Etiket Arşivleri: Fonksiyonel gıda

Gıda Üretimi ve Depolanması Sırasında Probiyotiklerin Canlılıklarını Etkileyen Faktörler ( Ecem AKAN )

Özet

Probiyotik gıdaların vücudun dengesinin ve intestinal floranın doğal yapısının sürdürülmesi, patojenlerin gelişimine karşı direnç gösterme gibi sağlığa pek çok yararı bulunmaktadır. Probiyotik bakterilerin kullanıldığı fonksiyonel gıdalara karşı eğilim tüketicilerin bu gıdaların sağlığa olumlu etkilerinin fark etmeleri sebebiyle giderek artmaktadır. Probiyotiklerin bağırsak mikroflorasını patojenlere karşı koruma, bağışıklık sistemini güçlendirme, serum kolesterol seviyesini ve kan basıncını düşürme, antikarsinojenik etki gösterme, besin maddelerinden faydalanımın ve gıdaların besin değerinin artması gibi çok sayıda sağlığa faydası vardır. Günümüzde probiyotik bakteriler kullanılarak pek çok ürün üretimi gerçekleştirilmektedir. Probiyotiklerin sağlık üzerine olumlu etki gösterebilmesi için ürün tüketimi sırasında yeterli miktarda probiyotik bakterinin gıda ile birlikte vücuda alınması gerekmektedir. Ancak bazen probiyotik bakterilerin kullanıldığı gıdaların tüketimi sırasında vücuda yeterli dozda probiyotik alınamayabilmektedir. Çünkü ürün üretimi ve depolaması sırasında çeşitli faktörler probiyotik bakterilerin hayatta kalmalarını etkilemektedir. Gıdalarda probiyotik varlığı bazen ürün kalitesini ve duyusal özelliklerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Son yıllarda ürün üretiminden son tüketiciye ulaşana kadar probiyotiklerin canlılıklarının sürdürülmesi için farklı gıdalarda çeşitli uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygulamalardan en önemlisi çeşitli koruyucular ilavesiyle üretim ve depolama koşullarının değişimi yoluyla enkapsülasyon tekniği yardımıyla mikroorganizmaların korunmasıdır. Bu makalede probiyotiklerin sağlığa yararlı etkileri, gıdaların üretimi ve depolanmaları sırasında gıdalarda yaşayabilirliklerini etkileyen faktörler, üretim ve depolama sırasında canlılıklarını sürdürmelerine yardımcı olabilecek teknolojik uygulamalar incelenecektir.

Anahtar kelimeler: Depolama, fonksiyonel gıda, probiyotik, teknolojik uygulama, üretim

Factors Effecting Probiotic Viability During Processing and Storage of Food

Abstract

Probiotic foods have several health benefits as they help maintain the human body balance and intestinal flora composition, and resist to pathogenic bacteria growth. The demand of probiotic functional foods is growing rapidly due to increased awareness of consumers about the impact of food on health. Probiotics provide a number of health benefits mainly through maintenance of normal intestinal microflora, protection against gastrointestinal pathogens, enhancement of the immune system, reduction of serum cholesterol level and blood pressure, anti-carcinogenic activity improved utilization of nutrients and improved nutritional value of food. During consumption of food, probiotics can’t be taken to body sufficiently. Because in food production and storage, several factors can effect viability of probiotic microorganism. The presence of probiotics in food products may also adversely affect their quality and sensory properties. Several attempts have been made during the last few years to improve the viability of probiotics in different food products during their production until the time of consumption. The most important implementation is a microencapsulation technique and it enables to protect microorganism via several added preservatives. In this article, it will be examined that the effects of probiotics on human health, factors responsible for survival of probiotic microorganisms, and recent technological advances in maintaining their viability during processing and storage.

Keywords: functional food, probiotic, processing, storage, technologic practice


Geleneksel ve Fonksiyonel Ürün Olarak Maraş Tarhanası ( Nihal ŞİMŞEKLİ )

Geleneksel ve Fonksiyonel Ürün Olarak Maraş Tarhanası

Nihal ŞİMŞEKLİ1 , İsmail Sait DOĞAN2

ÖZET: Maraş tarhanası yüksek besin değerine sahip tahıl esaslı fermente, geleneksel ve fonksiyonel bir üründür. Yapım aşamaları, son üründe ortaya çıkan tat ve aroma, tüketim şekli ve muhafaza koşulları gibi kendine has özellikleriyle diğer yörelerdeki tarhana çeşitlerinden farklıdır. Üretimi kolay olup, zahmetsiz muhafaza koşullarına sahiptir. Maraş tarhanasında temel ana bileşen olarak dövme ve yoğurt kullanılır. Tarhanayı çeşnilendirmek için yaygın olarak kekik, bazen de çörek otu kullanılmaktadır. Diğer tarhana çeşitleri ve bazı fermente fonksiyonel ürünlerden farklı olarak üretimin her bir aşamasında farklı şekillerde tüketilebilme avantajına sahiptir. Son yıllarda tüketim yöre ile sınırlı kalmamış ihraç edilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada geleneksel Maraş tarhanasının ürün ve üretim aşamaları incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Fermente tahıl, fonksiyonel gıda, geleneksel tahıl, Maraş tarhanası

Traditional and Functional Fermented Product: Maras Tarhana

ABSTRACT: Maras tarhana is a cereal based fermented traditional and functional product. It has high nutrient value and physiological benefits on human health. Maras tarhana has quite different qualifications, such as process stages, flavor and aroma of final product, consumption styles and storage conditions according to tarhana types produced in other regions. It has easy production stages and storage conditions. Dövme (grinded wheat) and yoghurt are used as basic main components and commonly thyme, sometimes black sesame are added as flavoring agents in tarhana formulation. It has some advantages such as consumption of each stage of production differing from other tarhana types and some fermented functional products. In recent years, the consumption of Maraş Tarhana has not been limited in the region, also it has been started to export. In the study some features of product and production stages of Maras tarhana were investigated.

Keywords: Fermented cereal, functional food, traditional cereal, Maras tarhana


Yükselen Trend: Fonksiyonel Gıdalar ( Gözde SEVİLMİŞ )

YÜKSELEN TREND: FONKSİYONEL GIDALAR

Geçtiğimiz yüzyıl, beslenme ve gıda konusunda geliştirilen yanlış konseptler, görünüm açısından çekici fakat besin değeri açısından düşük ürünlerin ortaya
çıkmasına neden oldu. Yanlış beslenme alışkanlıklarının, eksik beslenmenin getirdiği sonuçlar, sağlık sorunları olarak karşımıza çıkıyor.

“Lezzet çılgınlığı” dönemi 90’lı yıllara damgasını vururken artan obezite ve
kalp-damar sorunlarını da beraberinde getirdi. 2000’li yıllarda ise “sağlık”,
tüketicilerin satın alma kararını birinci sırada etkileyen kriter haline geldi.
Tıp biliminin kurucusu sayılan Hipokrat’ın yaklaşık 2.500 yıl önce “Besinler ilacınız, ilacınız besininiz olsun” sözünü referans alan günümüz modern insanı sağlıklı beslenmeyi artık daha çok önemsiyor.

Günümüzde; hastalıkların tedavi maliyetlerinin ve iş günü kayıplarının artması, yaşam süresinin uzaması, toplumdaki yaşlı insan sayısının artması, insanların kaliteli bir yaşam sürme arzusu gibi nedenlerden ötürü tüketilen gıda maddelerinden beklentiler arttı. Bugün eğitim, bilinç ve gelir düzeyindeki iyileşmeyle birlikte insanların daha sağlıklı gıdalara olan talebi gittikçe artıyor. Bu noktada da geleceğin gıdaları olarak görülen “fonksiyonel gıdalar” kavramını günlük dilimize yerleşmeye başladı. Peki, fonksiyonel gıda ne demek, hangi gıdalar fonksiyonel? Herkes tarafından kabul gören bir tanımı olmamakla birlikte, fonksiyonel gıdalar, temel beslenmenin yanısıra sağlığa faydalı olan ve görünüşleri günlük olarak tüketilen geleneksel gıdalara benzemesine rağmen sağlık açısından faydalı olacak şekilde geliştirilmiş gıdalar şeklinde tanımlanabilir.


Kaynak: http://www.izto.org.tr/portals/0/argebulten/gozde_fonksiyonelgida.pdf

Fonksiyonel Bir Gıda Olarak Yumurta ( Umran Uygun )

Yumurta, günlük diyetimizin önemli bir parçası olan, kolay ulaşılabilen, protein kalitesi ve çeşidi açısından zengin, kullanımı ve hazırlanması kolay bir gıda maddesidir.

Doğanın bize sunduğu mükemmel bir gıdadır. Eklendiği ürünlerin fonksiyonel değerini arttıran bir gıdadır.

Yumurta ve ürünleri, koagülasyon, emülsifikasyon, köpük oluşturma ve kristalizasyon kontrolü gibi teknolojik özellikleri ile gıda endüstrisinde en çok kullanılan ingrediyenlerdir.

Yumurta, tüketicinin çok fazla gündeminde olan fonksiyonel gıdalar grubu içinde kabul edilmektedir.

Pek çok kurum ve örgüt farklı ‘Fonksiyonel gıda’ tanımı yapmaktadır. Örneğin Gıda Teknologları Derneği (Institute of Food Technologists) fonksiyonel gıdayı temel besin gereksinimlerini karşılamanın ötesinde ek bir fizyolojik yarar sağlayan gıda olarak tanımlamaktadır.

Fonksiyonel Gıdalar Röportaj ( Prof.Dr. Dilek Boyacıoğlu )

Prof.Dr. Dilek Boyacıoğlu
İ.T.Ü. Gıda Mühendisliği Bölümü

Fonksiyonel Gıda Tanımı

Beslenme bilimi, insan sağlığını iyileştirme ve iyi durumda (sağlıklı) olmasını sağlamak amacıyla gıdalar veya besleyici öğeler hakkındaki bilgileri bütünleştirerek uygulayan bir disiplindir. Yirminci yüzyılda ise temel olarak vücudun onarımı, bakımı ve gelişimini desteklemek ve yetersizlikleri önlemek için elzem olan besleyici öğeler belirlenmiş, beslenme standartları ile birlikte çeşitli diyet ve gıda kılavuzları yayınlanmıştır. Ancak son 30 yıl içinde ise, özellikle bazı besin öğelerinin sağlık üzerine olumsuz kronik etkilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte aşırı tüketimlerinden kaçınılması önerileriyle karşılaşılmıştır. Bütün bu gelişmeler sonucu beslenme bilimi, beslenme kılavuzları ve yetersizlikleri kavramlarından, hastalıkları önleyici veya riskleri azaltıcı ve iyi düzeyde sağlıklı olma kavramlarına doğru ilerlemeye başlamıştır. 21.yüzyıla girerken dünyada hemen tüm gelişmiş ülkelerde artık toplum, tedavi masraflarının kontrol edilemez düzeyde artışı, daha uzun ömür beklentileri ve yeni yaşam tarzlarıyla ortaya çıkan teknolojinin gelişmesi sonucu yeniliklerle karşı karşıya kalmıştır. Artık beslenme bilimi dengeli beslenme üzerindeki vurguyu azaltmadan optimum beslenme kavramının geliştirilmesi üzerine yoğunlaşacaktır. Optimum beslenme ise her bireyin bir yandan yaşam süresince hastalanma riskini minimuma indirirken, bir yandan da daha sağlıklı olmasını sağlamak üzere fizyolojik fonksiyonlarını en yüksek düzeyde gerçekleştirmesini amaçlar. İşte optimum beslenmeye giden bu çok tutkulu ve uzun yolda fonksiyonel gıdalar oldukça gelişme vaat eden bir kavramdır. Zira gıda bileşenleri ve vücut fonksiyonları ve/veya patolojik prosesler arasında etkileşimleri yeni bilgilerle bütünleştirerek diyet kılavuzlarını geliştirmeyi hedefleyen fonksiyonel gıda biliminin ürettiği araştırma sonuçları bu kavram üzerine ilgiyi haklı olarak kamçılamaktadır.

Kaynak: http://www.dilekboyacioglu.com/Fonksiyonel_Gidalar_Roportaj.pdf

Fonksiyonel Gıdalar ve Riskleri ( Vet. Hek. Gökhan ŞİMŞEK )

•Fonksiyonel Gıdalar ve Riskleri ( Gıda Güvenliği ve Toksikoloji)

•Fonksiyonel Gıdalar Tanımlar

•Günümüze kadar, fonksiyonel gıdalar için kabul edilmiş tek bir ortak tanım bulunmamasına rağmen (Menrad, 2003; Alzamora ve diğ., 2005; Siro ve diğ., 2008), fonksiyonel gıdalar, genellikle, vücudun temel besin ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde, insan fizyolojisi ve metabolik fonksiyonları üzerinde ek faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren gıdalar veya gıda bileşenleri olarak tanımlanmaktadır.

•Gıda Mevzuatında;

   Fonksiyonel/Özel beyanlı gıdalar: Besleyici etkilerinin yanı sıra bir ya da daha fazla etkili bileşene bağlı olarak sağlığı koruyucu, düzeltici ve/veya hastalık riskini azaltıcı etkiye sahip olup, bu etkileri bilimsel ve klinik olarak ispatlanmış gıdaları,

•nutrasötik, hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde sağlığa yararları bilimsel olarak ispatlanmış, toksik olmayan,  herhangi bir gıda ekstresi desteğini ifade ederken,

• fonksiyonel gıda’dan kastedilen, hastalık riskini azaltan ve sağlık üzerinde yararlı etki gösteren besin maddeleridir. Ancak, pratikte, nutrasötik ve fonksiyonel gıdaterimlerinin birbirlerinin yerine kullanıldığına da sıkça rastlanmaktadır (Dillard & German, 2000).

•Gıda Güvenliği

•WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü)  besin hijyenini “besin maddelerinin insan sağlığına zararsız ve güvenilir olması için onların üretim, işleme, muhafaza ve dağıtım aşamalarında gerekli hazırlığın yapılması ve önlemlerin alınması ” olarak tanımlar

•Fonksiyonel Gıdalar ve Gıda Güvenliği

•Fizyolojik aktiviteye sahip fonksiyonel gıdaların günümüz dünyasında oldukça yaygın kullanımı dikkate alındığında, toplumların ve bireylerin üzerindeki yararlarının ve risk durumlarının da mutlaka çok dikkatli bir  şekilde ele alınması ve tartılması gerekmektedir

•Yapılan araştırmalar çoğunlukla  fonksiyonel gıdaların sağlığa yaralarının ön plana çıkarıldığı söylenebilmektedir.  Bu çalışmalarla gıdaların; obezite, kolon kanseri, diabet, kalp-damar hastalıkları üzerine olan olumlu etkileri üzerinde durulmuştur.  Fakat fonksiyonel gıda ya da ingredientlereinin olumsuz yönleri üzerinde etkileri sınırlı sayıda yapılmıştır.

•Olumlu etkileri ile bilinen bazı bileşenlerin yüksek dozlarda alınması gibi durumlarda ters etkilerinin de ortaya çıkabileceği bilinmektedir.

•günümüz gıda endüstrisinde çoğunlukla ticari kaygı ile üretilen ve piyasaya sunulan   “fonksiyonel” damgalı besinler ve besin komponentlerinin, ne kadar ulusal ve uluslar arası sağlık beyanları hükümleri çerçevesinde sunuldukları şüphelidir

•Örneğin; sağlık üzerinde olumlu etkileri bilinen fonksiyonel gıda bileşenlerinden biri olan beta-karoten veya A vitamininin yüksek dozlarda alınması durumunda, baş ağrısı, kusma, kemiklerde anormallikler, karaciğer de hasarlar oluşması gibi pek çok ters etkinin ortaya çıktığı görülmüştür. 

•Antioksidan özelliğe sahip C vitamini de 1 g veya daha yüksek dozlarda alındığında, kusma, ishal, mide krampları gibi gastrointestinal rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir

•Raşitizmi tedavi eden faktör olarak bilinen D vitamini de fazla alındığı durumda, vücuttan dışarı atılamazlar, eklemlerde ve yumuşak dokularda anormal şekilde kireçlenmeye neden olurlar 

•Fonsiyonel Gıda Riskleri

•Bağırsak hareketliliğini sağlamak, bağışıklık sistemini güçlendirmek, serum kolestrol seviyesini düşürmek, çeşitli kanser tiplerini önlemek gibi pek çok yararı olan probiyotikler, her ne kadar yıllardır güvenli bir şekilde kullanılıyor olsalar da özellikle bağışıklık sistemi zayıf hastalarda çeşitli enfeksiyonlara neden olabileceği belirtilmektedir

•Örneğin, hayvanlarda belirli tümör tiplerini artırdıgı saptanan soya fitoestrojenlerinden olan genişteinin fonksiyonel tarafının da olduğu birçok araştırmayla ortaya konmuştur

•Fonksiyonel gıdalar biyolojik olarak aktiftir ve bu nedenle alınma seviyelerine bağlı olarak tedavi edici etkiden toksik etkiye kadar değişebilen aralıklarda farklı etkilere neden olabilmektedir.  Bu gıdaların farklı dozlarda alınması durumunda ortaya çıkabilecek etkiler hem farmakolojik hem de toksikolojik açıdan önem taşımaktadır.

•Fonksiyonel gıdalar tek bileşenli etken maddeye sahip veya  kompleks şifalı bitki örneklerinde olabileceği gibi birden fazla etken maddeye sahip ürünler olabilir.  Bu durumlarda ürünlerin tüm bileşenlerinin analizlerinin yapılması ve güvenliğinin değerlendirilmesi her açıdan önem taşımaktadır. 

•Her hangi bir fonksiyonel gıdanın kullanım şekli ve dozu ve bu içerdiği etken maddeye maruz kalma durumu , bu bileşenin güvenli olarak alındığı seviyelerle karşılaştırılmalı ve bu seviyelerin tespitinde, bileşenin özellikleri, bilimsel çalışmalar ve bileşene ilişkin meydana gelmiş önceki vakalar göz önünde bulundurulmalıdır.

•İlaçlara benzer olarak, gıda-ilaç etkileşimleri belirlenmeli ve güvenlik açısından değerlendirilmelidir.

•Gıdaların insan sağlığına olan etkisini hastalıkların tedavisinde veya hastalıkların ortaya çıkışını engelleyici yani koruyucu hekimlik uygulaması olarak değerlendirilmesinin tarihi oldukça eskiye dayanmasına karşın son yıllarda gittikçe popüler olan bir konu haline gelmektedir.

•Buradan yola çıkarak bir gıdanın fonksiyonel bir gıda olması tüketilmesi için yeterli şartı taşımaktamıdır ?

•Bir gıdanın fonksiyonel olarak insan sağlığın olumlu etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış dahi olsa üretimi aşamalarında asgari gıda güvenliği ile ilgili şartları karşılaması tüketilmesi için gereklidir.

•Bu açıdan değerlendirildiğinde Sağlıklı üretilmiş fonksiyonel gıdaların tüketilmesi gereklidir.

•Fonksiyonel Gıdaların Gıda Güvenliğine Olumlu Etkisi

1. Tüketilmesi sonrasında ortaya çıkan fonksiyonel gıdaların bilinen etkileri şeklinde

  Ör: Prebiyotik,Probiyotik etki,

            bağışıklık sistemi üzerine etkileri v.b.

2. Gıdaların içine koruyucu olarak katılması şeklinde

   Ör: sarımsağın antibakteriyel etkisinin doğal antibaklteriyel katkı   maddesi gibi kullanımı

•Probiyotik Mikroorganizmaların Antibakteriyel Etki Mekanizması

  Probiyotiklerin etki mekanizmasına yönelik çalışmalar, bağırsak florası düzensizliğiyle ortaya çıkan gastrointestinal sistemdeki bozukluklara dayanarak yapılmaya başlanmıştır.

     1) Patojen ve zararlı bakterilerin sayılarını azaltmak

  a. Antimikrobiyal bileşikler üretmeleri

  b. Besin elementleri için rekabet etmeleri

  c. Kolonizasyon bölgeleri için rekabet etmeleri

  2) Mikrobiyal metobolizmayı (enzimatik aktiviteyi) değiştirmek

  a. Sindirim sistemini teşvik eden enzimlerin üretimi (örneğin; laktaz)

  b. Amonyak, amin veya toksik enzimlerin üretiminin azalması

  c. Bağırsak duvarının fonksiyonlarının iyileştirilmesi

  d. Organik asitler üreterek ( özellikle laktik asit ) pH’ ı düşürmek suretiyle nötr yada bazik ortamda yaşayan zararlı bakterilerin üremelerini engellerler.

  e. Redoks potansiyelini düşürürler, böylece aerobik patojenlerin oksijendenyararlanmalarını engelleyerek gelişimlerini durdururlar.

     3)Bağısıklık sistemini iyileştirmek

•Antibakteriyel Etki

•Sarımsak (Allium sativum L.)

•Sarımsak, etkin madde olarak. Kükürtlü organik bileşikler veya tiyosülfinatlar içerir.

•Sarımsağın antimikrobiyal, antifungal, antiviral, hipokolesterolemik, hipotansif ve antioksidan etkilerinden özellikle allisin’in sorumlu olduğu gösterilmiştir. Allisin sarımsağın kötü  kokusundan da sorumludur. Allisin sarımsakta bulunan kokusuz kükürtlü aminoasit türevi  alliin’e allinaz enziminin etkisiyle açığa çıkar. Sarımsakta yaklaşık %1 oranında bulunan  alliin sarımsak dişlerinin dokusunun zedelenmesi veya ezilmesiyle hızla allisin’e dönüşür. 1  mg alliin’den yaklaşık 0.5 mg allisin meydana gelir (Lawson, 1998, Blumenthal et al, 2000)

•Öğütülmüş Baharatlar Veya Ekstraktlarının Besiyerinede Antibakteriyel Etkileri  ( %0,003-5)

•Sarımsak: Salmonella typhimurium, E.coli,       S.aureus, B.cereus                    L.plantarum, B.subtilis,

•Soğan      :  Aspergillus flavus, A.parasiticus

•Tarçın       : Aspergillus parasiticus

•Bayırturpu: S.aureus

•Karabiber 🙁 Piper niglum L.) C. botulinum

•Karanfil     : Pediococcus cerevisiae,         L.plantarum

•Baharat Uçucu Yağların Besiyerinde Antibakteriyel Etkileri (%0,01-0,02)

•Bahratların antibakteriyel etkileri çoğunlukla uçucu yağlardan kaynaklanmaktadır.

•Örneğin

    Mercanköşkü,Kekik V.parahacmolyticus

    Adaçayı; B cereus

    Biberiye: S. Aureus 

    Tarçın, karanfil : A. parasiticus

•Baharatların Gıda İçinde Antibakteriyel Etkisi

•Tarçın    (%3) Mango Turşusunda  A.niger

          (%1) Üzümlü ekmekte A.parasiticus

•Karanfil  (%0,6) Mango turşusu A.niger

•Karabiber(0,08-0,2) Taze sosis  E.coli, Lactobacillus , Micrococcus

•Biberiye ekstrakı(%5) Et (tavuk,sığır) S.aureus

•Karanfil (%1) Et homojenatı S.aureus

•Baharatların Gıda İçinde Antibakteriyel Etkisi

•Çörtükotu; (Echinophora tenuifola L. sibthorpiana )

Turşuda yüzeydeki mayalanmayı engellediği tespit edilmiş

Uçucuyağı antibakteriyel etkiye sahip

•Kekik (Thymus vulgaris L.)

 anti mikrobiyal etkisi olan bitkilerdendir

•Aromatik Uçucu Yag Bilesenlerinin Gıdalardaki Antibakteriyel Etkileri

•Esansiyel yağlar, bitkilerden elde edilen aromatik uçucu yağlar olarak belirtilmektedir.

•Çiçekler, tomurcuk halindeki bitkiler, tohumlar, yaprak kısımları, ince dal kısımları (sürgünler), kabuk kısımları, bitkiler, odunlar, meyveler, kökler genel esansiyel yağ asitleri kaynaklarıdır ve genellikle ticari olarak buhar distilasyon yöntemiyle elde edilmektedirler

•3000’e yakın bilinen esansiyel yağ asitleri içinde, 300 adedi ticari öneme sahiptir.

• Bazı esansiyel yağ asitlerinin antibakteriyel özelliklere sahip olduğu gibi bu bileşenlerin ayrıca, antiviral,antimikotik, antitoksijenik, antiparazitik ve insektisidal özelliklere sahip oldukları da belirtilmektedir

•Kisnis ve kisnis tohumun içerdigi linalool ve E–2-decanol, tarçın bitkisinde bulunan trans-cinnamaldehyde, yabani mercan köskünde bulunan carvacrol, thymol, g-terpinene ve p-cymene, biberiyede bulunan a-pinene, bornyl acetate, camphor, 1,8-cineole, adaçayında bulunan camphor, a-pinene, 1,8-cineole, a-tujone, karanfilde bulunan eugenol, eugenly acetate, kekikde bulunan thymol, carvacrol, g-terpinene, p-cymene bilinen yaygın aromatik esansiyel yag bilesenleri olarak belirtilmektedir.

•Bu aromatik uçucu yag bilesenleri Listeria monocytogenes, Salmonella typhimurium, Escherichia coli O157:H7,Shigella dysenteria, Bacillus cereus ve Staphylococcus aureus gibi önemli patojen bakterilere karsı çesitli oranlarda antibakteriyel aktivite gösterebilmektedirler

•Baharatların Bakteri Sporlarına Etkisi

•Domotes suyunda tarçının B. termoacidurans’ı az etkilemiştir.

•%1 Sarımsağın B.cereus sporlarını, C. perfringens gelişmesini engellendiği

•Adaçayının B.cereus sporlarının çimlenmesine izin verdiği ancak çoğalmayı durdurduğu bulunmuştur.

• Kimi araştırmalarda ise baharatları mikroorganizmaların ısıya dayanaklığının azaltabileceği ileri sürülmektedir.

• Laktik asit bakterilerinin diğer gram pozitif bakterilere  göre baharatların antibakteriyel etkilerine daha dayanıklıdır.

•Baharatların mikrobiyel gelişmenin bütün safhalarında etlidirler.Lak faz uzatmakta, logoritmik fazda büyüme hızı azalmakta, toplam hücre sayısı düşmektedir.

•Küflerin gelişimi ve kontrol altına alınması normal seviyelerde tarçın katılmış gıdalarda kontrol altına alınabilmektedir.

•Çoğu baharat gram pozitif bakterilere daha etkilidir.Daha az oranda gram negatif bakterilere etkili olduğu görülmektedir.

•Sonuç olarak hem koruyucu hekimlik olarak hem de gıdalarda koruyucu olarak fonksiyonel gıdalar faydalanabilir.

Prebiyotiklerin Deniz Ürünlerinde Kullanımı

•Dünyada ve ülkemizde su ürünlerine olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Besin değeri yüksek olan özellikle deniz balıkları, eklem bacaklı ve kabuklu konusun da son 20 yılda büyük gelişmeler kaydedilmiştir yetiştiriciliği yapılan türlerin daha hızlı kaliteli ve az kayıpla yetiştirilebilmeleri ve pazara sunulabilmeleri için önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Özellikle üretimin önemli bir kısmını tutan yem ve yem maddelerinin geliştirilmesi konusunda büyük araştırmalar yapılmaktadır. Su ürünleri yetiştiriciliğinde ise probiyotikler özellikle üretimi arttırmak için sudaki patojenlerin engellenmesi ve su kalitesinin iyileştirilmesi için kullanılmaktadır

•Bazı Tıbbi Bitki ve Baharatların Gıda Patojenleri Üzerin Antibakteriyel Etkisinin Araştırılması Berna DUMAN AYDIN*2008

•Bu çalışmada, laktik asit, sitrik asit, salisilik asit ve sorbik asit ile karşılaştırmalı olarak, 26 çeşit bitkinin su ekstrak-tının,  E. coli O157:H7,  L. monocytogenes, Y. enterocolitica ve  S. aureus suşlarına karşı in vitro etkinlikleri araştırılmıştır.

•Test edilen tüm asit solüsyonlarının Y. enterocolitica ve S. aureus suşlarını inaktive ettiği, ancak sorbik asidin E. coli O157:H7 ve L. monocytogenes’i yalnızca sayıca indirgediği saptanmıştır.

•İncelenen tüm bitki ekstraktları  S. aureus üzerine inhibitörik etki göstermiştir.  E. coli O157:H7, kuşburnu, ağaç hatmi, sumak, kekik, karanfil, oğulotu, günlük, yeşil çay, ıhlamur, yasemin, siyah çay ve papatyadan, L. monocytogenes ise kuşburnu, ağaç hatmi, sumak, kekik, karanfil, oğulotu, günlük, aspir, siyah çay, yasemin, hazanbel, meyan kökü, adaçayı, kişniş, rezene, zencefil, karabaş otu, ısırgan ve naneden etkilenmiştir.

•Papatya, meyan kökü ve adaçayı dışındaki tüm ekstraktlar Y. enterocolitica üzerine değişen derecelerde inhibitörik etki göstermiştir. Elde edilen bulgular, etkin ekstraktların gıda koruma alanında kullanılabileceğini göstermiştir.

•Salvia verticillata ve Phlomis pungens’in in vitro Antibakteriyel Etkinliğinin Değerlendirilmesi Oktay ÖZKAN,Handan AYDIN, A. Funda BAĞCIGİL 2009

•Bu çalışmada Salvia verticillata L. subsp. amasiaca (Freyn & Bornm) Bornm. ve Phlomis pungens Willd. var. hirta Velen’in yaprak ve çiçek metanolik ekstraktlarının antimikrobiyal aktiviteleri test edilmiştir.

•Metanolik ekstraktların 9 farklı bakteri  türüne (Klebsiella pneumoniae ATCC 4352, Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Bacillus subtilis ATCC 6633, Staphylococcus  aureus ATCC 29213, Staphylococcus epidermidis ATCC 12228, Bacillus cereus ATCC 11778, Salmonella enteritidis KUEN 349, Proteus mirabilis CCM1944, Escherichia coli ATCC 25922) karşı antibakteriyel etkileri macro broth dilüsyon yöntemi kullanılarak  tespit edildi

•Salvia verticillata yaprak ve çiçek methaol extraktları Pseudomonas aeruginosa, Salmonella enteritidis, Escherichia coli, Bacillus cereus, Bacillus subtilis ve Staphylococcus aureus’a karşı belirgin bir etkinlik gösterirken Phlomis pungens yaprak  ve çiçek ekstraktları Pseudomonas aeruginosa  ve Bacillus subtilis’e karşı etkili olmuşlardır.

•Sonuç olarak bu iki bitki türünün  çeşitli enfeksiyöz hastalıklarda antmikrobiyallere alternatif olarak kullanılabileceğinidüşünülmektedir.

•Kahramanmaraş’ta Üretilen Bal Örneklerinin Mikrobiyel Kalitesi ve Antibakteriyel  Etkilerinin Araştırılması Özlem ERDOĞRUL, Feryal ERBĐLĐR

Çalışmada ticari olarak üretilen 21 adet bal örneğinin mikrobiyel kalitesi ve bal örneklerinin Staphylococcus  aureus ile Bacillus subtilis’e karşı antibakteriyel etkileri araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre toplam mezofilik aerobik bakteri <100-210 kob/g, maya ve küf <10-100  kob/g, ozmofilik maya ve endosporlu bakteriler ise <10  kob/g ve <10 kob/g olarak bulunmuştur. Örneklerde  S. aureus ve  E.  coli tespit edilememiştir.

•Sonuçlar  Kahramanmaraş’ta üretilen balların mikrobiyel kalitesinin iyi olduğu göstermektedir.

•Ayrıca antimikrobiyel özellikleri incelenen bal örneklerinden 9 tanesi S. aureus’a karşı 12-25 mm, 6 tanesi B.subtilis’ e karşı 14-23 mm inhibisyon zonu oluşturmuştur.

•BALIN ANTİMİKROBİYEL ÖZELLİKLERİ VE İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLERİ
The Antimicrobial Features of Honey and The Effects on Human Health,Neşe ÖZMEN, Emine ALKIN

•Hastalık ve enfeksiyonlara neden olan birçok  mikroorganizmanın gelişimi bal tarafından inhibe edilmektedir. Yapılan laboratuar araştırmaları balın  Escherichia coli,  Staphylococcus aureus, ve  Salmonella enterica,  Ser. typhimurium  gibi  yaralarda bulunan bakterilere karşı etkili olduğunu göstermektedir. Doğal olarak bazı balların; patojen ve gıdaları bozucu mikroorganizmaların gelişimini yavaşlatıcı ve/veya durdurucu etkiye sahip olduğu çeşitli araştırmalarla tespit edilmiştir. Bu nedenle balın antimikrobiyel ve antioksidant özelliklerinin balın çeşitli gıdalarla birlikte kullanıldığındaki etkisinin araştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

•         Balın Antibakteriyel Etkisi

•Balın antimikrobiyel etkisi yüksek ozmotik basınç, düşük su aktivitesi, düşük pH, glukoz oksidaz sistemi (hidrojen peroksit), düşük protein oranı, yüksek karbonnitrojen oranı, düşük redoks potansiyel ve içerdiği çeşitli kimyasal ajanlara bağlıdır (Snowdon ve Cliver, 1996). Allen ve ark. (1991), 345 çeşit balın Staphylococcus’a karşı antibakteriyel etkisini çalışmışlar ve manuka balının bu bakteriye karşı daha fazla antibakteriyel etkisinin olduğunu tespit etmişlerdir. Molan (1992), yapmış olduğu çalışmada kullandığı bal örneklerinin  E. coli,  Helicobacter pylori,  Proteus  mirabilis,  Pseudomonas aeruginosa,  Salmonella typhimurium,  Serratia marcescens,  S. aureus ve Streptococcus pyogenes’e karşı antibakteriyel etkisinin olduğunu tespit etmiştir

•Gıdalarda Bulunan Doğal Koruyucular Fatma COŞKUN

•Fenolik maddelerin antimikrobiyal etkisi

• Bazı fenoliklerin (gallik asit, p-hidroksibenzoik asit gibi ) Clostridium botulinum’un A ve B tiplerinin sporlarına karşı etkili olduğu, bu sporların oranı azaldıkça fenolik maddelerin aktivitelerinin de arttığıbildirilmiştir. Hidroksisinematların uygun koşullarda küflere ve Saccharomyces cerevisiae, Pseudomonas fluorescens gibi mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etki gösterdiği, 100 mg kg-1 düzeyinde bütillenmiş hidroksitoluen(BHA)in, Aspergillus parasiticus gelişimini ve aflatoksin üretimini tamamen durdurduğu, BHA’nın ayni zamanda  Staphylococcus aureus,  E.coli ve  Salmonella typhimurium ile  Pseudomonas fluorescens ve  Pseudomonas fragi gibi psikrotropik bakterilere karşıantimikrobiyal etki gösterirken  Bacillus cereus,  Bacillus suptilis ve  Bacillus megaterium’a karşı

•bakteriostatik etki gösterdiği belirtilmiştir. Fenolik maddelerin bu etkileri hücre enzimlerini inaktive ederek gerçekleştirdikleri kaydedilmiştir. Fenolik maddelerin antiviral etki gösterdikleri, örneğin çilek tanenlerinin Polio, Enterik ve Herpes virüslerini, kuersetinin ise Herpes simplex tip 1 , Polio tip 1,  ve Parainfluenza tip 3 virüslerini inaktive ettikleri belirtilmiştir

•Örneğin tanenler, flavonal polimerleri,  Aeromonas, Bacillus, Clostridium botulinum, Clostridium perfringens, Enterobacter, Klebsiella, Proteus, Pseudomonas, Shigella, Staphylococcus aureus, Streptococcus ve Vibrio gibi mikroorganizmalara  karşı antimikrobiyal etki göstermektedir.

•Antosiyaninler daha çok gıda renklendiricisi özellikleriyle tanınmakla birlikte  Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Lactobacilus casei  gibi bazı bakteriler için inhbitör olma özelliğine de sahiptirler. Ancak antimikrobiyal  aktivitenin etkisi tam olarak anlaşılamamıştır. Antosiyaninlerin şelatlama yeteneklerinden dolayı belirli bazı enzimler üzerinde inhibitör etkilerinin olması mekanizmayı kısmen açıklamaktadır. Klorofil a’nın parçalanma ürünü olan klorofilid a’nın Bacillus subtilis, E. Coli, Pseudomonas fluorescens’ in gelişimlerini inhibe ettiği bilinmektedir

•Lahanada doğal olarak bulunan allil izotiyosiyanatın oldukça güçl antimikrobiyal aktivitesi olduğu bildirilmektedir. Bu aktivite ortamın pH değerine bağlı olup pH 5-7 arasında sodyum benzoatın 20-100 mislidir.

•Ezilmiş sarımsak, taze sarımsak suyu, sulu ve  alkollü ekstraktları, liyofilize tozları, buhar destile yağı gibi sarımsak ürünlerinin gram (+) ve gram (-) bakterilere karşı geniş antibakteriyel spektrum sergilediği

   görülmüştür. Sarımsak  Aerobacter, Aeromonas, Bacillus Citrella, Citrobacter, Clostridium, Enterobacter, Escherichia, Klebsiella, Lactobacillus, Leunocostoc, Micrococcus, Mycobacterium, Proteus, Providencia, Pseudomonas, Salmonella, Serratia, Shigella, Staphylococcus ve Vibrio türlerini inhibe etmektedir

•Yapılan kültür denemelerinde hardalın

  Mycoderma vini’nin gelişmesini geciktirdiği, Acetobacter aceti, Saccharomyces ellipsoideus’un gelişmesinde belirli bir inhibitör etkisi olduğu,Zygosaccharomyces priorianus, Oidium lactis, Torula  spherica’ya ise etkisinin olmadığı görülmüştür.

•Yeşil çay, oolong çayı ve siyah çaydaki ekstraktların antimikrobiyal aktivitesi bulunmaktadır. 2,0  mg/ml’lik ekstrakt Staphylococcus aureus, Bacillus cuptilis’ in gelişmesine inhibitör etki yapar. Fakat bu miktar  Escherichia coli’ye etki etmez. Çayların ekstraktı gram (+) etkilidir. Kafein ve epikateşin adı geçen türlere antimutajenik ve antimikrobiyal etki göstermektedir. Çay fenolleri bir termofilik sporlu bakteri formunda olan  Bacillus stearothermophilus’a antimikrobiyal etki göstermiştir. Kateşin içeriği Clostridium botulinum’un da gelişmesini azaltmaktadır

Fonksiyonel Gıdaların Yaşamımızdaki Yeri ( Prof.Dr. Semih ÖTLEŞ )

FONKSİYONEL GIDALARIN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ BİTKİSEL DESTEKLERİN DOĞRU KULLANILMASI

FONKSİYONEL GIDA NEDİR?
Uluslararası Gıda Enformasyon Konseyi (IFIC- The International Food Information Council) fonksiyonel gıdaları, temel beslenmenin ötesinde sağlığa ilişkin yararlar sağlayabilen gıdalar olarak ifade etmektedir.
Fonksiyon gıda teriminin doğum yeri Japonya’dır.. Dünyada bu tip gıdaları tanımlamak için birçok terim kullanılmaktadır. Bunlar arasında; nutrasötikler (nutraceuticals), düzenleyici gıdalar (designer foods), farmagıdalar (pharmafoods), tıbbi gıdalar (medifoods) ve vitafoods sayılabilir.
Farklı fonksiyonel gıdaların işlevleri:
▪Gelişme ve büyüme
▪ Temel metabolik proseslerin düzenlenmesi
▪ Oksidatif strese karşı savunma
▪ Kardiyovasküler fizyoloji
▪ Gastrointestinal fizyoloji
▪ Algılama, hatırlama ve mental performans
▪ Fiziksel performans ve egzersiz
Fonksiyonel gıdaların özellikleri
✓ İlaç, kapsül veya herhangi bir diyet desteği formuna olmamalı
✓ Bilim dünyası tarafından etkileri onaylanmış olmalı
✓ Beslenme bakımından yeterli olmanın yanısıra, vücutta bir veya birden fazla fonksiyon üzerine iyi olma halini sağlama ve/veya hastalık riskini azaltma gibi olumlu etkilere sahip olmalı
✓ Normal gıda tüketim modelinin bir parçası olmalı

YAŞLILIKTA FONKSİYONEL GIDA KULLANIMI
●Yaşlılıkta özellikle ; kalp-damar sağlığı,kandaki lipit ve kolesterol düzeyi,diyabet hastalığı, kolon sağlığına katkıda bulunabilecek fonksiyonel gıdalar oksidatif strese karşı antioksidant kullanımı,algılama,hatırlama gibi beyin fonksiyonlarını geliştirmeye ,fiziksel aktiviteye yardımcı olabilecek fonksiyonel gıdalar tercih edilmektedir.

FDA TARAFINDAN İZİN VERİLEN SAĞLIK İDDİALARI BAZI FONKSİYONEL GIDALARA VE NÜTRASÖTİKLERE ÖRNEKLER :
Echinacea (Ekinasya) : Soğuk algınlığı, nezle, grip ve üst solunum yolları rahatsızlıklarını önleyici,bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kullanılmaktadır. Sistematik olarak bu rahatsızlıkları önlediği kanıtlanmıştır ; ancak tedavi edici özelliği konusunda çalışmalar yetersizdir.
Ginseng : Çin tıbbında, enerji sağlayıcı genel bir tonik olarak kullanılır. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda fiziksel performansı etkileyecek bulgulara pek rastlanmamıştır.

BAZI FONKSİYONEL GIDALARA VE NÜTRASÖTİKLERE ÖRNEKLER :
⦿Ginkgo :Bunama,hafıza bozukluğu gibi rahatsızlıklarda kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda Alzheimer hastalığında % 3 oranında etkili olduğu saptanmıştır ; ancak daha fazla çalışmaya gereksinim vardır.
⦿St. John’s wort(Sarı Kantaron) :Depresyona olan etkilerinden dolayı kullanılmaktadır. Bu etkisi sistematik olarak kanıtlanmıştır ; ancak bazı çalışmalarda major depresyona faydalı olmadığı saptanmıştır.Son yıllarda antidepresan etkilerinden dolayı popülarite kazanmıştır. Bitkiden hazırlanan yağlı maseratın yara iyileştirici etkisi çok uzun zamandır bilinmektedir.

●CHLORELLA(KLORELLA) :
Diyet ve beslenme uzmanlarının gözlemleri üzerine Chlorella :

*Bedensel ve beyinsel fonksiyonların çalışmasına yardımcı olarak,
*Yıpranmış ve hasar görmüş doku hücrelerinin tedavisinde,
*Tansiyon dengeleyici olarak,
*Her çeşit, İç ve dıştaki yaraların tedavisinde onarıcı olarak,
*Kanı sulandırması nedeniyle kalp ve damar sağlığı açından önemlidir.
*Mide ve Bağırsakları normal tempoda çalıştırarak şişkinliğin ortadan kalkmasında,
* ANTİOKSİDAN etkisiyle Birikmiş ve Depolanmış toksin v.b’lerin idrar ve ter yoluyla ile dışa atılmasına,
*Bilhassa vücudun bağışıklık ve direnç sistemini güçlendirerek, mevcut ya da kısmi hastalıklara karşı korunma amaçlı,
*Yüksek bitkisel PROTEİN içeriği ile VEJETERYANLAR için çok önemli bir besin kaynağıdır.
*Hiçbir bitkide bol miktarda bulunmayan KLOROFİL,ve özellikle “ B12,Beta-Kroten,Omega-3,C-E” vitaminlerinin yanı sıra Makrominerallari içeren, günlük protein miktarının %95’lik kısmını karşılayan zengin içeriğiyle,
*Beyne oksijen gönderen ve ansiklopedilerde yer alan tek bitki olma ünvanına sahiptir.

Sarımsak :Hayvan deneyleri ile klinik deneylerde sarımsağın damar sertliğini tedavi edici, tansiyon düşürücü ve bilhassa LdL (Low density lipoproteins) kolesterolü, yani kötü kolesterolü, düşürücü etkileriyle, sindirim sistemi rahatsızlıklarını önleyici etkileri gösterilmiştir
Sarımsak, etkin madde olarak. Kükürtlü organik bileşikler veya tiyosülfinatlar içerir. Sarımsağın antimikrobiyal, antifungal, antiviral, hipokolesterolemik, hipotansif ve antioksidan etkilerinden özellikle allisin’in sorumlu olduğu gösterilmiştir.

Yeşil Çay Amino Asidi: L-THEANINE
Yeşil çaya nörolojik aktiviteyi kazandıran maddenin L-Theanine amino asidi olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur.L-Theanine, kuru çay yapraklarında %1-2 oranında bulunan serbest bir amino asit ve çaya karakteristik tadını veriyor. Hafıza ve öğrenme kabiliyetinin gelişimini sağlayabilecek özellikler gösterebilir.
L-Theanine, uyku haline neden olmadan fiziksel ve mental rahatlama sağlayabiliyor ve genel olarak ilk stres işaretleri görülmeye başlandığı zaman kullanılmaya başlanması tavsiye ediliyor ve stresin zararlı etkilerini hafifletmeye yardımcı oluyor.Ancak yeşil çayın kansere karşı etkilerini kanıtlayan bir çalışma henüz yapılmamıştır.

Beta karoten: Yapılan bazı araştırmalar sonucunda beta karotenin yaşlanmaya bağlı akciğer fonksiyonlarının azalmasına karşı yardımcı olabileceği bulunmuştur. Ayrıca başka bir antioksidan olan E vitamininin de beta karoten ile birlikte sigara kullanımına bağlı akciğer fonksiyonlarının azalmasına karşı koruma sağladığı saptanmıştır.
Akciğer sağlığında beta karotenin faydaları olmasına karşın araştırmacılar yine de akciğer sağlığın devamlılığı için beta karotenin tek başına yeterli olamayacağını ekleyerek, antioksidan karışımlarca ve çok renkli bitkisel gıdalarca zengin sağlıklı bir diyeti öncelikle tercih etmenin önemini vurgulamışlardır.

Önceleri yumurta sarısından elde edilen Lesitin, daha sonra soya fasulyesinden elde edilmeye başlanmıştır ve günümüzde en yaygın kullanılan Lesitin kaynağı soya fasulyesidir. Lesitinin çokça bulunduğu diğer kaynaklar ise sakatat ve kırmızı et gibi kolesterol ve yağdan zengin gıdalardır. Lesitin, kolesterol metabolizmasındaki ve kolesterolün kan dolaşımı boyunca taşınmasındaki rolleri dolayısıyla kardiyovasküler hastalık riskinin düşürülmesinde önemli bir faktördür. Klinik çalışma sonuçları, Lesitinin çoklu doymamış yağ asitlerini destekleyerek, kolesterolün bağırsaklardan emilimini azaltarak, kolesterolün ve safra asitlerinin atılımını arttırarak ve diğer biyokimyasal etkilerinin yanında lipoproteinler üzerine etkilerinden dolayı kardiyovasküler sistem üzerinde koruma sağladığını açıkça göstermektedir.
Lesitinin yeterince alınamadığı durumlarda karaciğerde yağ birikimi başlayabilir. Lesitin, karaciğerin normal fonksiyonlarının devam etmesi için gerekli besin maddelerinden biridir. Ayrıca, hayati fonksiyonlarımızın devamlılığı için gerekli olan asetilkolin adlı sinir iletiminden sorumlu olan maddenin üretimi için de Lesitin gereklidir. Pek çok klinik çalışma, Lesitin eksikliğinin hafıza sorunlarının oluşumunda rol aldığını göstermiştir.

Soya İsoflavonları: (soya fasulyesinde bulunan ve molekül olarak östrojene benzeyen bileşim) :Günlük 38 mg soya isoflavonlarının diyete eklenmesinin menopozal semptomları anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur. Super Concentrated Izoflavonların postmenopozal dönemdeki kadınlarda geleneksel hormon replasman tedavilerine alternatif olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir; ancak soya konusunda yapılan başka bir araştırmada, soya izoflavon içeren hapları kullanan kadınların göğüslerinde daha fazla sayıda hücre gelişmesi izlendi. Soya izoflavon içeren haplar henüz test edilmediği için uzun vadede ne tür sorunlara yol açacağı bilinmiyor.

Bilberry (Yaban mersini ) : Güçlü bir antioksidan olarak bilberry dolaşım sistemi, gözler, beyin ve kalp sağlığına yardımcıdır. Bilberry meyvaları, kılcal damarların esnekliğini arttıran ve kan akımını çoğaltan bir flavonoid içerir. Araştırmalar standardize bilberry ekstresinin görme fonksiyonlarını iyileştirdiğini ve görme bozukluklarını azalttığını ortaya çıkarmıştır.

Dr. Quick’s Milk Thistle (Meryem Ana dikeni) : Karaciğer hücrelerini koruyucu ve onarıcı bir flavonoid olan Silymarin, Deve dikeni bitkisinde zengin olarak bulunmaktadır.Silymarin, karaciğer toksinlerinin hücre içine girmesini önleyerek karaciğerin zarar görmesini engellediği araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. İlaçların ve kimyasalların karaciğere vereceği zararı baskıladığı klinik çalışmalarda belirlenmiştir. Özellikle sigara, alkol ve ilaç (kemoterapi) kullanımında ve hava kirliliği olan yerlerde yaşayan kişilere beslenme desteği olarak tavsiye edilir.

Noni bitkisi : Polonya, Çin, Hindistan gibi ülkelerde 2 bini aşkın yıldır kullanılan Noni’nin halk içinde “eskilerin Aspirin’i” olarak anıldığı belirtiliyor.
Noni bitkisinin içerdiği kseronin ve prokseronin maddeleri antidepresif etki gösterir, neşe ve keyif verici olan endorfin salgısının üretimini sağlarlar. Eklem iltihaplarında görülen ağrıları dindirirler. Kseronin maddesi bir de iltihapları önler, antiallerjik etki gösterir ve organizmanın bakteri ve virüslere karşı direncini arttırır. Skopoletin maddesi tiroit bezinin çalışmasını kolaylaştırdığı gibi seratonin ve melatonin miktarını arttırır.Noni meyvesi bağışıklık sistemini güçlendirir, stresi azaltır ve uykuyu düzenler. Kontrolsüz hücre bölünmesini engelleyerek kansere karşı koruycu bir etki gösterir.

Lingzhi :
Lingzhi, Japonya’da tümörlerin gerilemesiyle sonuçlanan araştırmalardan ve kemoterapi tedavisini destekleyici özelliğinden dolayı kansere karşı etkili olduğu kanıtlanan tek doğal destek ilan edilmiştir. Lingzhi radyoterapi ve kemoterapinin yan etkilerini azaltmak; veya elimine etmek için tedavi öncesinde, sırasında ve sonrasında kullanılır. Saç dökülmesi, bulantı, kusma, ağız iltihabı, boğaz ağrısı ve iştah kaybı gibi yan etkilerin azalmasına yardımcı olur.
İçindeki kanın oksijen taşıma kapasitesini arttıran bileşenler(Polisakkaritler, germanyum) ve güçlü anti-oksidanlar ile kan basıncını düşürücü ve sinirsel gerilimi azaltıcı etkileri Lingzhi’nin tarihi ününün başlıca nedenleridir: Lingzhi tarih boyunca gençleşmek için kullanılmıştır. Lingzhi’nin(Ling zhi) Çince’deki kelime anlamı da zaten ölümsüzlük mantarı’dır.

Sözü edilen bitkisel maddelerin bir kısmını diyetle, yediğimiz gıdalarla alabildiğimiz gibi ; bunları tablet,kapsül,toz vb.. şekillerde bitkisel besin takviyeleri olarak piyasada bulabilmekteyiz.
Bitkisel destekleri kullanmadan önce muhakkak bir doktora danışılması gereklidir. Bu durum özellikle herhangi bir ilaç kullananlar için zorunludur. Çünkü bazı bitkisel desteklerin ilaç etkileşimlerine neden olduğu bilinmektedir.

●Bitkisel desteklerin “doğal” olarak etiketlenmesi kesinlikle güvenilir veya herhangi bir yan etkisi yok anlamına gelmez.
●Uygun olarak kullanılmaz veya aşırı miktarda tüketilirse sağlık problemlerine neden olabilir. Özellikle hamile ve çocuklarda bitkisel destek kullanımına oldukça dikkat edilmelidir.

●Günlük olarak tükettiğimiz gıdalar, diyetimizde bulunan besin maddeleri ve ayrıca aldığımız besin takviyeleri yaşam kalitemizi mutlaka etkilemektedir ; ancak birtakım yanıltmacalara, yanlış bilgilendirmelere kanmamalı,bu takviyelerin ilaç yerine geçemeyeceğini unutmamalı ve mucize sonuçlar yaratmasını beklememeliyiz.