Etiket Arşivleri: laktoz

Laktozsuz Süt

Laktozsuz süt, Dünya genelinde ve özellikle Akdeniz ülkelerinde nüfusunun yaklaşık %70’inde görülen “laktoz duyarlılığı”ndan dolayı, süt içemeyen veya içmekten hoşlanmayanlar için üretilmiş, süt çeşididir. Laktoz duyarlılığı, süt şekeri laktoz’u sindirmeye yarayan laktaz enziminin, çocukluk çağından sonra hızla vücutta azalması sonucunda oluşur. İnce bağırsaklarda azalan laktaz enzimi, süt ve mısır ürünlerini yiyen insanlarda, sindirim güçlüğüne sebep olur.

Süt şekeri anlamına gelen laktoz, latince süt anlamına gelen “lak” ve şeker anlamına gelen “oz” kelimelerinden oluşur. Bir disakkarit (çift şeker) olan laktozda iki şeker molekülü olan glikoz ve galaktoz bulunur. Formülü C12H22O11 ve molekül ağırlığı 342.3’tür.

Laktoz nedir?

Süt ve süt ürünlerinin içinde bulunan doğal süt şekeridir.

Laktoz intoleransı nedir?

Laktozun sindirilmesi için laktaz enzimi gerekir. Eğer vücutta yeterli miktarda laktaz enzimi bulunmuyorsa, laktoz intoleransı var demektir.

Laktoz İntolerans belirtileri nelerdir?

Laktoz intoleransı sütün içindeki laktozun sindirilemediği durumlarda ortaya çıkar. Süt içince karın şişkinliği, karın ağrısı, gaz, mide bulantısı görülebilir.

Bu tarz sorunlarınız varsa süt ve süt ürünleri tüketmekten vazgeçmek yerine Laktozsuz Süt’ü tüketebilirsiniz.

Belirtilerin şiddeti tüketilen laktoza ve kişinin ne kadar laktozu tolere edebildiğine göre değişir.

Belirtiler süt ve sütlü ürünlerin tüketimini takiben yarım saat ile 2 saat arasında kendini göstermeye başlar.

Süt içerdiği kalsiyum, protein, yağlar, vitaminler ve mineraller açısından temel besin gruplarındandır.

Yaşam boyu sağlıklı olmak için her yaş döneminde ihtiyacınız olan türde ve miktarda süt içmeniz gerekmektedir.

Laktoz intoleransınız varsa ne yapabilirsiniz?

Laktozu azaltılmış veya laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketebilirsiniz.

Laktozsuz süt nasıl üretilir?

Laktozsuz süt ve laktozsuz yoğurt, sütün içindeki laktozun laktaz enzimi ile parçalanması sonucu elde edilir. Laktaz enzimi katkı maddesi ya da koruyucu değildir. Ürünün prosesi sırasında görevini yerine getirip, son aşamada aktivitesini yitirerek ürünün içerisinde kalmaz.

Laktozsuz süt neden daha tatlı?

Laktoz aslında sütte doğal olarak bulunan şekerdir. Laktozsuz sütte, süt şekeri (laktoz) basit bileşenlerine; yani glikoz ve galaktoza ayrışmış haldedir. Laktozun parçalanması ile açığa çıkan glikoz ve galaktozun tatlılık derecesi laktoza kıyasla yaklaşık olarak 4 kat daha fazladır. Laktozsuz sütün sade sütten daha tatlı algılanmasının sebebi budur. Ek bir şeker ilavesi veya herhangi bir katkı maddesi içermemektedir.

Laktozsuz sütün rengi neden standart süte göre farklı?

Laktozsuz süte laktozun kolay sindirimi amacıyla parçalanması için laktaz enzimi ilave edildikten sonra üründe tatlılık ve renk bir miktar değişmektedir. Renk, ayrıca ürünün yarım yağlı olmasından dolayı standart sade süte nazaran tonsal farklılık göstermektedir.

Laktozsuz yoğurt nasıl üretilir ve neden daha tatlıdır?

Laktozsuz yoğurt üretiminde yoğurt kültürü ilavesi sırasında eklenen laktaz enzimi ile süt şekeri laktozu, glikoz ve galaktoza parçalanmakta ve bu şekerlerin tatlılık dereceleri daha fazla olduğu için tatlılık daha çok hissedilmektedir.

Laktozsuz beyaz peynir nasıl üretilir?

Laktozsuz Peynir üretiminde kullanılan sütün içerisindeki laktoz, sütün tekneye dolumu aşamasında eklenen laktaz enzimi ile, yapı taşları olan glikoz ve galaktoza parçalanmaktadır. Parçalanamayan laktoz ise teleme ve peyniraltı suyunun ayrışması esnasında uzaklaşmaktadır.

Laktozsuz süt sizin için uygun mu?

Laktozsuz süt, sütteki laktozu sindiremeyen ve süt içince şişkinlik, ağrı, gaz ve bulantı sıkıntılarını yaşadığı için süt tüketemeyen kişilerin rahat şekilde süt içmelerini ve sütün besin değerlerinden faydalanmalarını sağlamaya yardımcı olur.

Laktozsuz ürünleri tüketmenin zararı var mıdır?

Laktozsuz süt, yoğurt, peynir tüketmenin hiçbir zararı bulunmamaktadır.

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Laktozsuz_süt

http://www.pinarsutum.com/laktozsuz-sut-ve-laktozsuz-urunler-hakkinda-her-sey

Karbonhidratlar v3

Karbonhidratlar

İÇİNDEKİLER

❖YAŞAMAK İÇİN NELERE İHTİYACIMIZ VAR?

❖KARBONHİDRATLAR

❖KARBONHİDRATLARIN YAPISI

❖MONOSAKKARİTLER

❖DİSAKKARİTLER

❖POLİSAKKARİTLER

❖KARBONHİDRATLARIN SİNDİRİMİ

❖LAKTOZ İNTOLERANSI

❖KARBONHİDRAT METABOLİZMASI

❖DİYABET

❖KARBONHİDRAT FAZLALIĞI

❖KARBONHİDRAT EKSİKLİĞİ

YAŞAMAK İÇİN NELERE İHTİYACIMIZ VAR?

KARBONHİDRATLAR;

❖Karbon, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşmuş organik bileşiklerdir.

❖Genel formülü CnH2nOn dir.

❖Karbonhidratlar doğada en fazla bulunan ve enerji veren makro besin maddeleridir.

❖Karbonhidratların başlıca kaynağı bitkilerdir.(Elma, buğday, şeker pancarı vb.)

❖Bitkisel kaynakların dışında hayvansal kaynaklı süt ve süt ürünlerde de karbonhidratlar bulunmaktadır.

MONOSAKKARİTLER

❖Basit karbonhidrat veya basit şeker olarak ifade edilirler.

❖Karbonhidratları temel taşı olup daha basit şekerlere hidrolize edilmezler.

❖Glikoz, fruktoz ve galaktoz yaygın olarak bulunan monosakkaritlerdir.

❖Doğada en fazla bulunan monosakkarit 6 karbonlu bir şeker olan D-Glikoz dur.

GLİKOZ

❖İnsan vücudunda serbest halde kanda bulunur.

❖Beyin dokusu ve alyuvarlar (eritrositler) enerji yakıtı olarak  sadece glikozu kullanırlar.

❖En çok üzüm ve üzümden yapılan  yiyecek ve içeceklerde, balda bulunur.

FRUKTOZ

❖Meyve şekeridir.

❖Tadı en yoğun olan  monosakkarittir.

❖Bu yüzden tatlandırıcı

olarak gıda sektöründe kullanılır.

GALAKTOZ

Memeli hayvanlarda  süt şekerinin yapısına katılır.

GLİKOZ, GALAKTOZ VE FRUKTOZ ARASINDAKİ FARK NELERDEN KAYNAKLANIR?

Her biri 6 karbonludur ancak yapılarındaki  suyun karbona bağlanma farklılıkları  nedeniyle birbirinden ayrılırlar.

DİSAKKARİTLER

❖İki monosakkaritin yani iki şekerin halkasının bir araya gelmesiyle oluşur.

❖Disakkaritler kanda bulunmaz. Sindirim sisteminde ilerlerken enzimler tarafından parçalanır.

❖Monosakkaritlere ayrıştıktan sonra kana geçer.

❖Sükroz, maltoz ve laktoz ve yaygın bulunan disakkaritlerdir.

 MALTOZ

  İki glikoz molekülünün  birbirine bağlanmış halidir.

❖Maltoz içeren çok az gıda kaynağı vardır.

❖Patates ve makarnada bulunan bir polisakkarit olan nişastanın sindirilmesiyle ortaya çıkar.

❖Ağzımızda bir dilim ekmeği birkaç dakika çiğnediğinizde maltoz açığa çıkar.

❖Açığa çıkan maltozu, cevizimsi tadından hissederiz.

SÜKROZ

❖Bir glikoz ve bir fruktoz molekülünün bir araya gelmesiyle oluşur.

❖Sofra şekeri olarak da bilinir.

LAKTOZ

Bir glikoz ve bir galaktoz molekülünden oluşur. Süt şekeri olarak bilinir.

Hayvan tarafından üretilen az sayıdaki şekerlerden biridir.

POLİSAKKARİTLER

❖Çok sayıda basit şekerlerin birbirine  bağlanmasıyla oluşur.

❖Gıdalarda ki polisakkaritler aynı zamanda kompleks karbonhidratlar olarakta adlandırılırlar.

❖Nişasta, lif ve glikojen önemli polisakkaritlerdir.

❖Sindirim enzimleriyle hidrolize edilirler.

❖Hücre zarından geçemezler.

❖Kanda bulunmazlar.

❖Polisakkaritler hayvanlarda glikojen, bitkilerde ise nişasta olarak depolanır.

❖Selüloz ise bitkilerde çeper maddesi olarak kullanılırlar.

NİŞASTA

➢Gıdalarda bulunan en​ yaygın polisakkarittir.​

➢Nişasta yüzlerce uzun ​glikoz zincirinden oluşur. ​

➢Nişasta ayrıca ham ​meyvelerde de bulunur.​

➢Bitkilerde; sebzelerde, ​tahıllarda, ham meyvelerde bulunur.​

➢Nişasta suda çözünmesi mümkün olmayan karmaşık bir karbonhidrat türüdür.​

➢Kaba formülü (C6HıoO5) şeklinde gösterilir.​

GLİKOJEN

  • İnsanların ve memelilerin kaslarında ve karaciğerinde bulunması nedeniyle diğer polisakkaritlerden yani nişasta ve liflerden farklıdır.​

  • Yüzlerce glikozun dallanmış yapıda bir arada bulunduğu uzun bir zincirden meydana gelmiştir.​

  • Glikojenin yapısı nişastanın yapısından farklıdır.​

  • Glikojeni diyetle alamayız. Her ne kadar sığır eti ve diğer hayvansal ürünler glikojen kaynağım olarak bilinse de, bu gıdalarda glikojen biz tüketene kadar yıkıma uğramakta ve yol olmaktadır. ​

LİF

❖Sadece bitkisel kaynaklı gıdalarda bulunur.​

❖Bitkilerin hücre çeperinin önemli bir yapı taşıdır.​

❖Lifli besinler bağırsak floramızı düzenler.​

❖Lifler insanlarda bulunan enzimler tarafından sindirilemezler.​

❖Lifte bulunan potansiyel enerji, lifin sindirilmemesi nedeniyle kullanılamazlar.​

❖Kadınlar için; 25 gram \ gün​

❖Erkekler için; 38 gram\ gün​

1.SUDA ÇÖZÜNEN LİFLER​

❖Tahılların dış kabuğunda ve sebzelerin kalın kabuklarında bulunur.​

❖Suyla temas etmeleri durumunda suyu emerek yapılarına alırlar ve şişerler.​

❖Bağırsak sisteminde liflerin su tutuyor olması çok önemlidir. Lifler bağırsakta Hareket ettikçe suyu emerek şişerler ve hacimleri büyür. Hacimleri büyüdükçe bağırsak çeperine basınç yaparlar ve bağırsağın peristaltik hareketlerini hızlandırır ve dışkının kalın bağırsaktan hızlı bir şekilde atılmasını sağlar.​

2.SUDA ÇÖZÜNEN LİFLER

❖Suda çözünen lifler gıda kaynakları arasında meyveler, fasulyeler ve yulafta bulunur.​

❖Su ve süt gibi diğer gıdalarla veya sindirim sıvılarıyla temasa geçtiğinde bir jel oluştururlar.​

❖Sindirim sistemimizdeki bu jelimsi yapı, midede bulunan besinlerin ince bağırsağa geçişini yavaşlatır. Bu yavaşlık kişiye uzun süreli tokluk hissi kazandırır.​

Suda çözünen lifler;​

❖İştah artırıcı etkisi vardır.​

❖ Özellikle yemeklerden sonra açlık hissini azaltır.​

❖Kandaki kolesterol seviyesini düşürür.​

❖Kalp ve damar ​

hastalıkları riskini azaltır.​

        KARBONHİRATLARIN SİNDİRİMİ

Ağızda sindirim; nişastanın ağızda sindirimi ağızda bulunan amilaz enzimiyle başlar. Amilaz enzimi nişastanın zincirlerini kırar.

Midede sindirim; nişastaya etki edecek enzimleri etkisiz hale getirdiğinden, midede sindirim olmaz. Midede fiziksel sindirim başlar.

LAKTOZ İNTOLERANSI​

  • Laktoz intoleransı, sütün baskın şekeri olan laktozum yeteri kadar sindirilmemesinden kaynaklanır.​

  • Laktoz intoleransı; ya laktoz enziminin yeterli salgılanmaması ya da fazla laktoz tüketimi nedeniyle laktaz yeterli olmamasından kaynaklanır.​

  • Laktoz intoleransı bir alerjik durum olmayıp sadece süt şekerinin ince bağırsakta laktaz yetersizliği nedeniyle sindirilmemesinden kaynaklanır.​

  • Laktoz sindirilmediği takdirde kalın bağırsağa yani kolona doğru ilerler. Burada bulunan bakteriler laktozu parçalar. Ortamda parçalanmış sindirim ürünleri ve gaz oluşur. Bağırsakta gaz, kramp ve şişkinlik aynı zamanda ishal oluşur.​

LAKTOZ İNTOLERANSI İKİ ŞEKİLDE MEYDANA GELİR;

A ) Laktaz eksikliği ince bağırsağın tüylü kenarında laktaz üretiminin durması ile oluşur. bu durumun genetik kaynaklı olduğu ve farklı yaşlarda kaynaklanabildiği görülmüştür. ağızdan alınan laktozun emilimi sonrası kan glikoz seviyesinin artması bu durumu açıklamaktadır.

B ) Genellikle beslenme bozukluğundan ve sindirim sistemi bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Laktoz intoleransını süt alerjisi ile karıştırmamak gerekir. Alerji süt proteinlerinden kaynaklanır ancak laktoz intoleransı organizmada yeterli miktarda laktaz sentezlenemediği zaman laktozun parçalanamayıp bağırsaklardan emilmemesine bağlı oluşan bir durumdur.

LAKTOZ DUYARLILIĞINA KARŞI YAPILABİLECEKLERİ ŞÖYLE SIRALAYABİLİRİZ;

❖Süt az miktarda fakat sık sık tüketilmelidir.

❖Laktozu düşük, daha çok sert peynirler tüketilmelidir.

❖Laktozu indirgenmiş sütler yoğurt ve

❖peynir düzenli olarak tüketilmelidir.

❖Süt ve ürünlerini tüketmeden önce laktaz enzim preparatları alınabilir.

❖Karbonhidratların sindirilmesi sonucunda monosakkaritler(glikoz, galaktoz, fruktoz) oluşmakta ve ince bağırsakta emilmektedir.​

❖Karaciğerde monosakkaritler glikoza dönüşür. Buradan da kan yoluyla gerekli organlara taşınmaktadır.​

❖Glikozun hücrelere girmesi pankreas tarafından salgılanan insülin hormonu tarafından kontrol edilir.​

❖Glikoz 6 karbonludur.

❖İlk aşamada bu kimyasal bağların kopmasıyla potansiyel enerji açığa çıkar ve ikiye bölünür.

❖İki adet 3 karbonlu birim oluşur. C3

❖Her ne kadar bu oluşum tek aşama olarak gösterilse de, aslında bu üç karbonlu birimin ortaya çıkması için bir seri reaksiyon gerekmektedir.

❖Glikozun enerji gereksiniminin karşılanmasında c3 birimlere parçalanması gerekir.

❖Glikoz oksijene gerek duymadan parçalanabilmektedir. Bu şekilde oksijene gerek duyulmadan gerçekleştirilen enerji metabolizması anaerobik olarak adlandırılır.

❖Beyin ve merkezi sinir sistemi glikozu anaerobik olarak kullanmaktadır.

❖Üç karbonlu molekülde hala kullanılabilecek potansiyel enerji bulunmaktadır. Ancak ileriki aşamalarda oksijenin varlığı gerekir.

❖Bu sürece aerobik enerji metabolizması denilmektedir.

❖C3 birimler, C2 birimlere dönüşürken oksijen kullanılır.

❖Kalan karbon ise karbondioksit olarak solunumla akciğer yardımıyla atılır.

❖Kimyasal bağlar kırıldığı için enerji açığa çıkar.

❖C3—C2 aşaması tek yönlü yani geri dönüşümlü olmayan bir süreçtir.

DİYABET:​

Vücutta kan şekerinin düzenlenmesinde rol oynayan hormonların en önemlisi, pankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonudur. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda enerjiye dönüşmesi gereken glukoz, kanda birikerek kan şekerinin yükselmesine neden olur.​

İnsülin hormonu​

Pankreasta üretilir ve

şeker metabolizmasında

kanda yükselen şekeri düşürür.​

DİYABET ÇEŞİTLERİ

TİP 1 DİYABET

❖Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

TİP 2 DİYABET

❖Vücut insülin yapar fakat yeteri kadar kullanamaz.

TİP 1 DİYABET

❖ Glikozun hücre içerisine girebilmesi için izne ihtiyacı vardır.

❖Glikozun hücrelere girebilmesini pankreas tarafından salgılanan insülin hormonu tarafından kontrol edilir

❖İnsülin basit bir ifadeyle; hücrenin kapısını çalarak glikozun içeri girmesini sağlar.

❖Hücre, glikozun içeri girmek istediğini algıladığında “ kapı “  açılır ve glikoz içeri girer.

❖Glikozun hücre girişi bazı kişilerde gerçekleşmez.

❖Bu kişilerin pankreasından ne yazık ki insülin üretilmez.

❖Tip 1 diyabet hastaları insülini dışarıdan almak zorundadırlar.

❖İnsülin yokluğunda glikoz kanda birikir, kan damar çeperlerini tahrip ederek vücuda zarar verir.

❖Kanda insülin birikimi; dolaşım bozukluğuna, kalp ve damar hastalıklarına ve görme kaybına yol açar.

TİP 2 DİYABET

❖Dünyadaki diyabet hastalarının %90’ ı bu gruba aittir.

❖İnsülin “kapıyı” çaldığında hücre duymamaktadır.

❖Glikozun hücrelere girebilmesi için pankreas daha fazla insülin salgılamaya çalışır. Ancak glikoz kanda birikir.

❖Özellikle yeterince egzersiz yapılmaması ve obezite gibi sebeplerden dolayı tip 2 diyabet hastalığı oluşmaktadır.

VÜCUTTA AŞIRI GLİKOZ BİRİKİMİ

❖Kan damar çeperlerine zarar verir.

❖Özellikle;

❖Kalp ve damar hastalıkları

❖Kan dolaşım bozuklukları

❖Görme bozuklukları

❖Enfeksiyon oluşumu

KARBONHİDRAT FAZLALIĞI

❖Gereksinimden fazla tüketilen karbonhidratlar,vücutta yağa dönüştürülerek depo edilirler.Bu durumda zamanla yağ hücrelerinin büyümesine neden olur ve şişmanlık görülür. ​

❖Damar sertliğine neden olur. ​

Çocuklarda kan şekerini yükseltip büyüme hormonunun faaliyetini engelleyebilir.​

KARBONHİDRAT YETERSİZLİĞİ​

❖B vitaminleri, bazı amino asitler ve lif eksikliği görülür. ​

❖ Halsizlik, yorgunluk, depresyon, unutkanlık, sinir sistemi bozuklukları, sindirim sistemi rahatsızlıkları, proteinin vücut tarafından kullanılamaması sonucu yapım ve onarımda azalma, yetersiz lif alımından ötürü uzun vadede kanser ve kalp hastalıkları görülebilir.​

Sütün Bileşimi ve Özellikleri ( Ayşe GÜRSOY )

SÜTÜN BİLEŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ

Süt, dişi memeli hayvanların yeni doğurdukları yavrularını besleyebilmek üzere, süt bezlerinde farklı sürelerde salgılanan, içinde yavrunun kendini besleyecek duruma gelinceye kadar almak zorunda olduğu bütün besin maddelerini yeterli miktarda bulunduran bir sıvıdır. Hayvanların yaşadığı çevre koşullarına göre sütlerinin bileşimi de farklılık gösterir. Örneğin doğum ağırlığının iki katına 9 günde ulaşan köpek sütünün protein oranı % 7.3, 180 günde ulaşan insan sütünde sadece % 1.6’dır.
Süt beslenme uzmanları tarafından temel gıda maddesi olarak kabul edilir. Kalsiyum, fosfor ve riboflavin (vit B2) açısından önemlidir. Yaşamsal önemi olan amino asitleri ve yağ asitlerini bünyesinde bulundurur. Sadece sütte bulunan bileşenler; laktoz, süt yağı, kazein, laktoalbümin ve laktoglobülindir. Sütün enerji değeri bileşimine göre farklılık gösterir. 1 litre % 3 yağlı içme sütü 615 kcal enerji verir.
Bileşimindeki maddeler ve özellikleri nedeniyle süt koruyucu bir gıdadır. Süt proteini amfoter özelliği nedeniyle asit ve baz buharlarını tamponlayabilir, zehirli ağır metalleri bağlar. Bu nedenle kimya endüstrisi, kömür ocakları havagazı fabrikaları ve kazan dairelerinde çalışan işçilere yasal düzenlemelerle zehirlenmelere karşı korumak amacıyla sürekli süt ve yoğurt verilir.

SÜTÜN BİLEŞİMİ

Süt genel olarak aşağıdaki bileşenlerden oluşur. Bileşimi başta alındığı hayvanın türüne bağlı olmak üzere pek çok faktöre göre değişim gösterir. Çizelge 1’de sütün genel bileşimi yer almaktadır.
Genel olarak protein ,yağ şeker gibi temel kimyasal bileşenler büyük miktarda yer alır. Ancak küçük miktardaki bileşenlerin de sütün özelliklerine katkısı büyüktür. Örneğin vitaminler besin değeri açısından önem taşır, enzimler çeşitli reaksiyonları katalize eder, bazı minör bileşenler sütün duyusal niteliklerini etkilerler. Laktoz sütün tek karbonhidratıdır, glikoz ve galaktozdan oluşan bir disakkarittir. Sadece sütte bulunur, beyin ve sinir gelişimi için önem taşır.


Kaynak: http://cv.ankara.edu.tr/duzenleme/kisisel/dosyalar/06012015013030.pdf

Sütte Laktoz Tayini

01. Yöntemin Prensibi

Süt proteinleri uzaklaştırıldıktan sonra , laktoz ile kloramin T ve potasyum iyodür arasindaki tepkimede indirgenen halojen niceliğinin titrasyonla saptanarak, laktozun dolayli olarak hesaplanmasi ilkesine dayanir.

02. Kullanılan Kimyasallar

Tungstik asit reaktifi: 7 g sodyum tungstat (Na2WO4.2H2O) 870 mL saf su içerisinde çözdürülür. Üzerine 0.1 mL orto fosforik asit çözeltisi (% 88 w/w) ve 70 mL 1 N sülfürik asit çözeltisi eklenir.

Kloramin T çözeltisi: 0.040 N ( 5.70 g/L)

Sodyum tiyosülfat çözeltisi: 0.04 N

Potasyum iyodür çözeltisi (%10 w/v): 10 g potasyum iyodür bir miktar saf su içerisinde çözdürüldükten sonra son hacim saf su ile 100 mL’ye tamamlanir. Bu çözelti taze hazirlanmalidir ve renksiz olmasina dikkat edilmelidir.

Hidroklorik asit çözeltisi : 2 N

Çözünür nisasta %1’ lik

03. Deneyin Yapılışı

10 mL analiz edilecek süt bir erlene aktarilir. Üzerine 25 mL saf su ve 40 mL tungstik asit reaktifi ilave edilir. Saf su ile çözeltinin hacmi 100 mL ye seyreltilir. Hafifçe çalkalanir ve bir müddet çökme isleminin tamamlanmasi için beklenir. Olusan çökelek süzülür. Süzüntüden 10 mL bir erlene aktarilir. Üzerine 5 mL potasyum iyodür ve tam olarak 20 mL kloramin T çözeltisi eklenerek erlenin agzi kapak ile kapatilir. Çözelti 18-20 ºC de karanlikta bir buçuk saat bekletilir. Bu süre sonunda kapak az bir miktar saf su ile yikanir. Çözelti üzerine 5 mL hidroklorik asit çözeltisi eklenir. Titrant olarak kullanilan sodyum tiyosülfat çözeltisinden yaklasik 5-6 mL (a1) çözeltiye eklendikten sonra nisasta indikatörü eklenir ve tiyosülfat ile dönüm noktasina kadar titrasyona devam edilir (a2). Harcanan toplam tiyosülfat çözeltisi kaydedilir (V1= a1 +a2).

Ayni islemler sahit deney yapmak amaci ile süt örnegi yerine 10 mL saf alinarak tekrarlanir. Harcanan tiyosülfat çözeltisi kaydedilir (V2)

04. Hesaplamalar

% Laktoz = [ (V2 – V1) x 0.992 x 0.0072 x 100 x 10 ] / m

V2 = Sahit için harcanan tiyosülfat miktari, mL

V1= Örnek için harcanan tiyosülfat miktari, mL

0.992 = Hacim düzeltme faktörü. Eger yagsiz süt, örnek olarak kullaniliyorsa bu faktör 0.996 olarak alinir.

1 mL 0.04 N tiyosülfat 0.00720 g monohidrat laktoza denk gelmektedir. (Eger hazirlanan tiyosülfatin derisim tam olarak 0.04 degil ise ; 1 mL 1 N tiyosülfat 0.18 g monohidrat laktoza esit oldugu düsünülürse ayarlanan tiyosülfat derisimi 0.18 ile çarpilarak bulunan sonuç 0.0072 yerine yazilir.)

10 : Seyreltme faktörü