisi dihidrofolata çevrilir?
a.Pürin halkasına 2. karbon atomunun eklenmesi
b.Pürin halkası yapımına 8.karbon atumunun eklenmesi
c.N-formiminoglutamattan glutamat oluşumu
d.Deoksiüridilattan timidilat sentezi
e.Serinden glisin oluşumu
•Folat hangisinde yer almaz?
a.Serinden glisin sentezi
b.Histidin katabolizması
c.Pürin sentezi
d.dTMP sentezi
e.Aspartattan oksaloasetat sentezi
•Folatın kullanıldığı reaksiyonlar:
•Serin glisin dönüşümü: (THF reaksiyona girer ve N5-N10 metilen THF oluşur)
•Histidin katabolizması: figlunun glutamata dönüşümünde kullanlır. (THF reaksiyona girere ve formimino THF oluşur)
•dUMP’ın dTMP’ye çevrimi: timidilat sentaz reaksiyonu (metilen THF reaksiyona girer ve dihidrofolat oluşur)
•Metiyonin sentezi: (N5-metilTHF reaksiyona girer ve THF oluşur)
•Pürin sentezi (N5-N10 metenilTHF ve N10-formilTHF kullanılır ve THF oluşur)
•Serin aminoasidi tek karbonlu birimin ana kaynağıdır. Serin glisin dönüşümünde N5-N10-metilenTHF oluşur. Bu madde tek karbonlu birim metabolizmasında merkezi rol oynar.
•Ayrıca THF ve metilkobalamin homosisteinden metionin sentezinde gereklidirler.
•Folat tuzağı hipotezi: Kobalamin eksikliği belirtileri kemik iliğinde eritropoetik dokuda ve ince barsak mukoza hücreleri gibi hızlı bölünen hüzrelerde çok belirgindir. Bu dokular DNA replikasyonunda gerekli olan nükleotidlerin sentezi için tetrahidrofoatin N5-N10-metilen ve N10-formil şekillerine gereksinim gösterirler Ancak vitamin B12 eksikliğinde, tetrahidrofolatin N5-metil şekli tetrahidrofolatın diğer şekillerine doğrudan dönüştürülemediğinden dolayı N5-metil şekil birikir, oysa diğer şekillerin düzeyleri azalır.
•Histidinin bir kataboliti olan formiminoglutamat (figlu), N5-formimino-THF vermek üzere formimino grubunu THF’a aktarır. Folat eksikliğinde oral histidin yüklenmesi sonrası figlu birikecektir.
•Histidin verilmesi sonucu idrarda formiminoglutamik asit artışı hangi vitamin eksikliğinde görülür? X 2
a.Folik asit
b.vitamin B12
c.Piridoksin
d.C vitamini
e.Biotin
•Tek karbon transferi yapan hormon hangisidir?
a.B6
b.E
c.A
d.Folat
e.B2
•Folat eksikliği
–Gereksinimin arttığı durumlarda (gebelik, süt verme)
–İnce barsak patolojilerinde
–Alkolizmde
–Dihidro folat redüktaz inhibitörlerinin (metotreksat) kullanımında
–Sedece keçi sütü tüketenlerde oluşabilir.
–Antikonvülzanlar (emilimi azaltır ve katabolzimayı artırır) ve OKS’ler (emilimi) etkilerler.
•Dihidrofolat redüktaz, bir folik asit anologu olan methotrexate tarafından yarışmalı olarak inhibe edilir. Methotrexate, çocuklarda akut lösemi tedavisinde kullanılır.
•Sülfonilamid ve türevleri, p-aminobenzoik asitin yapısal analogudurlar. Bu ilaçlar folik asit sentezini yarışmalı olarak inhibe ederler ve sonuçta DNA ve RNA replikasyonu için gerek duyulan kritik nükleotidlerin sentezi azalır. Memeli hücreleri folik asit sentezleyemediği için sülfonamidler insanlarda DNA ve RNA sentezini etkilemezler.
•Folat eksikliğinin en ciddi sonucu pürinlerin ve dTMP’nin azalmasna bağlı olarak DNA sentezinin bozulmasıdır. Hücreler S-fazında kalırlar ve buna bağlı olarak özellikle hızlı bölünen hücrelerde megaloblastik değişiklikler oluşur. DNA sentezinde bloğa bağlı olarak RBC’lerde matürasyon bozulur, makrostik ve frajil membranlı RBC’ler oluşur.
•Folat, vitamin B12 ve piridoksal fosfat eksiklikleri hiperhomosistinemi ile beraberdir.
•Yüksek mitotik etkilerinden dolayı eksikliğinde önce kanın şekilli elemanları (eritroid, myeloid seri) etkilenir. Lökopeni ve lökositlerde hipersegmentasyon bulunur. Megaloblastik anemi oluşur.
•Vit.B12 ve folatın karşılıklı etkileşimleri karmaşıktır. B12 vitaminin neden olduğu megaloblastik anemi diyete fazladan folat eklenmesi ile geçirilebilir fakat bu tedavi ne homosisteinüriyi, ne metilmalonik asidüriyi ve ne de vit.B12 eksikliğinin nörolojik bozukluklarını tedavi etmeyecektir.
•Döllenme öncesi dönemde ve Gebelik süresince günlük 400 mg folat kullanımı, nöral tüp defekti, yarık damak ve anemi insandısını azaltmaktadır. Nöral tüpün fötal hayatın erken dönemindeki gelişimi kritik olarak folik asit varlığına bağlıdır.
•Kobalamin (Vitamin B12)
•Vitamin B12 korrin halkasına sahiptir ve merkezinde bir kobalt iyonu bulunur. Vitamin B12 sadece mikroorganizmalarca sentezlenmektdir.
•Başlıca 4 kobalamin türevi bulunmaktadır:
–Kobalamin (plazmada en fazla)
–Hidroksikobalamin (diğerlerinin prekürsörü)
–Deoksiadenozil kobalamin
–Metilkobalamin
–Siyanokobalamin
•VitaminB12 ileumda yer alan reseptörlerle emilir. Bu reseptörler vitamini ancak midenin parietal hücrelerinden salgılanan intrensek faktörle (İF) bağlı olduğu zaman tanıyabilir. Vitamin emildikten sonra transkobalamin denilen bir proteine bağlanır.
•İF siyalik asid içeren glikoproteindir. Pepsin ve tripsinle parçalanır. Midede kardianın sonu ve fundusda salgılanır. Pylordan salgılanmaz.
·Diyetle gelen vitamin B12’nin çoğu agızda tükrük bezi kaynaklı R proteinine (kobafilin) bağlanmaktadır. Çok az vitamin B12 midede direkt olarak İF’e bağlanır. İF’e faktöre asıl bağlanma duodenumda gerçekleşir. Duodenumda pankreatik bikarbonat sekresyonu ile vitamin B12, R proteininden ayrılır ve İF’le birleşir.
•İnsanda 3 tane transkobalamin bulunmaktadır. Transkobalamin I ve III glikoprotein yapıdadır. Transkobalamin I elektroforezde a1-globulin bantında, transkobalamin III ise a2-globulin yer alır.
•Plazma kobalaminin %90’ı transkobalamin I’e bağlıdır. Transkobalamin III kobalamine daha düşük ilgi gösterir.
•Transkobalamin II elektroforezde b-bantında yer alır ve glikoprotein yapıda değildir. Transkobalamin II barsaklarda yeni absorbe edilmiş kobalamini bağlar ve dokulara taşır.
•Kobalaminin yapısı ve koenzim şekilleri: Kobalaminin koenzim şekilleri, siyanidin yerine 5’-deoksiadenozin’in geçtiği 5’-deokadenozilkobalamin (alışılmamış karbon-kobalt bağı oluşturarak) ve siyanidin yerine bir metil grubunun geçtiği metilkobalamindir.
•5’-deokadenozilkobalamin metilmalonil KoA mutazın koenzimidir. Eksikliğinde metil malonil asidemi oluşur.
•Metilkobalamin ise homosisteinden metionin sentezini gerçekleştiren metionin sentazın koenzimidir.
•Bu vitamin eksikliğinde metilmalonil KoA birikir. Biriken metilmalonil KoA 2 yolla myelin yapının devamını bozar:
–Metilmalonil KoA yağ asidi sentezindeki malonil KoA’nın oluşumunu inhibe eder. Böylece myelin kılıf sentezi engellenir ve yıkımı artar.
–Yağ asidi sentezinde matilmalonil KoA, malonil KoA’nın yerine geçer ve dallı zincirli yağ asitleri sentezlenir ve membran yapıları bozulur.
•Bir hastanın idrarında metilmalonik asit düzeylerinin artması aşağıdaki B vitaminlerinden hangisinin eksikliğini gösterir?(eylül 2004, nisan 2002, eylül 2001, nisan 97, eylül 95, nisan 95, nisan 91)
a.Vitamin B6
b.Vitamin B12
c.Riboflavin
d.Folik asit
e.Biotin
•Hangi reaksiyonda vitamin B12, 5’-deoksiadenozil kobalamin şeklinde, aynı molekül üzerinde tek karbon ünitesinin yerini değiştirir?
a.Metil malonil KoA ® Süksinil KoA
b.dUMP ® dTMP
c.Propiyonil KoA ® Metilmalonil KoA
d.Homosistein ® Metionin
e.Homosistein ® Sistationin
•Kobalamin kaynakları: Vitamin B12 yalnızca mikroorganizmalar tarafından sentezlenir, bitkilerde bulunmaz. Hayvanlar bu vitaminleri kendi doğal bakteri floralarından veya diğer hayvansal gıdalardan alırlar.
•Vitamin B12 ile ilgili klinik durumlar: Diğer suda çözünen vitaminlerden farklı olarak önemli miktarda (4 ile 5) vitamin B12 vücutta depo edilir.
Yetişkin pernisyöz anemi:
•İF ve pariatal hücrelere karşı antikor gelişimi ile karakterize otoimmün hastalıktır.
•Hastalarda makrositik anemi ve spinal kordun subakut dejenerasyonu oluşur.
•Hastalarda midede mukozal atrofi, dilde ve farinksde inflamasyon, aklorhidri oluşur.
•Spinal kordda posterior ve lateral kolumda dejenerasyon oluşur. Buna bağlı olarak periferal duyuda değişme, hiperaktif refleksler, ataxi ve paraliziler oluşur.
•Santral sinir sisteminde ve periferik sinirlerde dejenerasyon vardır (parestezi, vibrasyon, pozisyon, duyu azalması, ataksi DTR azalması, demasn ,psikoz görülebilir).
•Hematolojik değişiklikler:
–Makrositik anmei, megaloblastlar, eritroblastlar ve normoblastlar izlenir
–Granülositopeni
–Trombositopeni
–Azalmış RBC ve Hb içeriği ortaya çıkar
•Biyokimyasal değişiklikler:
–Kan ve idrar B12 azalır
–“Schilling testi” pozitiftir.
–İdrar metilmalonik asit artar
–Otoantibodiler saptanabilir.
Konjenital pernisyöz anemi:
•Postnatal periyotta ve 2,5 yaş öncesi ortaya çıkar
•İF yoktur
•Gastrik asit ve mukoza bozuklukları eşlik etmez
Juvenil pernisyöz anemi:
•İF salınımı bozuktur
•Beraberinde aklorhidri ve atrofik gastrit izlenir
•Hastalarda İF veya pariatel hücrelere karşı otoantikorlar izlenir.
Cerrahi operasyonlar:
•Total gastrektomi
•İnce barsakların geniş rezeksiyonu
Gİ sistem enfeksiyonları:
•Diphyllobothrium latum enfeksiyonu
•5P bulgusu: Pansitopeni, periferik nöropati, posterior kord nöropatisi, papiller atrofi, pernisiyoz anemi
•Tedavide siyano ve hidroksi kobalamin türevleri kullanılır.
•Cerrahi girişim sonucu gelişen kör loop sendromunda aşağıdakilerden hangisinin eksikliği gelişir? X 2
a.Vitamin A
b.Vitamin B6
c.Vitamin B12
d.Folik asit
e.Demir
•Askorbik asit (Vitamin C)
•İnsanlarda L-glukonolakton oksidaz enzimi yokluğu nedeni ile askorbik asid sentezlenemez.
•Askorbik asid yapısı glukoza çok benzerlik gösterir.
•Karaciğerde oksalik aside çevrilir ve idrardaki oksalatın bir kısmından sorumludur. Yüksek doz alındığında tamamen değişmemiş olarak böbrekten atılır.
•Askorbik asit moleküler oksijen, nitrat ve sit.a ve c gibi bileşiklerin indirgenmesini mümkün kılan indirgeyici bir ajandır.
•Başlıca yer aldığı metabolik olaylar:
•Vitamin C, kollajenin prolin ve lizin birimlerinin hidroksilasyonu gibi hidroksilasyon reaksiyonlarında koenzim olarak rok oynar.
•Kondroblast, osteoblastlarda mukopolisakkarti sentezi için gereklidir.
•Bu vitaminin bir antioksidan olarak sağlık için yararlı etkiler sağlayabileceği düşünülmektedir.
•Tirozin yıkım reaksiyonlarına katılır.
•Oksidasyon redüksiyon tepkimelerine katılır (askorbat-dehidroaskorbat).
•Safra asidi oluşumunda rol oynar. Eksikliğinde 7a-hidroksilazın aktif forma dönüşümü azalır.
•Norepinefrinin sentezinde rol alır (Dopamin b oksidazın kofaktörü).
•Ferritin sentezi için gereklidir.
•Demir emiliminde, demirin nonenzimatik indirgenmesinde rol alır.
•Lizinden karnitin sentezinde rol alır.
•Immünite ve yara iyileşmesinde rol alır.
•Adrenal korteksde steroid sentezinde rol oynar.
•Askorbik asit eksikliği: Askorbik asit eksikliği skorbüt’e yol açar. Bu hastalık yaralar, süngerimsi dişetleri, diş kaybı, kan damarlarının kolay zedelenmesi, eklemlerde şişme, derialtı ve diğer kanamalar ve anemiyle karakterizedir. Bu belirtilerin çoğu bağ dokusunda zayıflıkla sonuçlanan kollajenin hidroksilasyonundaki eksiklikle açıklanabilir. Ayrıca, idrarda prolin ve hidroksiprolin artar, subperiostal kanamalar bağlı kolay kırılan kemikler izlenir, kostakondral eklem şişliği olur, kardiyak hipertrofi olabilir, pseudoparalizi, ostaoporoz görülebilir, yara iyileşmesi gecikir, normositik ve makrositik anemi görülür.
•Sigara içmek gereksinimi artırır. Aspirin, oral kontraseptifler ve steroidlerde C vitaminini azaltıcı etkiler oluşturur.
•Kronik hastalıkların önlenmesi: C vitamini antioksidanlar olarak bilinen ve E vitamini ve b-karoten’i içeren bir grubun üyesidir. Bu bileşiklerin besinlerle fazla alınması, koroner kalp hastalığı ve bazı kanserler gibi kronik hastalıkların görülme sıklığını azaltır.
•Askorbik asit toksisitesi: Akut toksisite gözlenmemiştir. Ancak askorbik asitin okside olmuş şekli dehidroaskorbik asit toksiktir. Bu nedenle, yüksek dozda C vitamini alınması, özellikle dehidroaskorbatı askorbata tekrar okside eden enzim sisteminde eksiklik olan kişilerde dehidroaskorbik asit birikimine yol açabilir.
•Uzun süre kullanıldığına oksalat atılımı artar. Yüksek dozda yalancı glukozüri görülür. Demir emilimini artırdığı için hemokromatozisde kullanılmamalıdır.
•Safra tuzları, adrenalin, hidroksilizin, hidroksiprolin gibi bileşiklerin sentezindeki hidroksilasyon tepkimelerinde aşağıdakilerden hangisi kullanılır? X 4
a.NADH
b.FADH2
c.Lipoik asit
d.Alfa-tokoferol
e.Askorbik asit
•Aşağıdaki vitaminlerden hangisi santral ve periferik sinir sistemini etkilemez?
a.C vitamini
b.E vitamini
c.Piridoksin
d.B1 vitamini
e.B12 vitamini
•Aşağıdakilerden hangisinin eksikliği kolesterolün 7-alfa-hidrokolesterole dönüşümünü bozarak kolesterol birikimine yol açar?
a.Vitamin B6
b.Vitamin C
c.Vitamin B12
d.Biotin
e.Pantotenik asit
•Aşağıdakilerden hangisi vücuda alındığı şekliyle etki eder ve etki etmek için bazı reaksiyonlara gereksinim göstermez?
a.Askorbik asit
b.Tiamin
c.Riboflavin
d.Niasin
e.Piridoksin
•C vitamini eksikliğinde hangisi olmaz?
a.Peteşi
b.Mukozda kanama
c.Fontanelin erken kapanması
d.Pseudoparalizi
e.Kostrakondral eklemlerde şişlik
•Fe+2 ® Fe+3 dönüşümünü yapan hangisidir?
a.Transferrin
b.Serüloplazmin
c.Apoferritin
d.Transkobalamin
e.Hemosiderin
•Vitamin A (retinol)
Vitamin A’nın yapısı: Vit.A bir siklohekzenil halkası içeren bir poliizopronoid bileşiktir.“Vitamin A” terimi genellikle çeşitli biyolojik aktif moleküllerin tümü için kullanılır. “Retinoidler” terimi ise vitamin A aktivitesi göstersin ya da göstermesin vitamin A’nın doğal ve yapay şekillerini içerir.
–Retinol: Primer alkoldür.
–Retinal: Retinolün oksidasyonundan türeyen bir aldehittir.
–Retinoik asit: Retinalin oksidasyonuyla oluşan asit türevidir. Retinoik asit vücutta indirgenemez ve bu yüzden retinal ya da retinole dönüşemez. Bu nedenle retinoik asid büyüme ve gelişmede etkilidir fakat A vitaminin görme ve üreme ile ilgili olan etkilerinde görevli değildir.
–b-karoten: Bitkisel yiyecekler b-karoten içerirler. b-karoten ince barsakta parçalanır ve iki molakül retinal oluşur. İnsanlarda bu dönüşüm etkin değildir ve b-karotenin A vitamini aktivitesi retinolün ancak altıda biri kadardır.
•Vitamin A’nın aşağıdaki formlarından hangisinin etki mekanizması steroid hormonlarla benzerlik gösterir?
a.Beta karoten
b.Retinoik asit
c.11-cis-retinal
d.All-trans-retinal
e.Retinol
•Vitamin A’nın emilimi ve taşınması
•Karaciğere taşınım: Diyette bulunan retinol esterleri ince barsak mukozasında hidroliz edilir ve retinol ile serbest yağ asitleri oluşur. Retinol, ince barsak mukoza hücresinde uzun zincirli yağ asitleriyle tekrar esterleştirilir ve lenfatik sisteme şilomikronların bir bileşeni olarak verilir. Şilomikronlardaki retinol esterleri karaciğer tarafından alınır ve depolanır.
•Vit.A’ (retinoik asid, retinol) etkisini steroid hormonlarda olduğu gibi hücre içi reseptör sistemleri ile etkileşir.
•Karaciğerde vit.A, olasılıkla bir lipoprotein karması halinde lipositler (perisinüzoidal stellat hücreler) içinde bir ester halinde depolanır.
•Karaciğerden salınım: Gerek duyulduğunda retinol karaciğerden salınır ve plazma retinol-bağlayıcı protein (RBP) tarafından karaciğer dışı dokulara taşınır. Retinoik asit ise albumine bağlı olarak taşınır. Retinol-RBP kompleksi hücrelerinin yüzeyinde bulunan reseptörlere bağlanırlar. Dokuların çoğu, retinolü çekirdek bölgesine taşıyan hücresel retinol-bağlayıcı protein içerir. Retinol burada, bir bakıma steroid hormonlar gibi hareket eder.
•Vitamin A’nın fonksiyonları
•Görme: A vitamini, çomak ve koni hücrelerindeki görme pigmentlerinin bir bileşenidir. Retinadaki çomak hücrelerinin görme pigmenti olan rodopsin, opsin proteinine özel olarak bağlanmış olan 11-cis retinal’den oluşur.
•Büyüme: Vitamin A’dan yoksun bırakılan hayvanlarda, muhtemelen tat tomurcuklarının keratinizasyonu nedeniyle ilk önce iştah kaybı gelişir. Kemik büyümesi yavaştır ve sinir sisteminin büyümesine ayak uyduramaz, bu durum merkezi sinir sisteminde hasara yol açar. Kemik gelişimi ile santral sinir sistemi geliimi arasındaki uyumsuzluk KİBAS’a yol açar.
•Üreme: Retinol ve retinal, normal üreme için temeldirler. Erkeklerde spermatogenezi destekler ve kadınlarda fetüsün rezorpsiyonunu engeller. Retinoik asit görme ve üreme fonksiyonunda etkisizdir.
•Epitel hücrelerinin sağlamlığı: A vitamini epitel dokusunun normal farklılaşması ve mukus salgılanması için gereklidir. Bu nedenle akne ve psöriazisde retinoik asit ve türevleri aktif olarak kullanılır.
•Retinoik asit glikoprotein sentezine katılır (Karbonhidrat taşıyıcı formu –dolikol fosfat benzeri-retinil fosfattır). Özellikle gelişmenin düzenlenmesinde ve mukus sekresyununda kullanılan glikoproteinleri sentezler.
•Retinoik asit ve b-karotenlerin anti kanser ve anti oksidan özellikleri vardır.
•Kızamıkta vit.A yıkımı artmıştır ve destek tedavisi olarak vit. A verilmesi morbiditeyi azaltır.
•Klinik durumlar:
•Diyetsel eksiklik: Retinol veya retinil esterleri olarak verilen A vitamini, vitamin eksikliği olan hastaların tedavisinde kullanılır.
•Gece körlüğü, A vitamini eksikliğinin en erken belirtilerinden biridir.
•Ciddi vitamin A eksikliği, konjonktiva ve korneanın patolojik kuruluğu olan kseroftalmiye ve keratomalazi’ye yol açar. Eğer tedavi edilmezse kseroftalmi, kornea ülserleşmesi ve opak nedbe dokusunun oluşması ile körlükle sonuçlanır.
•Mukopolisakkaritlerin normal gelişmesi için gereklidir. Eksikliğinde kemik büyümesi yavaşlar.
•İmmün cevap azalır. Bakterilerin solunum yolu epitel hücrelerine bağlanması artar, böylece enfeksiyona eğilim artar.
·Üriner sistemde keratinizasyona bağlı olarak taş oluşumu artar.
•Retinoid toksisitesi
•Vitamin A: A vitamininin yüksek dozlarda alınması, hipervitaminoz A olarak adlandırılan toksik bir sendroma yol açar.
•Kronik hipervitaminoz A’nın erken belirtileri ciltte kuruluk ve kaşıntı olarak ortaya çıkar.
•Hiperostozis, anoreksia, karaciğerde büyüme ve sirotik gelişme, eklemlerde şişme, ağrı, dekalsifikasyon, epifizial büyüme plaklarının erken kapanması, büyüme geriliği, göz içi kanama, optik atrofi olabilir.
•Sinir sisteminde, beyin tümörü belirtilerini taklit edebilen kafa içi basıncında artış şeklinde bulgular görülür.
•Özellikle gebe kadınlar aşırı miktarda A vitamini alımından kaçınmalıdırlar, çünkü A vitamini, gelişmekte olan fetüste doğumsal sakatlıklar yaratma potansiyeline sahiptir (mikrotia, mikrogenati, timik aplazi, fasial kemik ve aortik ark anomalileri).
•Hangi vitamin kronik olarak fazla alındığında hiperostozise neden olur?
a.Vitamin C
b.Vitamin E
c.Vitamin D
d.Vitamin A
e.Tiamin
•Eksikliğinde epitelde metaplaziye neden olan vitamin hangisidir?
a.Vitamin C
b.Vitamin E
c.Vitamin B
d.Vitamin A
e.Vitamin K
•Aşağıdakilerden hangisi pseudotümör serebri nedeni değildir?
a.Yüksek doz vitamin A
b.Yüksek doz vitamin B
c.Menarş
d.Addison hastalığı
e.Düşük doz vitamin A
•Pseudotümör serebri nedenleri?
•A vitamini fazlalığı
•A vitamini eksikliği
•Tetrasiklin
•Nalidiksik asit
•Oral kontraseptifler
•Demir eksikliği anemisi
•Galaktozemi
•Orta kulak hastalığı
•Addison hastalığı
•Hamilelik
•Menarj
•Hipoparatiroidi
•Akne ve psöriyazis:
•Akne ve psöriyazis gibi dermatolojik hastalıklar, retinoik asit ve türevleri ile etkin şekilde tedavi edilir. Orta dereceli akne (Darier hastalığı) ve cilt yaşlanması benzil peroksit ve antibiyotikler kadar topikal tretinoin (all trans retinoik asit) ile tedavi edilir. [Not: tretinoinin sistemik verilmesi, toksik olması nedeniyle mümkün değildir, yalnızca topikal uygulanır.] –Gastrointestina sistem ve genitoüriner sistemeait epitel dokularda keratizasyona yol açar ve böbrek taşı oluşum riski artmaktadır.
–Deri ve kıl köklerinde hiperkeratoz oluşur.
•İsotretinoin: Teratojen bir ilaçtır. Standart tedaviye cevap vermeyen şekil bozucu ciddi kistik akne durumu olmadıkça ve çocuk doğurma çağındaki kadınlarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Uzun süren isotretinoin tedavisi hiperlipidemi ve LDL/HDL oranında artışa yol açar. Hiperlipidemi ve LDL/HDL oranının artması, kalp-damar hastalığı riskini arttırır.
•Promyelositik lösemi tedavisinde de kullanılır
•Vitamin D
•Vit.D bir steroid prehormondur.
•Aktif molekül olan 1,25-dihidroksikolekalsiferol hücre içi reseptör proteinlere bağlanır. 1,25-diOH D3 –reseptör kompleksi hedef hücrelerin çekirdeğindeki DNA ile etkileşerek ya seçici olarak gen ifadesini uyarır ya da özgün olarak gen transkripsiyonunu baskılar. 1,25-diOH D3’ün en önemli etkisi, plazma kalsiyum ve fosfor düzeylerini düzenlemektir.
•Vitamin D kaynakları
•Diyet: Bitkilerde bulunan ergokalsiferol ve hayvan dokularında bulunan kolekalsiferol (vitamin D3) vitamin D kaynaklarıdır.
•Endojen vitamin öncülü: Kolesterol sentezinde bir ara metabolit olan 7–dehidrokolesterol, insanlarda dermis ve epidermiste güneş ışığına maruz kalındığında kolekalsiferole çevrilir.
•Vitamin D metabolizması
•1,25-diOH D3: D2 ve D3 vitaminleri biyolojik olarak aktif değildirler, ancak vücutta iki hidroksilasyon reaksiyonu ile aktif vitamin D şekline çevrilirler. İlk hidroksillenme 25. Pozisyonda olur ve bu işlem karaciğerde 25 hidroksilaz tarafından gerçekleştirilir. Reaksiyon ürünü olan 25-hidroksikolekalsiferol veya 25-OH D3 plazmada en çok bulunan vitamin D şeklidir ve başlıca depo edilen şekildir. 25-OH D3 başlıca böbrekte bulunan 25-hidroksikolekalsiferol 1-hidroksilaz (1ahidroksilaz) tarafından 1. Pozisyonda tekrar hidroksillenir ve 1,25-dihidroksikolekalsiferol (1,25-diOH D3) oluşur. Her iki hidroksilaz sitokrom P450, moleküler oksijen ve NADPH kullanır.
•Eğer kalsitriol düzeyleri normalse ve daha fazla kalsitriole gereksinim yoksa böbrek 1a-hidroksilaz yerine 24-hidroksilaz enzimi aktiflenir ve 24,25-dihidroksikolekalsiferol oluşur. Bu molekül inaktiftir.
•Kalsitriol sentezinde gerekli olan 1-alfa-hidroksilaz enzimi aşağıdakilerden hangisinde yer alır?
a.Deri
b.Karaciğer
c.Böbrek
d.Kas
e.Akciğer
•Aşağıdaki vitaminlerden hangisi sentezi, kanda taşınımı, hücredeki etki mekanizması bakımından steroid hormonlara benzer?
a.Vitamin K
b.Vitamin D
c.Askorbik asit
d.Folik asit
e.Vitamin B12
•7-dehidrokolesterolün kolekalsiferole çevrildiği yer aşağıdakilerden hangisidir?
a.Böbrek
b.Deri
c.Kornea
d.Karaciğer
e.Akciğer
•1a-hidroksilaz’ın düzenlenmesi:
1,25-diOH D3 en güçlü vitamin D metabolitidir. Oluşumu plazma fosfat ve kalsiyum iyonlarının düzeylerince sıkı bir şekilde düzenlenir. 25-hidroksikolekalsiferol 1a-hidroksilaz aktivitesi plazma fosfat düzeyindeki düşme sonucu direkt olarak veya plazma kalsiyumunda azalma durumunda ise paratiroid hormon (PTH) salınımının uyarılması aracılığı ile indirekt olarak artar. PTH vit. D düzeylerini etkileyen major uyarandır. Diyetle yetersiz kalsiyum alımı sonucu oluşan hipokalsemi plazma 1,25-diOH D3 düzeyinde artışa yol açar. 1-hidroksilaz aktivitesi ise, reaksiyon ürünü olan 1,25-diOH D3 fazlalığında azalır.
•Aşağıdakilerden hangisi böbrekte D vitamini yapımını en çok aktive eder?
a.Hiperfosfatemi
b.Hipofosfatemi
c.Hipomagnazemi
d.Hiperkalsemi
e.Hipermagnazemi
•Vitamin D’nin fonksiyonu:
•1,25-diOH D3‘ün fonksiyonu yeterli plazma kalsiyum düzeyini sürdürmektir. Bu fonksiyonlar
–İnce barsaktan kalsiyum emilimini arttırarak,
–Böbrekten kalsiyum kaybını azaltarak ve
–Gerek duyulduğunda kemik rezorpsiyonunu uyararak sağlanır.
•Vitamin D’nin ince barsaklara etkisi: 1,25-diOH D3, ince barsaktan kalsiyum ve fosfat emilimini uyarır. Özel bir kalsiyum-bağlayıcı proteinin sentezi uyarılarak kalsiyum emilimi arttırılır. Böylece 1,25-diOH D3 ‘ün etki mekanizması, steroid hormonların etki mekanizmasına benzerlik gösterir.
•Vitamin D’nin kemiklere etkisi: 1,25-diOH D3, protein sentezi ve PTH varlığına gerek duyulan bir işlem aracılığıyla kemikten kalsiyum ve fosfat serbestleşmesini uyarır. Sonuç, plazma fosfat ve kalsiyum düzeyinde artmadır. Bu nedenle kemikler, plazma kalsiyum düzeyinin sürdürülmesinde önemli bir kaynaktır.
•Vitamin D gereksinimi ve kaynaklar: Vitamin D, balık yağı, karaciğer ve yumurta sarısında doğal olarak bulunur. Takviye edilmezse sütte yetersiz miktarda D vitamini vardır. Yetişkinler için 200 İÜ D vitaminidir.
•Besinsel rikets: Vitamin D eksikliği çocuklarda rikets, erişkinlerde osteomalazi ile sonuçlanan kemik demineralizasyonuna neden olur. Rikets, kemiğin kollajen matriksinin oluşumunun devam edip mineralizasyonun tam olmaması ve sonuçta yumuşak, esnek kemik oluşumuyla karakterizedir. Osteomalazide önceden oluşmuş olan kemiklerin demineralizasyonu, kırık oluşması meylini arttırır. Güneş ışığına yetersiz çıkma ve/veya D vitamini alımında eksiklik durumu özellikle yeni doğanlarda ve yaşlılarda görülür. D vitamini eksikliği kuzey bölgelerinde, ultraviole ışığa yeterince maruz kalmama sonucunda deride D vitamini sentezinin azalması nedeniyle yaygındır. [ Not: 200 İÜ olarak önerilen günlük gereksinim miktarı (5ug kolekalsiferol karşılığı) yetersiz olabilir, çünkü 800 İÜ/gün ve daha yüksek dozların osteoporotik kırık insidansını azalttığı gösterilmiştir.] •Böbreğe bağlı rikets (renal osteodistrofi): Bu hastalık, kronik böbrek yetmezliği sonucu gelişir. Bu durumda vitaminin aktif şekle dönüşümü azalmıştır. 1,25-diOH kolekalsiferol (kalsitriol) verilmesi, etkin bir yerine koyma tedavisidir.
•Hipoparatiroidi: Paratiroid hormon eksikliği hipokalsemi ve hiperfosfatemiye neden olur.
•Vitamin D Toksisitesi: D vitamini, tüm vitaminlerin en toksik olanıdır. Diğer yağda-çözünen vitaminler gibi D vitamini de vücutta depo edilir ve çok yavaş olarak metabolize edilir.
•Yüksek dozlar iştah kaybı, bulantı, susuzluk ve sersemliğe neden olur.
•Kalsiyum emilimi ve kemik rezorbsiyonunun artması hiperkalsemiye neden olur ve bu durum özellikle arterler ve böbrekler olmak üzere bir çok organda kalsiyum birikimine yol açabilir.
•Bir hastada poliüri, poldipsi, dehidratasyon, hipotoni, anoreksi ve irritablite varsa ne düşünürsünüz?
a.Vitamin D intoksikasyonu
b.Vitamin A intoksikasyonu
c.Vitamin E intoksikasyonu
d.Vitamin K intoksikasyonu
e.Folik asit intoksikasyonu
•Vitamin K
•Vit.K poliizoproniodlerin dahil olduğu naftakinonlardır.
•Vitamin K’nın başlıca rolü, çeşitli kan pıhtılaşma faktörlerinin translasyon sonrası modifikasyonu ile ilgilidir. K vitamini, pıhtılaşma faktörlerinin belli glutamik asit birimlerinin karboksilasyonunda koenzim olarak işlev görür. Vitamin K çeşitli şekillerde bulunur; örn. Bitkilerde filokinon (veya vitamin K1) ve ince barsak bakteri florasında menakinon (veya vitamin K2). Tedavi için vitamin K’nın sentetik bir türevi olan menadion (K3) kullanılır.
•Vitamin K’nın fonksiyonu
–g-karboksiglutamat oluşumu: K vitaminine, protrombin ve kan pıhtılaşma faktörleri II, VII, IX ve X’un protein C ve S karaciğerde sentezlenmesi için gerek duyulur. Bu proteinler inaktif öncül moleküller olarak sentez edilirler ve vit.K bu moleküllerin posttranslasyonel modifikasyonundan sorumludur. Pıhtılaşma faktörlerinin oluşumu, glutamik asit birimlerinin vitamin K’ya bağılı karboksilasyonunu gerektirir, böylece g-karboksiglutamat (Gla) içeren olgun bir pıhtılaşma faktörü oluşur. Bu reaksiyon O2, CO2 ve vitamin K’nın hidrokinon şekline ihtiyaç gösterir. Gla oluşumu, yabani bir yoncada doğal olarak bulunan antikoagülan olan dikumarol ve vitamin K’nın sentetik bir analoğu olan warfarin inhibisyonuna duyarlıdır.
•Aşağıdaki vitaminlerden hangisi karboksilasyon tepkimelerinde görev alır? X 3
a.Retinoik asit
b.Vitamin B12
c.Folik asit
d.Tiamin pirofosfat
e.Vitamin K
•Bazı proteinlerde glutamil kalıntılarının postranslasyonel karboksilasyonunu yapan kofaktör hangisidir?
a.Biotin
b.Vitamin K
c.Lipoik asit
d.Dikumarol
e.Tiamin
–Trombositlerle protrombin etkileşimi: Protrombinin Gla birimleri iki adet birbirine yakın negatif yüklü karbonhidrat grupları nedeniyle pozitif yüklü kalsiyum iyonları için iyi bir şelatördür. Daha sonra protrombin-kalsiyum kompleksi, trombositlerin yüzeyinde bulunan ve kanın pıhtılaşması için gerekli olan fosfolipidlere bağlanma yeteneği kazanırlar. Trombositlere tutunma sonucu protrombinden trombin oluşumunu sağlayan proteolitik dönüşüm hızı artar.
–Diğer proteinlerde g-karboksiglutamat birimlerinin rolü: Gla pıhtılaşma işlemi ile ilgili olmayan diğer proteinlerde de (örn: kemikte osteokalsin) bulunur.
•Klinik Durumlar
–K vitamini eksikliği:
–Gerçekte bir K vitamini eksikliği durumu nadirdir; çünkü yeterli miktarda K vitamini genellikle ince barsak bakterileri tarafından sentezlenir veya diyet yoluyla alınır.
–Vit.K eksikliğinin en sık nedeni yağ malabsorbsiyonudur.
–İnce barsak bakterileri; örn: antibiyotik kullanılarak azaltıldığında endojen olarak oluşan vitamin miktarı da azalır. Bu durum, sınır derecede malnütrisyonlu olan kişilerde (örn: yaşlı düşkün hastalar) hipoprotrombinemiye yol açabilir. Bu vakalarda, kanamaya meyli düzeltmek için K vitamini desteği gerekebilir.
–Ayrıca bazı ikinci kuşak sefalosporinler (örn: sefaperazon, sefamandol ve moxalaktam) açık bir şekilde warfarin-benzeri bir mekanizmayla hipoprotrombinemiye yol açarlar. Bu yüzden bu ilaçlarla tedavi sırasında K vitamini desteği gerekir. Protrombin zamanı uzar.
–Yenidoğanlarda K vitamini eksikliği: Yenidoğanların barsakları sterildir ve K vitamini sentez edemezler. Anne sütü günlük vitamin K gereksiniminin yaklaşık beşte birini sağladığından, yenidoğanlar kanamalı hastalara karşı önlem olarak tek doz kas içi K vitamini uygulanması önerilmektedir
–Kısa barsak sendromu
–Bazı çalışmalarda vit.K eksikliğine bağlı olarak osteoporoz olduğu belirtilmektedir.
Vitamin K toksisitesi: Yüksek dozda uzun süre K vitamini verilmesi sonucu bebeklerde hemolitik anemi ve sarılık gelişebilir; çünkü K vitamininin eritrosit membranlarına toksik etkisi vardır.
•Vitamin E
•E vitaminleri 8 adet doğal olarak mevcut tokoferollerdir, bunlardan a-tokoferol en aktif olanıdır.
•Vitamin E’nin başlıca fonksiyonu hücre bileşenlerinin (örn: çoklu doymamış yağ asitleri) moleküler oksijen ve serbest radikaller tarafından enzimatik olmayan oksidasyonundan korumada bir antioksidan olmasıdır.
•Yağ sindirim bozukuluğunda vit.E eksikliği ortaya çıkar.
•Lipofilik karakterinden dolayı dolaşımdaki lipoproteinlerde, membranlarda ve yağ depolarında toplanır. Görüldüğü kadarı ile sellüler ve subsellüler zar PL’lerinde bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin oksidasyonuna karşı ilk savunma hattı vit.E’dir.
•Tokoferol ve selen lipid peroksidlere karşı birbirinin etkisini güçlendirir.
•ALA sentaz ve ALA dehidraz aktivitelerini artırarak hem sentezini artırır.
•ETZ’de ubikinonun aktivitesinin devamlılığı için E vitamini gereklidir.
•Tokoferollerin antioksidan etkisi yüksek oksijen derişimlerinde artar.
•Yağ sindimi için gerekli pankreas aktivitesi için gereklidir.
Vitamin E eksikliği:
•Vitamin E eksikliği hemen hemen tamamen prematür yeni doğan bebeklere özgüdür.
•Yetişkinlerde genellikle kusurlu lipid emilimi ve taşınmasıyla birliktedir. Bu nedenle steatorede, abetalipoproteinemide, kolestatik hastalıklarda, kistik fibrozisde ve barsak rezeksiyonlarında eksiklik oluşur.
•Hastalarda anemi oluşur. Aneminin nedeni hemoglobin üretiminde azalma ve eritrosit yaşam süresi kısalmasıdır.
•İnsanlarda E vitamini eksikliği belirtileri eritrositlerin peroksitlere karşı duyarlılığı ve anormal hücre membranlarının oluşmasıdır.
•Gebeler, emzikli kadınlar ve yeni doğana vitamin takviyesi yapılmalıdır.
•Klinik Durumlar: İki yıldan daha uzun bir süre günde 400 İÜ vitamin E takviyesi en fazla korumayı sağlar –takviye yapılmayanalarla kıyaslandığında kalp krizi sıklığında %40 azalma- E vitamininin anti oksidan fonksiyonu, LDL oksidasyonunu engellemektir. Okside LDL’nin kalp hastalığını ilerlettiği düşünülmektedir. Vitamin E, vitamin C ve b-karoten, katarakt başlangıcını geçiktirmede birlikte işlev görülür.
•Vitamin E toksisitesi: Vitamin E, yağda çözünen vitaminlerin en az toksik olanıdır. 300 mg/gün dozlarda toksisite gözlenmemiştir.
•Vitamin E aşağıdakilerden hangisini oksitlenmeye karşı korur?
a.Hiyalüronik asit
b.Fosfolipidler
c.Trigliserid
d.Protein
e.Aminoasitler
•E vitaminin hücrede esas fonksiyonu aşağıdakilerden hangisidir?
a.Hücre zarı akışkanlığının düzenlenmesi
b.Hücre zarı lipidlerinin oksidasyondan korunması
c.İyon akışının düzenlenmesi
d.Glukoz kullanımında rol oynaması
e.Na-K ATP az yapısına girmesi
•Prematürelerde hangi vitamin eksikliği hemolize neden olur?
a.Vitamin A
b.Vitamin B6
c.Vitamin K
d.Vitamin D
e.Vitamin E
Yeni doğanın nutrisyon gereksinimi:
•Yeni doğan hızlı gelişim nedeni ile bazı nitrüsyonel riskler taşır. Vitamin E ve K bazı nutrientler plasentayı geçemez ve doku depoları düşüktür. Yeni doğanda gastrointestinal trakt tam gelişmemiştir ve emilim problemleri bulunur. Barsak florası yeni doğanda steridir ve bu nedenle K vitamini gibi nutrientlerin barsakta sentezi bozuktur. Prematüre yeni doğanda riskler daha fazladır çünkü gastrointestinal tract daha az gelişmiştir ve depolar daha boştur.
•Yeni doğanda en ciddi nutrisyonel problem hemorajik hastalıktır. Yeni doğanda özellikle de prematürede K vitamini depoları eksiktir ve barsakda da sentezlenememektedir. Anne sütüde K vitamini için yetersiz bir kaynaktır.
•Çoğu yeni doğanda 3-4 aylık demir deposu bulunmaktadır. Anne ve inek sütüde düşük demir kaynağıdır.
•Vitamin D düzeyleri yeni doğanda düşüktür ve anne sütüde gereksinimi tam karşılayamaz. Bu nedenle vitamin D takviyesi önerilir.
•Diğer vitamin ve mineraller anne sütünde yeterlidir.
•Yeni doğana ventilasyon takviyesi ile yüksek doz oksijen verildiğinde vitamin E takviyesi, oksijen tedavisinin komplikasyonları bronkopulmoner displazi ve retrolental fibroplazi oluşumunu azaltmaktadır.
•Prematürelerde ortaya çıkan anemi tablosu folat ve vitamin B12 tedavisine yanıt vermektedir.
•Antikonvülzan tedavi ve vitamin gereksinimi:
•Fenobarbital veya difenilhidantoin türü Antikonvülzan ilaçların kullanımı çeşitli ilaç-vitamin etkileşimlerine yol açmaktadır.
•Uzun süreli antikonvülzan kullananlarda metabolik kemik hastalığı ortaya çıkar. Hastalarda düşük serum Ca ve P ve yüksek ALP düzeyleri ile giden osteomelezi veya rikets tablosu ortaya çıkar. Hastalarda kemik kaybı ortaya çıkar. Bu durum antikonvülzanların 25 (OH)D ve 1,25(OH)2D düzeylerini azaltmasına bağlıdır.
•Antikonvülzan ilaç kullanımı vit.K gereksinimini artırmaktadır. Antikonvülzan ilaç kullanan gebelerin yeni doğanlarında hmorajik hastalık riski fazladır.
•Antikonvülzan tedavi folik asid ve B6 gereksiniminide artırmaktadır. Folat eksikliği antikonvülzan kullanan hastaların %75’inde ortaya çıkar ve bu hastaların %50’sinde megaloblastik anemi ortaya çıkar. B6 eksiklik belirtileri ise %30 hastada ortaya çıkmaktadır.
•Aşağıdakilerden hangisinde verilen vitamin eksikliği karşısında belirtilen hastalığa yol açmaz?
a.Biotin-pellegra
b.Tiamin-beriberi
c.Vitamin B12-pernisiyöz anemi
d.Folik asit-megaloblastik anemi
e.Vitamin C-skorbüt
•VİTAMİN A EKSİKLİĞİ:
–Gece körlüğü
–Kseroftalmi
–Bitot lekeleri
–Folliküler hiperkeratoz
•VİTAMİN D EKSİKLİĞİ:
–Raşitizm
•VİTAMİN E EKSİKLİĞİ:
–Prematürelerde hemoliz
–Arefleksi
–Ataksi
–oftalmopleji
•VİTAMİN K EKSİKLİĞİ:
–Protrombin zamanı uzaması
–Kanama
•TİAMİN (VİT.B1) EKSİKLİĞİ:
–Beriberi
•Polinöropati
•Kalp yetmezliği
•Ödem
•Oftalmopleji
•RİBOFLAVİN (VİT.B2) EKSİKLİĞİ:
–İştahsızlık
–Gözde vaskülarizasyon ve kornea iltihabı
–Aftlar
–Sindirim kanalı iltihabı (glossit ve ağız köşesi ragatları)
–Deride iltihap, pullanma ve çatlaklar (sebaroik dermatit)
–Gebelik sırasındaki eksiklikte fetusda iskelet anormalliklerine yol açabilir.
•NİASİN (VİT.B3) EKSİKLİĞİ
–PELLEGRA
•Diare
•Dermatit
•Demans
•Death
•PİRİDOKSİN (VİT.B6) EKSİKLİĞİ
–Konvülsiyon
–Hiperakuzi
–Mikrositik anemi
–Nazolabial sebore
–Nöropati
•BİOTİN EKSİKLİĞİ:
–Saç dökülmesi
–Dermatit
–Hipotoni
–Ölüm
•VİTAMİN B12 EKSİKLİĞİ:
–Megaloblastik anemi
–Periferik nöropati
–Posterior kord nöropatisi
–Pansitopein
–Papiller atrofi
–vitiligo
•FOLAT EKSİKLİĞİ
–Megaloblastik anemi
•VİTAMİN C EKSİKLİĞİ
–SKORBÜT
•Sinirlilik
•Purpura
•Diş eti kanaması
•Periosteal kanama
•Safra obstrüksiyonu olan hastada hangi vitamin eksikliği izlenmez?
a.A
b.D
c.E
d.K
e.B12